KASTAMONU HAYATI (11)

Cenab-ı Hakka yüz binler şükür olsun ki Risale-i Nur, kendi kendine tevessü ediyor, her tarafta fütuhatı var. Ehl-i dalâletin hileleri, onu durdurmuyor, bil’akis çok dinsizler teslim-i silâh ediyorlar. Hâfız Alinin dediği gibi, korkuları pek ziyadedir. Şimdi, dinsizlik taassubiyle değil, korku cihetiyle ilişiyorlar. O korku, Risale-i Nur lehine dönecek İnşâallah.
Said Nursî

* * *

Hem o eski dost zata, hem ehl-i dikkate ve sizlere beyan ediyorum ki: Kur’an-ı Mu’cizül-Beyanın feyziyle Yeni Said, hakaik-i imaniyeye dair o derece mantıkî ve hakikatlı bürhanlar zikrediyor ki; değil Müslüman uleması, belki en muannid Avrupa feylesoflarını da teslime mecbur ediyor ve etmektedir. Amma, Risale-i Nurun kıymet ve ehemmiyetine işari ve remzi bir tarzda Hazret-i Ali (R.A) ve Gavs-ı Azam’ın (R.A) ihbaratı nev’inden, Kur’an-ı Mu’cizül-Beyanın dahi, bu zamanda bir mucize-i mâneviyesi olan Risale-i Nura nazar-ı dikkati celbetmesi, manayı işari tabakasından remiz ve imaları, i’cazının şe’nindedir ve o lisan-ı gaybinin belâgat-ı mu’cizekâranesinin muktezasıdır. Evet; Eskişehir Hapishanesinde, dehşetli bir zamanda, kudsi bir teselliye pek çok muhtaç olduğumuz hengâmda, mânevi bir ihtarla; "Risale-i Nurun makbuliyetine dair eski evliyalardan şahid gösteriyorsun.
Acaba Risale-i Nuru Kur’an kabul eder mi? Oha ne nazarla bakıyor?" denildi. O acib sual karşısında bulundum. Ben de Kur’andan istimdad eyledim. Birden, otuzüç yetin mana-yı sarihinin teferruatı nev’indeki tabakatından mana-yı işari tabakasında ve o mana-yı işari külliyetinde dahil bir ferdi Risale-i Nr olduğunu ve duhûlüne ve medar-ı imtiyazına bir kuvvetli karine bulunduğunu bir saat zarfında hissettim ve bir kısmını bir derece izahlı, bir kısmını mücmelen gördüm. Kanaatımca hiçbir şüphe ve vehim ve vesvese kalmadı.
Ben de, ehl-i imanın imanını Risale-i Nurla muhafaza niyetiyle o kat’i kanaatımı yazdım ve has kardeşlerime, mahrem tutulmak şartiyle verdim. Ve o risalede, biz demiyoruz ki, Ayetin mana-yı sarihi budur. Hem dememişiz ki mana-yı işarinin külliyeti budur. Belki diyoruz ki: Mana-yı sarihinin tahtında müteaddid tabakalar var. Bir tabakası da, mana-yı işari ve remzidir ve o mana-yı işari de, bir küllidir; her asırda cüz’iyatları var. Risale-i Nur dahi bu asırda, o mana-yı işari tabakasının külliyetinde bir ferdidir ve o ferdin, kasden bir medar-ı nazar olduğuna ve ehemmiyetli bir vazife göreceğine, eskiden beri ulema mabeyninde cari bir düstur-u cifri ve riyazi ile karineler, belki hüccetler gösterilmiş iken; Kur’an yetini veya sarahatını değil incitmek, belki i’caz ve belâgatına hizmet ediyor. Bu nevi işarat-ı gaybiyeye itiraz edilmez. Ehl-i hakikatın nihayetsiz işarat-ı Kur’aniyeden had ve hesaba gelmiyen istihraçlarını inkâr edemiyen, bunu da inkâr etmemeli ve edemez. Amma benim gibi ehemmiyetsiz bir adamın elinde böyle ehemmiyetli bir eserin zuhur etmesini istiğrab ve istib’ad edip itiraz eden zat, eğer buğday tanesi kadar bir çam çekirdeğinden dağ gibi çam ağacını halk eylemek, azamet ve kudret-i İlahiyyeye delil olduğunu düşünse; elbette bizim gibi acz-i mutlak, fakr-ı mutlakta, ihtiyac-ı şedit zamanında böyle bir eserin zuhuru, vüs’at-i rahmet-i İlahiyyeye delildir demeye mecbur olur. Ben, sizi ve muterizleri, Risale-i Nurun şerefi ve haysiyetiyle temin ediyorum ki; bu işaretler ve evliyanın imalı haberleri, remizleri, beni daima şükre ve hamde ve kusurlarımdan istiğfara sevketmiş. Hiçbir dakika nefs-i emmareye medar-ı fahr ve gurur olacak bir enaniyet ve benlik vermediğini, size bu yirmi senelik hayatımın göz önündeki tereşşuhatiyle isbat ediyorum. Evet, bu hakikatle beraber, insan kusurlardan, nisyandan, sehivden hali değil. Benim bilmediğim çok kusurlarım var; belki de fikrim karışmış; risalede, hatalar da olmuş. Bu zamanda gayet kuvvetli ve hakikatlı milyonlar fedakârları bulunan meşrebler, meslekler bu dehşetli dalâlet hücumuna karşı zâhiren mağlûbiyete düştükleri halde; benim gibi yarım ümmî ve kimsesiz, mütemadiyen tarassut altında, karakol karşısında ve müdhiş müteaddid cihetlerle aleyhimde propagandalar ve herkesi tenfir etmek vaziyetinde bulunan bir biçare, o mesleklerden daha ileri, kuvvetli dayanan Risale-i Nura sahib değildir. O eser, onun hüneri olamaz ve onunla iftihar edemez.
Devam edecek