KASTAMONU HAYATI (13)

Yalnız kendilerini müdafaa için, müsalahakarane, medar-ı itiraz noktaları izah etmek ve cevab vermek gerektir. Çünki, bu zamanda enaniyet çok ileri gitmiş. Herkes, kameti mikdarında bir buz parçası olan enaniyetini eritmeyip bozmuyor, kendini mazur biliyor, ondan niza çıkıyor. Ehl-i hak zarar eder, ehl-i dalalet istifade ediyor. Malûm itiraz hadisesi ima ediyor ki, ileride meşrebini çok beğenen bazı zatlar ve hodgam bazı sofi meşrebler ve nefs-i emmaresini tam öldürmiyen ve hubb-u câh varasından kurtulmıyan bazı ehl-i irşad ve ehl-i hak, Risale-i Nura ve şakirdlerine karşı, kendi meşreblerini ve mesleklerinin revacını ve etbalarının hüsn-ü teveccühlerini muhafaza niyetiyle itiraz edecekler. Belki, dehşetli mukabele etmek ihtimali var. Böyle hadiselerin vukuunda, bizlere, itidal-i dem ve sarsılmak ve adavete girmemek ve o muarız tarifenin de rüesalarını çürütmemek gerektir.
Fâşetmek hatırıma gelmiyen bir sırrı fâşetmeye mecbur oldum.
Şöyleki:
Risale-i Nurun şahs-ı manevisi ve o şahs-ı maneviyi temsil eden has şakirdlerinin şahs-ı manevisi, "Ferid" makamına mazhar oldukları için; değil hususi bir memleketin kutbu, belki ekseriyetle Hicazda bulunan kutb-u  azamın tasarrufundan hariç olduğu gibi; onun hükmü altına girmeye de mecbur değil. Her zamanda bulunan iki imam gibi, onu tanımaya mecbur olmuyor. Ben, eskiden Risale-i Nurun şahs-ı manevisini o imamlardan birisini zannediyordum. Şimdi anlıyorum ki: Gavs-ı Azamda "Kutbiyet" ve "Gavsiyet"le beraber "Ferdiyet" dahi bulunduğundan ahir zamandaki şakirdlerinin bağlandığı Risale-i Nur, o ferdiyet makamının mazharıdır.
Bu gizlenmeye layık olan bu sırr-ı azime binaen, Mekke-i Mükerremede dahi farz-ı muhal olarak Risale-i Nur aleyhinde bir itiraz kutb-u azamdan dahi gelse, Risale-i Nur Şâkirdleri sarsılmayıp, o mübarek kutb-u azamın itirazını iltifat ve selâm suretinde telâkki edip, teveccühünü de kazanmak için, medar-ı itiraz noktaları o büyük üstadlarına karşı izah etmek, ellerini öpmektir.
Ey kardeşlerim! Bu zamanda, öyle dehşetli cereyanlar ve hayatı ve cihanı sarsacak hadiseler içinde, hadsiz bir metanet ve itidal-i dem ve nihayetsiz bir fedakarlık taşımak gerektir.
Evet Ahireti bildikleri ve iman ettikleri halde, dünyayı Ahirete severek tercih etmek ve kırılacak şişeyi, bâki bir elmasa bilerek rıza ve sevinçle tercih etmek; ve akibeti görmiyen kör hissiyatın hükmiyle, hazır bir dirhem zehirli lezzeti, ileride bir batman safi lezzete tercih etmek, bu zamanın dehşetli bir marazı ve musibetidir. O musibet sırriyle, hakiki mü’minler dahi, bazen ehl-i dalalete tarafdar olmak gibi dehşetli hatada bulunuyorlar. Cenab-ı Hak, ehl-i imanı ve Risale-i Nur Şakirdlerini, bu musibetlerin şerrinden muhafaza eylesin âmin.
* * *
Ey Kardeşlerim!
Bu zamanda, hususan bu sıralarda, Risale-i Nur Şakirdleri, tam bir metanet ve tesanüd ve dikkat etmeye mecburdurlar. Lillâhilhamd, Isparta ve havalisi kahramanları, demir gibi metanet göstermesiyle, başka yerlere de hüsn-ü misal oldu.
Ey Husrev! Tesirli ve güzel mektubunu aldım. Vazifenin başına geçmen, bizi fevkalâde mesrur etti. Binler sefâlarla geldin. Sen, bu bir buçuk sene, maddî kalemin işlemediğinden merak etme. Senin yerine o kerametli kaleminin yadigârı olan mu’cizat-ı Ahmediyenin biri, vilâyat-ı şarkiyede faalâne geziyor. Diğer son yazdığın nüsha da, İstanbulda senin yerinde çalışıp, İnşâallah fütuhat yapar.
Senin yazdığın mucizeli iki Kur‘an-ı Azîmüşşanın bu havalide, hususan Ramazan-ı Şerifte sana kazandırdıkları sevablar, tahsin ve tebriklerini, inşâallah yakında tab’a girmesiyle, Alem-i İslâmdan senin ruhuna yağacak rahmet dualarını düşün. Allaha şükret.
Said Nursî
* * *
Aziz Sıddık Kardeşlerim,
Ben, pek kat’i bir surette ve bine yakın tecrübelerim neticesinde kat’i kanaatım gelmiş ve ekser günlerde hissediyorum ki; Risale-i Nurun hizmetinde bulunduğum günde hizmetin derecesine göre kalbimde, bedenimde, dimağımda, maişetimde bir inkişaf, inbisat, ferahlık, bereket görüyorum. Ve çokları itiraf ediyor, "Biz de hissediyoruz" derler. Hatta, size geçen sene yazdığım gibi, benim pek az gıda ile yaşadığımın sırrı, o bereket imiş. Hem madem İmam-ı Şâfiîden rivayet var ki: "Halis talebe-i ulûmun rızkına ben kefalet edebilirim" demiş.
Devam edecek