EMİRDAĞ HAYATI (17)
O dehşetli belâdan birisi: Hıristiyan dinini mağlûb eden ve anarşiliği yetiştiren, şimalde çıkan dehşetli dinsizlik cereyanının bu vatanı manevî istilâsına mukabil Risale-i Nur, Sedd-i Zülkarneyn gibi bir Sedd-i Kur’anî vazifesini görebilir.
İkincisi: lem-i İslâmın, bu mübarek vatanın ahalisine karşı pek şiddetli itiraz ve ithamlarını izale etmek için matbuat lisaniyle konuşmak lâzım gelmiş, diye kalbime ihtar edildi. (Hâşiye 1)
Ben, dünyanın halini bilmiyorum, fakat Avrupada istiâkârâne hükmeden ve Edyan-ı Semaviyeye dayanmıyan bu dehşetli cereyanın istilâsına karşı Risale-i Nur hakikatları bir kal’a olduğu gibi lem-i İslâmın ve Asya Kıt’asının hâl-i hazırdaki itiraz ve ithamını izale ve eskideki muhabbet ve uhuvvetini iade etmeye vesile olan bir mu’cize-i Kur’aniyedir. Bu vatanın, bu milletin vatanperver siyasileri sür’atle Risale-i Nuru tabettirerek resmî neşretmeleri lâzımdır ki, bu iki belâya karşı siper olsunlar" (Hâşiye 2).
Said Nursî
* * *
(Hâşiye 1: İşte bu hakikat, Risale-i Nurun -bu mektubun yazılışından on sene sonra- Ankara’da matbaalarda tabedilmesiyle tahakkuk etmiştir. Hâşiye 2: Bu, dünya çapındaki büyük şerefe ve en muazzam İslâmî hizmete, ancak yeni hükûmet mazhar olabilmiş; ve büyük bir anlayış göstererek, Risale-i Nurun matbaalarda 1956 senesinde basılmasına sebeb olmakla, Millet-i İslâmiyenin büyük bir teveccühünü kazanmakla, kuvvetini çok fazla arttırmak muvaffakıyetini elde etmiştir.)
BİRDEN İHTAR EDİLDİ KALEME ALMAĞA MECBUR OLDUM
Kardeşlerim;
Şimdi tam tahakkuk etti ki; resmen bana ihânet ve hakaret etmek, onunla, teveccüh-ü âmmeyi hakkımda kırmak için gizli bir tedbir kurulmuş. Benim bütün dostlarımı -perde altında- soğutmak ve ürkütmeye çalışıyorlar. Halbuki, ‘’Sikke-i Tadik-i Gaybi’’ onların bütün propagandalarını zir ü zeber ediyor. Gerçi, böyle dinsizlik hesabına bana olan hakaret, bir derece beni sıkıyor; eski Saidden kalma bazı damarlarıma dokunuyor. Fakat Risale-i Nurun hârika fütuhatı ve şâkirdlerinin ehl-i hakikat nazarında ve rûhanî ve melâikeler yanında hürmet ve merhametle karşılanmaları, benim şahsıma gelen ihanet ve hakaretlerin sivrisinek kanadı kadar ehemmiyeti kalmaz. O bedbaht ehl-i ihanet, dindarlık cihetiyle, ehl-i din ve ehl-i ulûm-u diniyenin hürmetini kırmak dine bir ihanet olduğu cihetinde, rûhanî ve melâikelerin ve ehl-i îman ve ehl-i hakikatın nazarında mel’un olduğu gibi; binden ancak bir iki serserinin veya zındığın aferinini kazanırlar. O bedbahtlar bana hakaret etmekle, güya Risale-i Nurun nüfuzunu kırıyor; şahsımı menba zannedip beni çürütmekle, Risale-i Nur sukut edecek gibi ahmakane bir zan ile şahsıma tecavüz oluyor.
Ben de derim: Ey bana dinsizlik hesabına ihanet ve hakaret eden bedbahtlar! Kat’iyyen size haber veriyorum; yakında tövbe etmemek şartiyle, hiç çar-i halâs yok ki, ecel cellâdiyle sen, idam-ı ebedî ile ölüm darağacı ile asılacaksın! Şeraretli ruhun dahi ebedî bir haps-i münferitte mahkûm olmakla beraber, ehl-i îman ve ruhanilerin nefret ve lânetini kazanacaksın! Tövbe etmemek şartiyle, benim intikamım, senden, pek muzaaf bir suretde alınıyor bildiğimden, hiddet değil hatta sana acıyorum!...
Amma Risale-i Nurun, senin gibi sinekler kadar ehemmiyeti olmıyanların perde çekmesi, zerre kadar nüfuzunu kıramaz. Yüzbinler adam onunla îmanlarını kurtardıkları için, ruh-u canla hürmet ve perestiş ederler. Amma şahsımın teessürü ise kat’iyyen size haber veriyorum ki; bir iki dakika asabiyetli bir teessüratıma mukabil, birden öyle bir teselli buluyorum ki, bin derece sizlerin hakaret ve ihaneti ziyadeleşse o teselliyi kıramaz. Çünki, Risale-i Nurun keşf-i kat’isiyle, dinsizlik hesabına bize hücum edenler, ebedî azablar ve haps-i münferidde idâm-ı ebedî ile ihânetini gördükleri gibi; Risale-i Nurla îmanını kurtaran şâkirdleri, ölümle, terhis tezkeresi ve saadet-i ebediye vesikasını alıp, ebedî bir hürmet ve merhamet ve ikrama mazhar olacaklarını, feylesofları susturan binler hüccetlerle beyan etmişiz.
Devam Edecek