AFYON HAYATI (5)
Sonra bu sırada, bu soğukta, en ziyade istirahata ve üşümemeğe ve dünyayı düşünmemeğe muhtaç olduğum bir hengamda, garazı ve kasdı ihsas eder bir tarzda, beni bu tahammülün fevkinde bu tehcir ve tecrid ve tevkif ve tazyika sevkedenlere fevkalade iğbirar ve kızmak geldi. Bir inayet, imdada yetişti. Manen kalbe ihtar edildi ki: İnsanların sana ettikleri aynı-ı zulümlerinde, aynı-ı adalet olan Kader-i İlahinin büyük bir hissesi var ve bu hapiste yiyecek rızkın var. O rızkın seni buraya çağırdı. Ona karşı rıza ve teslim ile mukabele lazım. Hikmet ve rahmet-i Rabbaniyenin dahi büyük bir hissesi var ki, bu hapistekileri nurlandırmak ve teselli vermek ve size sevab kazandırmaktır. Bu hissiye karşı, sabır içinde, binler şükretmek lazım.
Hem senin nefesinin bilmediğin kusurlariyle onda bir hissesi var. O hisseye karşı istiğfar ve tövbe ile, nefesine: "Bu tokada müstahak oldun demelisin.
Hem gizli düşmanların desiseleriyle bazı safdil ve vehham memurları iğfal ile zulme sevketmek cihetiyle, onların da bir hissesi var. Ona karşı Risale-i Nur’un o munafıklara vurduğu dehşetli manevi tokatlar, senin intikamını onlardan almış. O, onlara yeter. En son hisse, bilfiil vasıta olan resmi memurlardır. Bu hissiye karşı, onların Nurlara tenkid niyetiyle bakmalarında ister istemez şüphesiz iman cihetinde istifadelerinin hatırı için, onları affetmek bir alüvvücenablıktır. Ben de bu hakikatlı ihtardan kemal-i ferah ve şükür ile, bu yeni Medrese-i Yüsufiyede durmağa, hatta aleyhimde olanlara yardım etmek için kendime mücib-i ceza zararsız bir suç yapmağa karar verdim.
Hem benim gibi yetmişbeş yaşında ve alakasız ve dünyada sevdiği dostlarından, yetmişten ancak hayatta beşi kalmış ve onun vazife-i Nuriye’sini görecek yetmişbin Nur nüshaları baki kalıp serbest geziyorlar. Ve bir dile bedel, binler dil ile hizmet-i imaniyeyi yapacak kardeşleri, varisleri bulunan benim gibi bir adama kabir, bu hapisten yüz derece ziyade hayırlıdır. Ve bu hapis dahi, haricinde hürriyetsiz tahakkümler altındaki serbestiyetten yüz derece daha rahat, daha faidelidir. Çünkü; haricinde, tek başıyla yüzer alakadar memurların tahakkümlerini çekmeğe mecbur olur. Ona mukabil,hapiste çok dostlardan kardeşane taltifler, teselliler görür. Hem İslamiyet şefkati ve insaniyet fıtratı, bu vaziyette ihtiyarlara merhamete gelmesi, hapis zahmetini rahmete çeviriyor diye, hapse razı oldum.
Bu üçüncü mahkemeye geldiğim sırada zafiyet ve ihtiyarlık ve rahatsızlıktan ayakta durmağa sıkıldığımdan, mahkeme kapısının haricinde bir iskemlede oturdum. Birden bir hakim geldi, hiddet etti, "Neden ayakta beklemiyor?" ihanetkarane dedi.Ben de ihtiyarlık cihetinden bu merhametsizliğe kızdım. Birden baktım, pek çok Müslümanlar, kemal-i şefkat ve uhuvvetle merhametkarane bakıp etrafımızda toplanmışlar, dağılmıyorlar. Birden "İki Hakikat" ihtar edildi.
