AFYON HAYATI (7)

Evvelâ: Kur’anın elmas gibi hakikatlerini, ehl-i gaflet nazarında bir propaganda-yı siyaset tevehhümiyie cam parçalarına indirmek ve o kıymetdar hakikatlara ihanet etmemektir.
Saniyen: Risale-i Nur’un esas mesleği olan şefkat, hak ve hakikat ve vicdan, bizleri şiddetle siyasetten ve idareye ilişmekten menetmiş. Çünki tokada ve belâya müstahak ve küfr-ü mutlaka düşmüş bir - iki dinsize müteallik yedi - sekiz çoluk - çocuk, hasta ihtiyar masumlar bulunur. Musibet ve belâ gelse, o bîçareler dahi yanarlar. Bunun için, neticenin de husulü meşkûk olduğu halde, siyaset yoliyle idare ve âsâyişin zararına hayat-ı içtimaiyeye karışmaktan şiddetle menedilmişiz.
Sâlisen: Bu vatanın ve bu milletin hayat-ı içtimaiyesi bu acîb zamanda anarşilikten kurtulmak için beş esas lâzım ve zaruridir. ‘’Hürmet, Merhamet, Haramdan çekinmek, Emniyet, Serseriliği bırakıp itaat etmektir.’’ Risale-i Nur, hayât-ı içtimaiyeye baktığı zaman, bu beş esası kuvvetli ve kudsî bir surette tesbit ve tahkim ederek âsâyişin temel taşını muhafaza ettiğine delil ise; bu yirmi sene zarfında Risale-i Nur’un, yüz bin adamı vatan ve millete zararsız birer uzv-u nâfi haline getirmesidir. Isparta ve Kastamonu vilâyetleri buna şahiddir. Demek Risale-i Nur’un - ekseriyet-i mutlaka - eczalarına ilişenler, herhalde bilerek veya bilmiyerek anarşilik hesabına vatana ve millete ve hâkimiyet-i İslâmiyeye hiyanet ederler. Risale-i Nur’un yüzotuz risalelerinin bu vatana yüzotuz büyük faidesini ve hasenesini, vehham ehl-i gafletin sathî nazarlarında kusurlu tevehhüm edilen iki - üç risalenin mevhum zararları çürütemez. Onları bunlarla çürüten, gayet derecede insafsız bir zâlimdir...
Eğer dinsizliği bir nevi siyaset zannedip, bu hâdisede bazılarının dedikleri gibi derseniz: ‘’Bu risalelerinle, medeniyetimizi, keyfimizi bozuyorsun.’’ Ben de derim: ‘’Dinsiz bir millet yaşayamaz.’’ dünyaca bir umumî düsturdur. Ve bilhassa küfr-ü mutlak olsa, Cehennemden daha ziyade elîm bir azâbı dünyada dahi verdiğini, Risale-i Nur’dan Gençlik Rehberi gayet kat’î bir surette isbat etmiş. O risale ise şimdi resmen tabedildi. Bir müslüman ‘’El-iyâzübillah’’ eğer irtidat etse, küfr-ü mutlaka düşer, bir derece yaşatan küfr-ü meşkûkte kalmaz. Ecnebi dinsizleri gibi de olmaz. Ve lezzet-i hayat noktasında, mâzi ve müstakbeli olmayan hayvandan yüz derece aşağı düşer. Çünki, geçmiş ve gelecek mevcudatın ölümleri ve ebedî müfarakatları, onun dalâleti cihetiyle, onun kalbine mütemadiyen hadsiz firakları ve elemleri yağdırıyor. Eğer îman gelse, kalbe girse, birden o hadsiz dostlar diriliyorlar: ‘’Biz ölmemişiz... mahvolmamışız.’’ lisan-ı halleriyle diyerek, o Cehennemî hâlet Cennet lezzetine çevrilir. Mâdem hakikat budur. Size ihtar ediyorum! ‘’Kur’an’a dayanan Risale-i Nur ile mübareze etmeyiniz... O mağlûb olmaz, bu memlekete yazık olur. (Hâşiye) O başka yere gider yine tenvir eder. Eğer başımdaki saçlarım adedince başlarım bulunsa, her gün biri kesilse, hakikat-ı Kur’aniyeye feda olan bu başı zındıkaya ve küfr-ü mutlaka eğmem! Ve bu hizmet-i imaniye ve nuriyeden vaz geçmem ve geçemem...’’
Elhasıl: Hayat-ı ebediyeyi mahveden ve hayat-ı dünyeviyeyi dehşetli bir zehire çeviren ve lezzetini imha eden küfr-ü mutlakı, otuz senedenberi köküyle kesen ve tabiiyyunun dehşetli bir fikr-i küfrîlerini öldürmeğe muvaffak olan ve bu milletin iki hayatının saadet düsturlarını hârika hüccetleriyle parlak bir surette isbat eden ve Kur’anın hakikat-ı arşiyesine dayanan Risale-i Nur, böyle küçük bir risalenin bir iki maddesiyle değil, belki bin kusuru dahi olsa, onun binler büyük haseneleri onları affettirir diye dâva ediyoruz.. ve isbatına da hazırız...
Mâdem Cumhuriyet prensipleri hürriyet-i vicdan kanuniyle dinsizlere ilişmiyor.. elbette, mümkün olduğu kadar dünyaya karışmayan ve ehl-i dünya ile mübareze etmiyen ve âhiretine ve îmanına ve vatanına dahi nâfi bir tarzda çalışan dindarlara ilişmemek gerektir ve elzemdir. Bin senedenberi bu milletin gıda ve ilâç gibi bir hâcet-i zaruruyesi olan takvayı ve salâhatı, bu mazhar-ı Enbiya olan Asya’da hükmeden ehl-i siyaset yasak etmez ve edemez biliyoruz. Yirmi senedenberi münzevî yaşıyan ve yirmi sene evvelki Said’in kafasiyle sorduğu bu suallerde, bu zamanın tarz-ı telâkkisine uygun gelmiyen kusurlarına bakmamak insaniyetin muktezasıdır. Vatan ve millet ve asayişin menfaati hesabına bunu da hatırlatmak bir vazife-i vataniyem olması cihetiyle derim:
Böyle, bize ve Risale-i Nur’a az bir münasebetle taht-ı tevkife alınmak, gücendirmek yüzünden; vatana ve âsâyişe dindârâne menfaati bulunan pek çok zâtları idare aleyhine çevirebilir, anarşiliğe meydan verir. Evet, Risale-i Nur ile imanlarını kurtaran ve millete zararsız ve tam menfaatdar vaziyete girenler, yüzbinden çok ziyadedir! Hükûmet-i Cumhuriyenin belki her büyük dairesinde ve milletin her tabakasında faideli müstakimâne bir surette bulunuyorlar. Bunları gücendirmek değil, belki himaye etmek elzemdir. Şekvamızı dinlemiyen ve bizi söyletmiyen ve bahanelerle sıkıştıran bir kısım resmî adamlar, vatan aleyhinde anarşiliğe meydan açıyorlar diye kuvvetli bir vehim hatırımıza geliyor.
Hem, maslahat-ı hükûmet namına derim: Mâdem ‘’Beşinci Şua’ı hem Denizli, hem Ankara mahkemeleri tetkik edip ilişmemişler, bize verdiler; elbette onu yeniden resmiyete koyup dedikodulara meydan açmamak idarece zaruridir.                 Devam edecek