EMİRDAĞ HAYATI (30)
Birincisi: Üç mahkeme ve üç ehl-i vukufun ve Ankara’nın yedi makamatının ve adliyelerin elinde iki sene Risale-i Nur tetkikle nazardan geçtiği halde, ittifakla, hiçbir muhalif kalmadan hem umum risalelerin beraatına, hem Said’le beraber yetmişbeş arkadaşiyle birlikte beraat ediliği ve bir gün bile ceza verilmediği halde, yeniden evrak-ı muzırra gibi onlara el uzatmak, ne derece kanunsuzdur, zerre kadar insafı olan bilir.
İkincisi: Dersiniz ki: Beraattan sonra üç buçuk sene Emirdağ’da münzevî, garib, kapısını hem dışarıdan kilit, hem içeriden sürgü ile kapayan ve yüzde bir adamı, zarurî bir iş olmazsa yanına kabul etmeyen; ve yirmi senedenberi devam eden te’lifini de bırakıp daha te’lif etmeyen bir adama, dünya siyaseti için kapısının kilidini kırarak yanına gelip, Arabî evradından ve başındaki bir iki levha-i imaniyeden başka taharriciler bir şey bulamadıkları halde, bu eziyetin ne derece hilâf-ı kanun olduğunu zerre kadar aklı bulunan anlar!
Üçüncüsü: Mahkemece yetmiş şâhidin tasdikiyle, yedi sene İkinci Harb-i Umumîyi bilmeyen ve merak edip sormayan; - ki şimdi on senedir aynı o halde bulunan - ve yirmi beş senedenberi hiçbir gazeteyi okumayan ve dinlemeyen ve otuz senedenberi deyip, siyasetten bütün kuvvetiyle kaçan; ver yirmi iki sene işkenceli sıkıntılar çektiği halde, ehl-i siyasetin nazar-ı dikkatini kendine celbetmemek ve siyasete karışmamak için, bir defa istirahati için hükûmete müracaat etmeyen bir adama, dehşetli bir siyasî gibi (siyasî entrikacısı gibi) onun menzilini ve inzivagâhını basıp hasta halinde emsalsiz bir sıkıntı ruhuna vermek, hiçbir kanuna muvafık gelir mi?_Zerre kadar vicdanı bulunan bu hale acıyacak.
Dördüncüsü: Eskişehir Mahkemesinde altı ay tetkikten sonra ve sebebi de cemiyetçilik ve tarikatçılık olduğu evham ve bahanesiyle, büyük bir reisin ona şahsî garaz ile, onun aleyhinde bazı adliyecileri teşvik ettiği halde; cemiyetçilik tarikatçılık ve Risale-i Nur cihetinde beraet ettirip; yalnız Risale-i Nur’un bir küçük parçası olan ‘’Tesettür Risalesi’’ ni bahane ederek, kanunla değilde yalnız kanaat-ı vicdaniye ile, yüztirmi şâkird içinde beş-on şâkirde altı ay ceza verdiler ki, tetkik zamanına kadar dört ay mevkuf, bir buçuk ay da hapis kaldıkları ve on sene sonra Denizli Mahkemesi, yine dokuz ay, cemiyetçilik ve tarikatçılık gibi birkaç bahane ile, bütün yirmi senelik mektubat ve te’lifatlarını inceden inceye tetkik ile beraber; Ankara’nın Ağır Ceza Mahkemesine beş sandık kitapları gönderdikleri ve iki sene o kitaplar ve mektuplar, Ankara ve Denizli Mahkemesindeki nazar-ı tetkikte kaldıkları halde; o mahkemeler, ittifakla, cemiyetçilik ve tarikatçılık vesair bahaneleri cihetinde beraat kararı verip; o kitap ve mektupları aynen sahiplerine iade ve Saidi, arkadaşlariyle beraber beraat ettirdikleri halde; bir siyasî cemiyet nazariyle ve entrikacı bir siyasî adam tarzında onu itham etmek ve adliye memurlarını onun aleyhinde cemiyetçilik noktasında sevketmek, ne kadar kanunsuz olduğunu insaniyeti sukut etmeyen bilir.
