EMİRDAĞ HAYATI (21)
Bilirsin ki, büyük bir hasene ve iyilik, çok günahlara keffaret olur. Evet, o hemşehrimiz Sabri, hakikaten Nura ve Nur vasitasiyl îmana öyle bir hizmet eylemiş ki, bin hatasını affettirir. Sizin âlicenablığınızdan, o Nur hizmetleri hatırı için, dost bir hemşehri ve Nur hizmetinde bir arkadaş nazariyle bakmalısınız. Sahabelerin bir kısmı, o harblerde, adâlet-i izafiye ve nisbiye ve ruhsat-ı şer’iyeyi düşünüp, tâbi olarak, Hazret-i Alinin (R.A.) takip ettiği adâlet-i hakikiye ve azîmet-i şer’iyye ile beraber; zâhidane, müstağniyane, muktesidane mesleğini terkedip, muhalif tarafa bu içtihad neticesinde girdiklerini; hattâ, İmam-ı Alinin (R.A.) kardeşi Ukayl ve Habr-ül-ümme ünvanını alan Abdullah İbn-i Abbas dahi, bir vakit muhalif tarafında bulunduklarından, hakikî Ehl-i Sünnet Vel-Cemaat, bir düstur-u esasiye-i şer’iyyeye binaen diyerek o fitnelerin kapısını açmayı ve bahsetmeyi caiz görmüyorlar. Çünki, itiraza müstehak bir kaç tane varsa, tarafgirlik damariyle büyük Sahabelere, hattâ muhalif tarafında bulunan l-i Beytin bir kısmına ve Talha (R.A.) ve Zübeyr (R.A.) gibi Aşere-i Mübeşşereden büyük zâtlara itiraza başlar, zem ve adâvet meyli uyanır diye, Ehl-i Sünnet o kapıyı kapamak taraftarıdır._hatta, Ehl-i Sünnetin ve İlm-i Kelâmın azîm imamlarından meşhur Sa’deddin-i Taftazânî, Yezid ve Velid hakkında tel’in ü tadliline cevaz vermesine mukabil; Seyyid-i Şerif-i Cürcâni gibi Ehl-i Sünnet velcemaatin allâmeleri demişler: ‘’Gerçi Yezid ve Velid zâlim ve gaddar ve fâcirdirler, fakat, sekeratta îmansız gittikleri gaybîdir ve kat’î ve delil-i kat’î bulunmadığı vakit, îmanla gitmesi ihtimali ve tövbe etmek ihtimaliyle öyle hususî şahsa lânet edilmez. Belki, gibi umumî bir ünvan ile lânet caiz olabilir. Yoksa zararlı, lüzumsuzdur.’’ diye, Sadeddin-i Taftazanîye mukabele etmişler.
Senin, müdakkikane ve âlimane mektubuna karşı uzun cevap yazmadığımın sebebi, hem ehemmiyetli hastalığım ve ehemmiyetli meşgalelerim içinde acele bu kadar yazabildim.
Kardeşiniz
Said Nursî
* * *
DAHİLİYE VEKİLİYLE HASBIHALDEN BİR PARÇADIR
Hiçbir tarihte ve zemin yüzünde emsali vukubulmıyan bir zulme ve on vecihle kanunsuz bir gadre ve tazyike hedef olmuşum. Şöyleki:
Hem, şiddetli sû-i kasd eseri olarak zehirlenmeden hasta; hem gayet zaif, yetmişbir yaşında ihtiyar; hem, kimsesiz, acınacak bir gurbette; hem, palto ve fanilâ ve pabucunu satmakla maişetini temin eden fakir-ul hal hem yirmibeş sene münzevî olmasından, binden ancak tam sâdık bir adam ile görüşebilen bir merdümgiriz, mütevahhiş; hem, yirmi sene hayatını ve eserlerini üç mahkeme ve Ankara ehl-i vukufu inceden inceye tetkikten sonra bil’ittifak beraatına ve eserleri vatana, millete zararsız olarak menfaatli olmasına karşı verilmiş bir masum; hem, Eski Harb-i Umumîde ehemmiyetli hizmet etmiş bir evlâd-ı vatan; hem, şimdi bu milleti, bu vatanı, anarşilikten ve ecnebi ifsadlarından kurtarmak için, meydandaki tesirli âsâriyle bütün kuvvetiyle çalışan bir hamiyetperver; ve mahkemede yetmiş şahidle isbat edildiği gibi, yirmibeş senede bir gazeteyi okumıyan, merak etmiyen ve yedi sene Harb-i Umumiye bakmıyan, sormayan, bilmeyen ve eserlerinde kuvvetli delillerle siyasetten bütün bütün alâkasını kestiğini isbat eden ve dünyanıza karışmadığını adliyeleriniz resmen itiraf ettiği gibi bir zararsız adam; hem, âhiretine ve ihlâsına zarar gelmemek için şiddetle teveccüh-ü âmmeden kaçan ve kardeşlerinin onun hakkındaki hüsn-ü zanlarından ve medihlerinden çekinen, beğenmiyen bu bîçare Saide; başta Dâhiliye Vekili olan sen, Afyon Valisini ve Emirdağ zabıtasını musallat edip, hergün bir ay haps-i münferid azabını çektirmek ve tecrid-i mutlak içinde tek başiyle bir haps-i münferidde durmağa mecbur etmeğe, hangi maslahatınız iktiza eder? Hangi kanun bu dehşetli gadra müsaade eder diye, hukuk-u umumiyeyi muhafaza eden adliyenin yüksek dairesi vasitasiyle dahiliye vekiline beyan ediyorum.
Devam Edecek