KASTAMONU HAYATI (18)

Aziz, Sıddık Kardeşlerim,
Sakın sakın dünya cereyanları, hususan siyaset cereyanları ve bilhassa harice bakan cereyanlar, sizi tefrikaya atmasın; karşınızda ittihad etmiş dalâlet fırkalarına karşı sizi perişan etmesin, düstûr-u Rahmanî yerine düstûr-u şeytani hükmederek, melek gibi bir hakikat kardeşine adavet ve hannas gibi bir siyaset arkadaşına muhabbet ve tarafdarlıkla zulmüne rıza gösterip, cinayetine mânen şerik eylemesin.
Evet, bu zamandaki siyaset, kalbleri ifsad edip, asabi ruhları azab içinde bırakır. Selâmet-i kalb ve istirahat-ı ruh istiyen adam, siyaseti bırakmalı. Evet şimdi, Küre-i Arz’da herkes; ya kalben, ya ruhen, ya aklen, ya bedenen gelen musibetten hissedarlıktan azab çekiyor; perişandır. Bilhassa ehl-i dalâlet ve ehl-i gaflet merhamet-i umumiye-i İlâhiyyeden ve hikmet-i tamme-i Sübhaniyeden habersiz olduğundan; rikkat-i cinsiye sebebiyle nev’-i beşerin şimdiki elîm ve dehşetli elemleri ile dahi müteellim olup azab çekiyor. Çünki, lüzumsuz ve mâlâyâni bir suretde, vazife-i hakikiyelerini ve elzem işlerini bırakıp, âfâkî ve siyasi boğuşmalara ve kâinatın hâdiselerini merakla dinliyerek, karışarak, ruhlarını sersem, akıllarını geveze etmişler. ‘’Zarara razı olana merhamet edilmez.’’ mânasında kaide-i esasiyesiyle, şefkat hakkını ve merhamet liyakatını kendilerinden selbetmiştir. Onlara acınmaz ve şefkat edilmez. Ve lüzumsuz, başlarına belâ getiriyorlar. Ben tahmin ediyorum ki, bütün Küre-i Arz’ın bu yangınında ve fırtınalarında selâmet-i kalbini ve istirahat-ı ruhunu muhafaza eden ve kurtaran, yalnız hakikî ehl-i îman ve ehl-i tevekkül ve rızadır. Bunun için de en ziyade kendini kurtaranlar, Risale-i Nur dairesine sadakatle girenlerdir. Çünki onlar, Risale-i Nur’dan aldıkları îman-ı tahkikî derslerinin nuriyle, göziyle, her şeyde rahmet-i İlâhiyyenin izini, yüzünü görüp; her şeyde kemal-i teslimiyet ve rıza ile Rububiyet-i İlâhiyyenin icraatından olan musibetleri, teslimiyetle ve gülerek karşılıyorlar, rıza gösteriyorlar. Ve merhamet-i İlâhiyyeden daha ileri şefkatlerini sürmüyorlar ki, elem ve azab çeksinler. İşte bu hakikata binaen; değil yalnız hayat-ı uhreviyenin, belki dünyadaki hayatın dahi saadet ve lezzetini istiyenler, -hadsiz tecrübeler ile- Risale-i Nur’un îmanî ve Kur’anî derslerinde bulabilir ve buluyorlar.
Said Nursî
KASTAMONU’DA BEDDİÜZZAMANA
SEKİZ SENE HİZMET EDEN MEHMED FEYZİ İLE KIYMETDAR BİR NUR TALEBESİ OLAN EMİNİN BİR MEKTUBUDUR
Çok Sevgili, Çok Kıymetdar, Çok Müşfik Üstadımız Efendimiz Hazretleri;
Evvelâ: Leyle-i Mi’racınızı tebrik eder, ellerinizden öper, kusurumuzun afvını rica ederiz.
Üstadımızın tercüme-i halini merak edenlere deriz ki:
Kur’an-ı Hakîm, otuzûç Âyâtının i’cazkar işaretiyle, İmam-ı Ali Radiyallahu Anhu Celcelûtiye ve Ercûzesinde kerametkâr delâlâtiyle; Gavs-ı Azam Kuddise Sırruhu, beşaretkâr beyanayiyle, Üstadımızın hakiki terceme-i halini ve Risale-i Nurun hakiki mahiyetini beyan etmişler.
Üstadımızın şahs-ı mânevîsini bilmek istiyenler, Risale-i Nurun İşârât-ı Kur’aniye ve Kerâmât-ı Aleviye ve Kerâmât-ı Gavsiye risalelerini ve Risale-i Nurun sair eczalarını dikkatle tetebbu etmeleri lazımdır. Yalnız bizim, Üstadımız hakkındaki kanaat-ı kat’iyyemiz şudur ki: İsm-i Nur ve İsm-i Hakîme mazhariyetle, Kur’an-ı Hakîmin hazinesinden nail olduğu hakaik ve maârifi, tahdis-i nimet maksadiyle beşere ilân eden bu allâme-i zîfünun Beddiüzzaman Hazretleri, ahlâk-ı Muhammediye Aleyhissalâtü Vesselâm ile tahallûk etmiş, nefis ve heva berzahlarından geçmiş, mekârim-i ahlâkın en mümtaz ve müstesna bir timsâl-i mücessemi olarak bu asırda bulunmuş. Şimdiye kadar bütün hayatında şayan-ı hayret bir ulûvv-ü himmet ve sekinet ve iffet ve mahviyet içinde yaşamış. Gına-yı kalbi, tevekkül ve kanaatı harikulâde; maişet ve kıyafeti pek sade ve mekârim-i ahlâkı pek fevkalâde; dünyaya zerre kadar meyil ve muhabbet etmez.
Hem öyle bir tarzda izzet-i ilmiyeyi hayatta muhafaza etmiş ki; asla kimseye arz-ı iftikar etmemek, hayatının en mühim bir düsturu olmuştur. Dünya kendilerine teveccüh etmişse de, ondan yüz çevirmiş olan Üstadımız; emr-i maaşda Cenab-ı Hakkın inayetiyle, iffet ve nezahetini daima muhafaza eder; sadaka, zekât ve hediyeleri almaz. Yakinen biliyoruz ki; Kastamonuda bulundukları zaman, oturdukları evin icarını vermek için yorganını sattılar da, yine hiç bir suretle hediye kabul etmediler.                                        Devam edecek