Beşincisi: Bir adam ki, hakikî meslek ve meşreb ittihaz ettiği yirmi-otuz senelik hayatında düstur kabul ettiği bir halin zıddiyle onu itham etmek nev’inden, kanunsuz ve keyfî bu taarrız hâdisesinin mahiyeti şudur ki: Ben, Risale-i Nur mesleğinin esası olan şefkat itibariyle, bir masuma zarar gelmemek için, bana zulmeden cânilere değil ilişmek, hattâ beddua da edemiyorum. Hattâ en şiddetli ve garazla bana zulmeden bazı fâsık, belki dinsiz zalimlere hiddet ettiğim halde; değil maddî, belki beddua ile de mukabelen beni o şefkat menediyor. Çünkü o zalim gaddarın, ya peder ve validesi gibi ihtiyar biçarelere, veya evlâdı gibi mâsumlara maddî ve mânevî darbe gelmemek için, o dört beş mâsumun hatırına binaen o zalim gaddara ilişmiyorum; bazan da helâl ediyorum.
İşte bu sırr-ı şefkat içindir ki, idare ve asayişe kat’iyyen ilişmediğim gibi, bütün arkadaşlarıma da o derece tavsiye etmişim ki, üç vilâyetin insaflı zabıtalarının bir kısmı itiraf etmişler ki: ‘’Bu Nur şâkirdleri mânevî bir zabıtadır, idare ve asayişi muhafaza ediyorlar’’ dedikleri ve bu hakikata binler şahid ve yirmi sene hayatiyle tasdik ve binler şâkirdlerin de zabıtaca hiçbir vukuat kaydetmemesi ile tasdik ve te’yid ettikleri halde; o biçare adamın, ihtilâlci ve insafsız bir komiteci gibi menzilini basmak ve insafsız adamlar ona ihanet etmek ve menzilinde bir şey bulunmamakla beraber; yüz cinayeti bulunan bir adam gibi, hattâ Kur’ânı ve başındaki levhalarını evrak-ı muzırra gibi toplamak, acaba dünyada hangi kanun müsaade eder?
Altıncısı: Bundan otuz sene evvel, Cenab-ı Hakkın inayetiyle, dünyanın muvakkat şan ü şerefinin ve enaniyetli hodfüruşluk ve şöhretperestliğin nne kadar zararlı ve ne kadar faidesiz ve mânasız olduğunu - hadsiz şükrolsun ki - Kur’ânın feyziyle anlamış bir adam; o zamandanberi bütün kuvvetiyle nefs-i emmaresiyle mücadele edip, mahviyetle benliği bırakmak ve tasannu ve riyakârlık yapmamak içinn elden geldiği kadar çalıştığına, ona hizmet veya arkadaşlık edenler kat’î bildikleri ve şehadet ettikleri halde ve yirmi senedenberi herkes kendi hakkında hoşlandığı ziyade hüsn-ü zan ve teveccüh-ü nas ve şahsını medih ve senadan ve kendini mânevî makam sahibi olduğunu bilmekten herkese muhalif olarak bütün kuvvetiyle kaçması ve hem has kardeşlerinin onun hakkındaki hüsn-ü zanlarını reddedip, o halis kardeşlerinin hatırlarını kırması ve yazdığı cevabî mektublarında onların, onun hakkında medihlerini ve ziyade hüsn-ü zanlarını kırması ve kenndini faziletten mahrum gösterip, bütün fazileti Kur’ânın tefsiri olan Risale-i Nur’a ve dolayısiyle Nur şâkirdlerinin şahs-ı mânevîsine verip kendini âdi bir hizmetkâr bilmesi kat’î isbat ediyor ki; şahsını beğendirmeye çalışmadığı ve istemediği ve reddetiği halde; onun rızası olmadan bazı dostları, uzak bir yerden onun hakkında ziyade hüsn-ü zan edip, methederek bir makam vermesi ve Kürahya havalisinde tanımadığı bir vâizin bazı sözleriyle, acaba hangi kanunla medar-ı mesuliyet olur ki, o biçare ve hasta ve çok ihtiyar ve garib ve münzevînin odasına, büyük bir cinayet işlemiş gibi kilidini kırıp taharri memurlarını sokmak; hem evradından ve levhalarından başka bir bahane de bulmamak; acaba dünyada hiçbir kanun ve hiçbir siyaset bu taarruza müsaade eder mi?
Devam Edecek