Birincisi: Benim ve Nurların gizli düşmanlarımız, benim istemediğim hakkımdaki teveccüh-ü ammeyi kırmak ile Nurun fütuhatına sed çekilir diye, bazı safdil resmi memurları kandırıp, şahsını millet nazarında çürütmek fikriyle, ihanetkarane böyle muameleye sevketmişler. Buna karşı inayet-i İlahiye, Nurların iman hizmetine mukabil, bir ikram olarak, o bir tek adamın ihanetine bedel, bu yüz adama bak! Hizmetinizi takdir ile şefkatkarane acıyarak alakadarane sizi istikbal ve teşyi ediyorlar. Hatta ikinci gün ben, müstantık dairesinde müddeiumumun suallerine cevap verirken hükümet avlusunda mahkeme pencerelerine karşı bin kadar ahali kemal-i alaka ile toplanıp lisan-ı hal ile "Bunları sıkmayınız!" dediklerini, vaziyetleriyle ifade ediyorlar gibi göründüler. Polisler onları dağıtamıyordular. Kalbime ihtar edildi ki: Bu ahali, bu tehlikeli asırda tam bir teselli ve söndürülmez bir nur ve kuvvetli bir iman ve saadet-i bakiyeyi bir doğru müjde istiyorlar ve fıtraten arıyorlar ve Nur Risalelerinde aradıkları bulunuyor diye işitmişler ki, benim ehemmiyetsiz şahsıma, imana bir parça hizmetkarlığım için haddimden çok ziyade iltifat gösteriyorlar.
İkinci Hakikat: Emniyetli ihlal vahmiyle bize ihanet etmek ve teveccüh-ü ammeyi kırmak kasdiyle tahkirkarane aldanmış mahdut adamların bed muamelelerine mukabil, hadsiz ehl-i hakikatın ve nesl-i atinin takdirkarane alkışlamaları var diye ihtar edildi. Evet komünist perdesi altında anarşistliğin emniyet-i umumiyeyi bozmağa dehşetli çalışmasına karşı Risale-i Nur ve Şakirdleri, iman-ı tahkiki kuvvetiyle bu vatanın her tarafında o müdhiş ifsadı durduruyor ve kırıyor. Emniyeti ve asayişi temine çalışıyor ki, pek çok bir kesrette ve memleketin her tarafında bulunan Nur Talebelerinden, bu yirmi senede alakadar üç dört kadar mahkeme ve on vilayetin zabıtaları, emniyeti ihlale dair bir vukuatlarını bulmamış ve kaydetmemiş. Ve üç vilayetin insaflı bir kısım zabıtaları demişler: "Nur talebeleri manevi bir zabıtadır. Asayişi muhafaza bize yardım ediyorlar. İman-ı tahkik ile, Nur’u okuyan her adamın kafasında bir yasakçı bırakıyorlar. Emniyeti temine çalışıyorlar." Bunun bir nümünesi Denizli Hapishanesindedir. Oraya Nurlar, ve o mahpuslar için yazılan Meyve Risalesi girmesiyle, üç-dört ay zarfında ikiyüzden ziyade o mahpuslar öyle fevkalade itaatli, dindarane bir salah-ı hal aldılar ki, üç dört adamı öldüren bir adam, tahta bitlerini öldürmekten çekiniyordu. Devam edecek
Hem senin nefesinin bilmediğin kusurlariyle onda bir hissesi var. O hisseye karşı istiğfar ve tövbe ile, nefesine: "Bu tokada müstahak oldun demelisin.
Hem gizli düşmanların desiseleriyle bazı safdil ve vehham memurları iğfal ile zulme sevketmek cihetiyle, onların da bir hissesi var. Ona karşı Risale-i Nur’un o munafıklara vurduğu dehşetli manevi tokatlar, senin intikamını onlardan almış. O, onlara yeter. En son hisse, bilfiil vasıta olan resmi memurlardır. Bu hissiye karşı, onların Nurlara tenkid niyetiyle bakmalarında ister istemez şüphesiz iman cihetinde istifadelerinin hatırı için, onları affetmek bir alüvvücenablıktır. Ben de bu hakikatlı ihtardan kemal-i ferah ve şükür ile, bu yeni Medrese-i Yüsufiyede durmağa, hatta aleyhimde olanlara yardım etmek için kendime mücib-i ceza zararsız bir suç yapmağa karar verdim.
Hem benim gibi yetmişbeş yaşında ve alakasız ve dünyada sevdiği dostlarından, yetmişten ancak hayatta beşi kalmış ve onun vazife-i Nuriye’sini görecek yetmişbin Nur nüshaları baki kalıp serbest geziyorlar. Ve bir dile bedel, binler dil ile hizmet-i imaniyeyi yapacak kardeşleri, varisleri bulunan benim gibi bir adama kabir, bu hapisten yüz derece ziyade hayırlıdır. Ve bu hapis dahi, haricinde hürriyetsiz tahakkümler altındaki serbestiyetten yüz derece daha rahat, daha faidelidir. Çünkü; haricinde, tek başıyla yüzer alakadar memurların tahakkümlerini çekmeğe mecbur olur. Ona mukabil,hapiste çok dostlardan kardeşane taltifler, teselliler görür. Hem İslamiyet şefkati ve insaniyet fıtratı, bu vaziyette ihtiyarlara merhamete gelmesi, hapis zahmetini rahmete çeviriyor diye, hapse razı oldum.
