EMİRDAĞ HAYATI (35)
Merhum Hasan Feyzi, nurlardan aldığı hakikat dersini, nurlara işaret ederek güzel tanzim etmiş. Lâhikaya girsin.
Sait Nursî
Güzel oku! Her zerrede coşkun birer mânâ var,
Derd ehline bu mânâda canlar sunan eda var.
Vermek için parlaklığı, gamlı gönül evine,
Bir bak hele, her cilâdan üstün olan cilâ var.
Derin, güzel düşünce ile incelersen bunu sen,
Zaiflemiş ruhlar için dağlar gibi gıda var.
Hem dilersen, tükenmiyen sermaye-i serveti,
Aç gözünü Nurlara bak, işte sana tufan gibi gına var.
Beni tanı, yürü kulum yürü diye bizlere,
Her nefesde şefkat ile Rabbimizden nida var.
Duymuş isen bu nidayı her zerrenin dilinden,
Müjde olsun, artık sana cennet denen safa var.
Uzaklara bakma! ‘’Nurlara bak, yürü!’’ âlem onun âyinesi,
Görmez misin, her yüzünde aynı renkde ziya var.
Bir güneşdir her zerrede cilve yapıp parlayan;
Bilmez misin, sende dahi o edadan eda var.
Eller açıp yürü bugün kana kana Risale-i Nurdan ışık al!
Aşka uyan, nura kanan her zerrede reha var,
Hüner değil; dostu, düşman; yârı, ağyar eylemek;
Yadı biliş yapasın ki, ancak dostta vefa var.
Hünerdir ki; yaprak, atlas; toprak, elmas olmalı!
Çünki bir bak, ne yaprakta ne toprakta beka var.
Kısa görüp denizleri damlalara çevirme;
Hakikatda, her damlada gizli birer derya var.
Damla iken aslın senin, dağı taşı aşarsın,
Hem gökleri keşfedersin, sende ey nur, böyle daha var.
Bir noktayı bir cihan yap, o cihana hâkim ol,
Zira senin bir noktanda, güneş kadar zekâ var!
Her zerrenin kâbesidir kalbi, yine kendine,
Dikkat eyle, herbirinde yine ancak hüda var.
Sakın_Feyzi!.. Sen gözünü Hak yüzünden ayırma,
Hakkı gören gerçeklere, hakkı kadar atâ var.
(Denizli Kahramanı Merhum)
HASAN FEYZİ
H H H
(Mekteb-i Fünunda Ve Ulum-u İslâmiyede Gayet Müdakkik Ve Kıdemli Muallimlerden Hasan Feyzi’nin Bir Şiiri)
HAZRETİNİZE BURADAN AYRILIK SÖYLEMİŞTİM
Çekilip nur-u hidayet yine zindan olacak!
Yine fırkat, yine hasret, yine hüsran olacak.
Yine sen, yaş yerine kan akıtıp ağla gözüm....
Çünki hicran dolu kalbim yine hicran olacak.
Yine göç var diye mecnûna haber verme sakın!
Yine matem, yine zâri, yine efgan olacak.
Açılan ol gül-ü tevhid, sararıp solsa gerek;
Kapanıp Kâbe-i irfan, yine viran olacak.
Haber aldım ki yarın yad olacakmış bize yâr,
Ne büyük yâre ki, kimler buna derman olacak?
Bu büyük derd-i elemden kime şekva edeyim?
İşiten nâlemi, hep ben gibi nâlân olacak.
O şifa-bahş olan envarını sen çeksen eğer.
Bana kim nur verecek, kim bana Lokman olacak?
O temiz pak nefsin, âb-ı hayatı bu çölün;
Onu, dûr etme ki her ferd ona reyyan olacak.
Hele ol nur-u şerifin kime değmişse eğer.
Küçücük zerre de olsa, mehi taban olacak.
O lütufkar, o keremkâr eli öptükçe, benim
Bu küçük kalb-i hazinim yine handan olacak.
Bab-ı feyzinden ırak olmayı asla çekemem.
Dahi nezrim bu ki canım sana kurban olacak.
Nazarın erse garib başıma ey nuru Hüda.
Bu gün artık bu hakir bende de umman olacak.
Bu anasır, yüzüne her ne kadar çekse hicab;
Yine haksın, buna şahid yine Kur’an olacak.
Kab-ı Kavseynden alıp dersimi bildim ki ayân,
O güzel nur-u bedi’, mânevi sultan olacak.
Sakınıp, Feyzi-i biçareye bahs açma bu gün;
Yeni baştan yine şeyda, yine giryan olacak.
Biçare Talebeniz
HASAN FEYZİ
Devam Edecek