KASTAMONU HAYATI (14)
Çünki rızıklarında vüs’at ve bereket olur. Madem hakikat budur ve madem halis talebe-i ulûm ünvanına Risale-i Nur Şakirdleri bu zamanda tam liyakat göstermişler; elbette şimdiki açlık ve kahta mukabil, Risale-i Nur hizmetini bırakmak ve zaruret-i maişet özriyle maişet peşinde koşmak yerine en iyi çare, şükür ve kanaat ve Risale-i Nur talebeliğine tam sarılmaktır.
Said Nursî
* * *
Risale-i Nur ve ondan tam ders alan şakirdleri; değil dünya siyasetlerine, belki bütün dünyaya karşı da Risale-i Nuru alet edemez ve şimdiye kadar da etmemiş. Biz, ehl-i dünyanın dünyalarına karışmıyoruz… Bizden zarar tevehhüm etmek, divaneliktir.
Evvela: Kur’an, bizi siyasetten menetmiş; ta ki elmas gibi hakikatları ehl-i dünya nazarında cam parçalarına inmesin.
Saniyen: Şefkat, vicdan, hakikat, bizi siyasetten menediyor. Çünki tokada müstehak dinsiz münafıklar onda iki ise, onlarla müteallik yedi sekiz masum, biçare, çoluk çocuk, zaif, hasta ve ihtiyarlar var. Belâ, musibet gelse, o masumlar o belaya düşecekler; belki o iki münafık dinsiz daha az zarar görecek. Onun için siyaset yoliyle, idare ve asayişi ihlal tarzında neticenin husulü de meşkuk olduğu halde girmekten; Risale-i Nur’un mahiyetindeki şefkat, merhamet, hak ve hakikat şakirdlerini menediyor.
Salisen: Bu vatan, bu millet ve bu vatandaki ehl-i hükümet, ne şekilde olursa olsun, Risale-i Nura eşedd-i ihtiyaç ile muhtaçtırlar. Değil korkmak veyahud adavet etmek; en dinsizleri de, onun dindarane, hakperestane düsturlarına tarafdar olmak gerektir. Meğer ki, bütün bütün millete, vatana, hakimiyet-i İslamiyeye hıyanet ola. Çünki: Bu milletin ve bu vatanın hayat-ı içtimaiyesini anarşilikten kurtarmak ve büyük tehlikelerden halas etmek için, beş esas lazımdır ve zaruridir:
Birincisi: Merhamet, ikincisi: Hürmet, üçüncüsü: Emniyet, dördüncüsü: Haram-helâlı bilip haramdan çekinmek, beşincisi: Serseriliği bırakıp itaat etmektir.
İşte, Risale-i Nur hayat-ı içtimaiyeye baktığı vakit, bu beş esası temin edip asayişin temel taşını tesbit ve temin eder. Risale-i Nura ilişenler kat’iyyen bilsinler ki; onların ilişmesi, anarşilik hesabına vatan ve millet ve asayişe düşmanlıktır. İşte bunun bir hülâsasını o casusa söyledim, dedim ki: "Seni gönderenlere söyle, hem de ki: Onsekiz senedir bir defa kendi istirahatı için hükümete müracaat etmiyen ve yirmi bir aydır dünyayı erc ü merc eden harblerden hiçbir haber almıyan ve çok mühim makamlarda çok mühim adamların dostane temaslarını istiğna edip kabul etmiyen bir adama ondan korkup tevehhüm edip dünyanıza karışmak ihtimaliyle evhama düşüp tarassutlarla sıkıntı vermekte hangi mana var, hangi maslahat var, hangi kanun var? Divaneler de bilirler ki; ona ilişmek, divaneliktir!" O casus da kalktı gitti.
Said Nursî
* * *
Aziz Kardeşlerim,
Bu defa yazılarınızda İhlâs Risalelerini gördüğüm için, sizi, o gibi risalelerin dersine havale edip, ziyade bir derse ihtiyaç görmedim. Yalnız bunu ihtar ediyorum ki: Mesleğimiz, sırr-ı ihlâsa dayanıp, hakaik-i imaniye olduğu için, hayat-ı dünyaya, hayat-ı içtimaiyeye mecbur olmadan karışmamak ve rekabete, tarafgirliğe ve mübarezeye sevkeden halattan tecerrüd etmeye mesleğimiz itibariyle mecburuz. Binler teessüf ki; şimdiki müdhiş yılanların hücumuna maruz biçare ehl-i ilim ve ehl-i diyanet, sineklerin ısırması gibi cüz’i kusuratı bahane ederek, birbirini tenkid ile, yılanların ve zındık münafıkların tahribatlarına ve kendilerini onların eliyle öldürmesine yardım ediyorlar. Gayet muhlis bir kardeşimizin mektubunda, bir ihtiyar alim ve vaizin Risale-i Nura zarar verecek vaziyetde bulunması; benim gibi binler kusurları bulunan bir biçarenin ehemmiyetli mazerete binaen, bir sünneti terk ettiğim bahanesiyle şahsımı çürütüp Risale-i Nura ilişmek istemiş.
Evvela: Hem o zat, hem sizler biliniz ki, ben, Risale-i Nurun hizmetkârıyım ve o dükkanın bir dellâlıyım. Risale-i Nur ise, Arş-ı Azama bağlı olan Kur’an-ı Azimüşşan ile bağlanmış bir hakiki tefsirdir. Benim şahsımdaki kusurat ona sirayet etmez.
Devam Edecek