Bu üçüncü mahkemeye geldiğim sırada zafiyet ve ihtiyarlık ve rahatsızlıktan ayakta durmağa sıkıldığımdan, mahkeme kapısının haricinde bir iskemlede oturdum. Birden bir hakim geldi, hiddet etti, "Neden ayakta beklemiyor?" ihanetkarane dedi.Ben de ihtiyarlık cihetinden bu merhametsizliğe kızdım. Birden baktım, pek çok Müslümanlar, kemal-i şefkat ve uhuvvetle merhametkarane bakıp etrafımızda toplanmışlar, dağılmıyorlar. Birden "İki Hakikat" ihtar edildi.
Birincisi: Benim ve Nurların gizli düşmanlarımız, benim istemediğim hakkımdaki teveccüh-ü ammeyi kırmak ile Nurun fütuhatına sed çekilir diye, bazı safdil resmi memurları kandırıp, şahsını millet nazarında çürütmek fikriyle, ihanetkarane böyle muameleye sevketmişler. Buna karşı inayet-i İlahiye, Nurların iman hizmetine mukabil, bir ikram olarak, o bir tek adamın ihanetine bedel, bu yüz adama bak! Hizmetinizi takdir ile şefkatkarane acıyarak alakadarane sizi istikbal ve teşyi ediyorlar. Hatta ikinci gün ben, müstantık dairesinde müddeiumumun suallerine cevap verirken hükümet avlusunda mahkeme pencerelerine karşı bin kadar ahali kemal-i alaka ile toplanıp lisan-ı hal ile "Bunları sıkmayınız!" dediklerini, vaziyetleriyle ifade ediyorlar gibi göründüler. Polisler onları dağıtamıyordular. Kalbime ihtar edildi ki: Bu ahali, bu tehlikeli asırda tam bir teselli ve söndürülmez bir nur ve kuvvetli bir iman ve saadet-i bakiyeyi bir doğru müjde istiyorlar ve fıtraten arıyorlar ve Nur Risalelerinde aradıkları bulunuyor diye işitmişler ki, benim ehemmiyetsiz şahsıma, imana bir parça hizmetkarlığım için haddimden çok ziyade iltifat gösteriyorlar.
İkinci Hakikat: Emniyetli ihlal vahmiyle bize ihanet etmek ve teveccüh-ü ammeyi kırmak kasdiyle tahkirkarane aldanmış mahdut adamların bed muamelelerine mukabil, hadsiz ehl-i hakikatın ve nesl-i atinin takdirkarane alkışlamaları var diye ihtar edildi. Evet komünist perdesi altında anarşistliğin emniyet-i umumiyeyi bozmağa dehşetli çalışmasına karşı Risale-i Nur ve Şakirdleri, iman-ı tahkiki kuvvetiyle bu vatanın her tarafında o müdhiş ifsadı durduruyor ve kırıyor. Emniyeti ve asayişi temine çalışıyor ki, pek çok bir kesrette ve memleketin her tarafında bulunan Nur Talebelerinden, bu yirmi senede alakadar üç dört kadar mahkeme ve on vilayetin zabıtaları, emniyeti ihlale dair bir vukuatlarını bulmamış ve kaydetmemiş. Ve üç vilayetin insaflı bir kısım zabıtaları demişler: "Nur talebeleri manevi bir zabıtadır. Asayişi muhafaza bize yardım ediyorlar. İman-ı tahkik ile, Nur’u okuyan her adamın kafasında bir yasakçı bırakıyorlar. Emniyeti temine çalışıyorlar." Bunun bir nümünesi Denizli Hapishanesindedir. Oraya Nurlar, ve o mahpuslar için yazılan Meyve Risalesi girmesiyle, üç-dört ay zarfında ikiyüzden ziyade o mahpuslar öyle fevkalade itaatli, dindarane bir salah-ı hal aldılar ki, üç dört adamı öldüren bir adam, tahta bitlerini öldürmekten çekiniyordu. Devam edecek
Yazarın Önceki Yazıları