EMİRDAĞ HAYATI (16)
Hâlî zamanda camiye gidiyordum. Haberim olmadan, talebeler beni üşütmemek için mahfelde bir kulübecik yapmışdılar. Ben de dört - beş gündür kendi kendime karar verdim, daha gitmiyeceğim. O malûm zabit adam vâsıta olup kulübeciği kaldırdılar; bana da resmen tebliğ ettiler ki, daha câmiye gitmiyeceksin! Fakat, habbeyi kubbe yapıp bir heyecan verdiler. Hiçbir ehemmiyeti yok, hiç de merak etmeyiniz. Tahminimce, her tarafta haddimden pek fazla teveccüh-ü âmmeyi kırmak için, bana böyle bazı bahanelerle ihanet ediyorlar. Eski zamanımı düşünüp güya tahammül etmiyeceğim. Halbuki, Risale-i Nurun selâmet ve intişarına halel gelmemek şartiyle, her gün bin ihanet ve tazibler de gelse Allaha şükrederim. Ben ehemmiyet vermediğim gibi, buradaki talebeler de hiç sarsılmıyorlar. Çoktanberi beklediğimiz bu hâdise de, inâyet-i İlâhiyye ile hafif geçti. Umum kardeşlerime birer birer selâm ve dua ediyoruz.
Said Nursî
NUR TALEBELERİNİ RİSALE-İ NURDAN ÇEKMEK İSTİYENLERİN DESİSELERİNİ BEYAN EDİP, ÖYLELERE NE ŞEKİLDE CEVAP VERİLMESİ HAKKINDA ÜSTADIN HÜLSALI BİR MEKTUBU
Aziz Sıddık Kardeşlerim;
Gayet ehemmiyetli bir mes’eleyi (bundan evvel size icmalen beyan ettiğim mes’eleyi) tekrar size söylememe kuvvetli, mânevî bir ihtar aldım. Şöyleki:
Perde altındaki düşmanımız münafıklar, şimdiye kadar yaptıkları gibi, adliyeyi ve siyaset ve idareyi zâhiri dinsizliğe âlet edip, bize hücumları akîm kaldığı; ve Risale-i Nurun fütuhatına menfaati olan eski plânlarını bırakıp, daha münâfıkane ve şeytanı da hayrette bırakacak bir plân çevirdiklerine dair buralarda emareleri göründü. O plânların en mühim bir esası; has, sebatkâr kardeşlerimizi soğutmak, fütur vermek, mümkün ise Risale-i Nurdan vazgeçirmektir. Bu noktada o kadar acib yalanları ve desiseleri istimal ediyorlar ki, Isparta ve havalisi, gül ve nur fabrikasının kahraman şâkirdleri gibi, çelik ve demir gibi bir sebat ve sadakat ve metanet lâzım ki dayanabilsin. Bazı da dost suretinde hulûl edip, korkutmak mümkünse, habbeyi kubbe edip evham veriyorlar. ‘’Aman, aman! Saide yanaşmayınız! Hükûmet takibediyor.’’ diye zaifleri vazgeçirmeye çalışıyorlar. Hatta bazı genç talebelere, hevesatlarını tahrik için, bazı genç kızları musallat ediyorlar. Hatta Risale-i Nur erkânlarına karşı da, benim şahsımın kusurâtını, çürüklüğünü gösterip; zâhiren dindar ehl-i bid’adan bazı şöhretli zatları gösterip; ‘’Biz de müslümanız, din yalnız Saidin mesleğine mahsus değil’’ deyip, bize karşı perde altında cephe alan zındıklara ve anarşilik hesabına o safdil ehl-i diyanet ve hocaları âlet edip istimal ediyorlar. İnşaallah bunların bu plânları da akîm kalacak. Böyle heriflere dersiniz:
‘’Biz, Risale-i Nurun şâkirdleriyiz. Said de, bizim gibi bir şâkirddir. Risale-i Nurun menbaı mâdeni esası da Kur’andır. Yirmi senedir emsalsiz tetkikat ve takibatla beraber, kıymetini ve galebesini en muannid düşmana da isbat etmiştir. Onun tercümanı ve bir hizmetkârı olan Said ne halde olursa olsun, hattâ Said de el’iyazübillâh Risale-i Nurun aleyhine dönse, bizim sadakatimiz ve alâkamızı İnşaallah sarsmıyacak deyip, o kapıyı kaparsınız. Fakat, mümkün olduğu kadar Risale-i Nurlar meşgul olmak; elinden gelirse yazmak; ve mübalâğalı propagandalara hiç ehemmiyet vermemek; ve eskisi gaibi tam ihtiyat etmek gerektir.
Umum kardeşlerimize birer birer selâm ve dua ediyoruz.
Said Nursî
* * *
Bu vatandaki milletin en büyük kuvveti olan lem-i İslâmın teveccühünü ve hamiyetini ve uhuvvetini kırmak ve nefret verdirmek için, siyaseti dinsizliğe âlet ederek, perde altında küfr-ü mutlakı yerleştirmek istiyenler, hükûmeti iğfal ve adliyeyi iki defadır şaşırtıp, der: ‘’Risale-i Nur Şakirdler, dini siyasete âlet eder; emniyete zarar vermek ihtimali var.’’_Halbuki, bu memlekete maddî ve manevî bereketi ve fevkalâde hizmeti ve umum lem-i İslâma taallûk edecek hakaiki câmi olduğu, otuzüç âyât-ı Kur’aniyenin işaretiyle ve İmam-ı Alinin (R.A.) üç keramet-i gaybiyesiyle ve Gavs-ı zamın k^at’î ihbariyle tahakkuk etmiş olan Risale-i Nurun, siyasetle alâkası yoktur. Fakat, küfr-ü mutlakı kırdığı için, küfr-ü mutlakın altı olan anarşilik ve üstü olan istibdad-ı mutlakı, esasiyle bozar, reddeder. Emniyeti ve asayişi ve hürriyeti ve adâleti te’min eder. Risale-i Nura, daha vatana, idareye zararı dokunmak bahanesiyle tecavüz edilmez. Daha kimseyi o bahane ile inandıramazlar. Fakat, cepheyi değiştirip, din perdesi altında bazı safdil hocaları veya bid’a taraftarları veya enaniyetli sofi meşreblileri, bazı kurnazlıklar ile, Risale-i Nura karşı iki sene evvel İstanbul’da ve Denizli civarında olduğu gibi istimal etmeye münafıklar belki çabalıyacaklar. İnşallah muvaffak olamazlar.
Devam Edecek