EMİRDAĞ HAYATI (27)

Saniyen: Madem Risale-i Nur, o Mucize-i Kübra’nın elinde bir elmas kılınç hükmünde hizmetini göstermiş ve en muannid düşmanları teslime mecbur etmiş. Hem kalbi, hem ruhu, hattâ hissiyatı tam tenvir edecek ve ilâçlarını verecek bir tarzda, hazine-i Kur’âniyyenin dellâllığını yapan ve ondan başka me’haz ve mercii olmayan, bir mucize-i mâneviyesi bulunan Risale-i Nur, o vazifeyi yapıyor ve aleyhinde dehşetli propagandalar ve gayet muannid zındıklara tam galebe çalmış ve dalâletin en kalın ve boğucu ve en geniş daire-i âfâkında ve fennin en geniş perdelerinde, Asâ-yı Musadaki, Meyvenin Altıncı meselesi ve Birinci ve İkinci, Üçüncü ve Sekizinci Hüccetleriyle gayet parlak bir tarzda gafleti dağıtıp, nur-u tevhidi göstermiş. Elbette bizlere lâzım ve millete elzemdir ki; şimdi resmen izin verilen din tedrisatı için hususî dershaneler açılmasına ve izin verilen din tedrisatı için hususî dershaneler açılmasına ve izin verilmesine binaen, Nur şâkirdleri, mümkün olduğu kadar her yerde küçücük bir dershane-i Nuriye açmak lâzımdır._Gerçi, herkes kendi kendine bir derece istifade eder. Fakat herkes, her mes’elesini tam anlamaz. Hem iman hakikatlarının izahı olduğu için, hem ilim, hem marifetullah, hem ibadettir.
Eski medreselerde beş-on seneye mukabil, inşâallah Nur medreseleri beş-on haftada aynı neticeyi temin edecek. Ve yirmi senedir ediyor. Ve hem hükûmet ve millet ve vatan, hem hayat-ı dünyeviyesine ve siyasiyesine ve uhreviyesine pek çok faidesi bulunan bu Kur’ân lemeatlarına ve dellâlı bulunan Risale-i Nur’a, değil ilişmek tamamiyle terviç ve neşrine çalışmaları elzemdir ki, geçen dehşetli günahlara keffaret ve gelecek müthiş belâlara ve anarşistliğe bir sed olabilsin.
Kardeşlerim, merak etmeyiniz. Ve Nurun fevkalâde perde altındaki fütuhatına kanaat ediniz. Şimdiye kadar hiçbir eserin böyle ağır şeriat altında, bu derece tesirli intişarını tarih göstermiyor. Hem, tam serbestiyet verilmemesinin sebebi ve hikmeti, Nurların fevkalâde kuvvetinden korkuyorlar; belki sarsıntı verecek diye, tam takdir ve kabul etmek ile beraber, şimdilik resmen intişarından telâş ettiklerini, diyanet reisi büyük reisle görüşmesinde haber alınmış. Eski gibi hücum yok, belki müsalâha istiyorlar. Fakat, Nurlar lehinde kuvvetli cereyanlar, inşâallah o telâşı, iştiyakla resmen neşrine çevirecek.
Hem çok enaniyetliler, eserlerini terviç etmek için, Nurların meydana çıkmalarına kıskanmak damariyle taraftar olmuyorlar.
Salisen: Risale_i Nur; hacılarla hariç lem-i İslâma yayılıyor; kendi kendini lâyık ellere yetiştiriyor. Ve Şam’a el yazısiyle gönderdiğimiz Asa-yı Musa ve Zülfikar’ı hey’et-i ilmiye onbeş gün tetkik etmiş; tam takdir etmelerine alâmet olarak demişler: ‘’Biz bunu mecmualar halinde kısım kısım tabedelim, hem bunu birden tabetmeye çok para lâzım.’’
Said Nursî

* * *

Aziz Sıddık Kardeşlerim,
Evvelâ: Size, hem acib, hem elîm, hem lâtif bir macera-yı hayatımı ve düşmanlarımın hem şenî, hem bin ihtimalden bir tek ihtimal ile hiçbir şeytan hiçbir kimseyi kandıramadığı bir iftiralarını ve Nur’a karşı istimal edilecek hiçbir silâhları kalmadığını beyan etmeye bir münasebet geldi. Şöyle ki:
Tarih-i hayatımı bilenlere malûmdur. Ellibeş sene evvel, ben yirmi yaşlarında iken, Bitlis’te, merhum Vali Ömer Paşa hanesinde iki sene onun ısrariyle ve ilme ziyade hürmetiyle kaldım. Onun altı adet kızları vardır. Üçü küçük, üçü büyük. Ben, üç büyükleri iki sene beraber bir hanede kaldığımız halde, birbirinden tefrik edip tanımıyordum. O derece dikkat etmiyordum ki bileyim. Hattâ bir âlim misafirim yanıma geldi, iki günde onları birbirinden farketti, tanıdı. Herkes bendeki hale hayret ederek bana sordular: ‘’Neden bakmıyorsun?’’ Derdim: ‘’İlmin izzetini muhafaza etmek beni baktırmıyor.
Hem kırk sene evvel İstanbul’da, Kâğıthane şenliğinin yevm-i mahsusunda, Köprüden tâ Kâğıthaneye kadar, Haliç’in iki tarafında binler açık saçık Rum ve Ermeni ve İstanbullu karı ve kızlar dizildikleri sırada, ben ve merhum mebus Molla Seyyid Tâhâ ve mebus Hacı İlyas ile beraber bir kayığa bindik. O kadınların yanlarından geçiyorduk._Benim hiç haberim yoktu. Molla Tâhâ ve Hacı İlyas beni tecrübeye karar verdikleri ve nöbetle beni tarassut ettiklerini bir saat seyahat sonunda itiraf edip, dediler: ‘’Senin bu haline hayret ettik._Hiç bakmadın!’’ Dedim: ‘’Lüzumsuz, geçici, günahlı zevklerin âkiıbeti elemler, teessüfler olmasından istemiyorum.’’
Hem, bütün tarih-i hayatımda hediyeleri kabul etmek ve minnet altına girip, halkın sadaka ve ihsanlarını almaktan çekindiğimi, benim ile arkadaşlık edenler bilirler. Nurların ve hizmet-i imaniye ve Kur’âniyenin şerefini ve selâmetini himaye etmek için, dünyanın maddî ve içtimaî ve siyasî bütün ezvakını ve merakını terkettiğim ve idam gibi ehl-i garazın bütün tehditlerine beş para ehemmiyet vermediğim, yirmi sene işkenceli esaretimdeki iki dehşetli hapislerimde ve mahkemelerimde kat’î göründü.
Devam Edecek