AFYON HAYATI (3)

İşte, böyle türlü türlü işkence ve tazyikatlarla, gerek hapishane dahilinde gerek haricinde hizmetini dahi yaptırmamaya çalışmışlardır. Dünyada hiçbir kimseye yapılmayan zulüm ve ihanet Bediüzzaman’a yapılmıştır.
Nihayet 20 Eylül 1949 günü ceza müddetini hapishanede tamamlayarak tahliye edilmiştir. Bütün hapishanelerde hapisler resmi mesai saatlerinde tahliye edilirken Afyon hapishanesinde de saat onda adet iken, Bediüzzaman’ı fevkalâde bir tezahürat ile karşılamağa hazırlanan halkın istikbaline mâni olmak için, şafak vakti ile sabah namazı arasında hapishaneden tahliye etmişlerdir.

* * *

Bediüzzaman Hazretleri Afyon’da bir müddet ikamet etmiştir. Bu esnada cezasını çektiği ve temyiz mahkemesi mahkumîyet kararını tamamen lehine bozduğu halde, üç polise, kapısı önünde geceli gündüzlü nöbet beklettirilmiştir. x
Hapisten çıktığına pişman etmişler ve zulüm ve tazyikat devam ettirilmiştir. İki senelik ezici ve eritici bir hapisten çıktığı halde, hastalığını sormak için gelenler dahi yanına bırakılmamıştır. Tarihçe-i hayatında görüldüğü gibi; Rusya’da Rus kumandanı ona serbestiyet verdiği halde, öz vatanında ve bu mübarek ve muazzez millet-i İslâm için her şeyini feda eden Bediüzzaman’ın bayram ziyaretine gelenler dahi, resmi memurlar tarafından ziyaretten menedilmiştir.
Hatta hizmetçisiyle konuşanlar görülünce, “Sen, Bediüzzaman’ın hizmetçisiyle konuştun!” diye tazyikat yapılarak hüviyetleri tesbit edilmiştir. Bütün böyle kanunsuzluklar, halkı Bediüzzaman’a bir kad daha yaklaştırmış, eserlerini arayıp bulmak hususunda adeta bir kamçı tesiri husule getirmiştir. Bediüzzaman aleyhinde propaganda yapan ve yaptıranlardan ise fersahlarca uzaklaştırmıştır.
Bediüzzaman’a olan teveccüh-ü amme kırılmağa çalışıldıkça, millet ve gençlik, hususan yüksek tahsil gençliğinin hürmet ve bağlılığı artmıştır. Bediüzzaman aleyhtarlığı yapıldıkça, bu bağlar perçinleşmiştir. Menfi propagandalardan maksat, milletin Bediüzzaman’a olan teveccühünü kırarak, şahsını çürütüp, Risale-i Nur’un neşriyatını durdurmaktır. Halbuki, Risale-i Nur, müellifin şahsiyle bağlı değildir.
Risale-i Nur, Kur’anın malıdır. Risale-i Nur, başka eserlere benzemez. Risale-i Nur, başlı başına hüccet ve bürhan hazinesidir; yani bizatihi bürhan ve hüccettir. Risale-i Nur okuyan, müellifin şahsına bakmaz; doğrudan doğruya eserin içindeki hakikatlara binaendir ki; Bediüzzaman’ın aleyhinde yapılan çok dehşetli resmi propagandalar dahi akim kalmıştır. Ve akim kalmaya da mahkûmdur.
Evet, bu Millet-i İslamiye, vatan ve millete bu derece hadsiz istifade temin eden, Kur’an ve iman hizmetini görülmemiş bir feragat-i nefisle ve fedakârlıklarla yapan bu büyük müellif ve mütefekkirin, bu derece mahkemelerde sürüklendiğine, milyarlar teessüfler yağdırıyor.
Vatan ve milletin maslahatı nâmına haber veriyoruz ki: Bu iş bir an evvel neticelendirilmeli ve mahkemelere son verilmelidir. Zira Bediüzzaman’ın yaptığı Kur’ani hizmet İslam dünyası genişliğinde ve cihanşümûl bir çaptadır.
Bediüzzaman Said Nursî hakkında takdim ettiğimiz gayet yüksek hakikatlar ve gayet ali kıymetler, delilsiz değildir; içinde mübalağa yoktur.
Şüphe edenler, henüz hayatta olan Bediüzzaman’ı yakından tanımakla ve Risale-i Nur’u sebat ve devamla ve niyet-i hâlisane ile okumakla farkına varacaklardır ki; biz, bu tarihçe-i hayatta naklettiğimiz hakikatları ifade ederken, söz ve ifadelerimiz çok sönük olmuştur.
Hem kendilerinin, ihlâsla, bizden ziyade idrak edecekleri kanaatleri, bütün beşeriyete ilan etmek iştiyakına da sahip olacaklardır.
Bütün dünya mahkemeleri, gizli din düşmanlarının yaptıkları ithamlara nazaran Bediüzzaman’ı mahkûm etmeye çalışsalar, o mahkemeler delile istinad ettikçe, Bediüzzaman’ı mahkûm edemezler!
Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri, İslâmiyet düşmanları tarafından zehirlemelerin hastalıklariyle daimi yatak içerisinde gün geçirmekte ve şöyle demektedir: “Kabir kapısını bekliyorum”
Fakat biz Cenab-ı Haktan bütün kudret ve kuvvetimizle dua ve niyaz edioruz ki, o büyük din kahramanına daha çok uzun ömürleri lütuf buyursun.
Zira o gibi Kur’anın fedai ve muhlis bir hadimine, o gibi yüksek bir dahiye, o gibi büyük bir mütefekkire, o gibi bir hakikat kahramanına, o gibi nazirsiz bir İslam hâkimine, bütün Âlem-i İslam ve bütün cihan muhtaçtır.

* * *

Bediüzzaman’ın Emirdağ ve Afyon Hayatını kendi kalemiyle belirten On Beşinci Rica, Lem’alardan alınmış olup, buraya dercedilmiştir.
Devam edecek