KASTAMONU HAYATI (5)
Hem üç mes’ele var; biri hayat, biri şeriat, biri iman. Hakikat noktasında ve en mühimi ve en azamı, iman mes’elesidir. Fakat şimdiki umumun nazarında ve hâl-i âlem ilcaatında en mühim mes’ele, hayat ve şeriat göründüğünden; o zat şimdi olsa da, üç mes’elenin birden umum rûy-u zeminde vaziyetlerini değiştirmek, nev-i beşerdeki câri olan âdetullaha muvafık gelmediğinden, her halde en âzam mes’eleyi esas yapıp, öteki mes’eleleri esas yapmayacak; ta ki iman hizmeti, safvetini umumun nazarında bozmasın ve avâmın çabuk iğfal olunabilen akıllarında, o hizmet başka maksadlara âlet olmadığı tahakkuk etsin.
Hem yirmi seneden beri tahribkârane eşedd-i zulüm altında o derece ahlâk bozulmuş ve metanet ve sadakat kaybolmuş ki; ondan, belki yirmiden birisine itimad edilmez. Bu acib hâlâta karşı, fevkalâde sebat ve metanet ve sadakat ve hamiyet-i İslâmiye lâzımdır; yoksa akîm kalır, zarar verir. Demek en hâlis ve en selâmetli ve en mühim ve en muvaffakiyetli hizmet, Risale-i Nur şâkirdlerinin daireleri içindeki kudsi hizmettir.
Said Nursî
* * *
Bu seneki Ramazan-ı Şerif; hem Alem-i İslâm için, hem Risale-i Nur Şâkirdleri için gayet ehemmiyetli ve pek çok kıymetlidir. Risale-i Nur Şakirdlerinin "İştirak-i a’mâl-i uhreviye" düstur-u esasiyeleri sırrınca, her birisinin kazandığı miktar –kardeşlerine aynı mikdar- defter-i a’mâline geçmesi, o düsturun ve rahmet-i İlâhiyyenin muktezası olmak haysiyetiyle, Risale-i Nurun dairesine sıdk ve ihlas ile girenlerin kazançları pek azim ve küllîdir; her biri binler hisse alır. İnşâallah, emvâl-i dünyeviyenin iştiraki gibi inkısam ve tecezzi etmeden, her birisinin defter-i amel’ine aynı geçmesi; bir adamın getirdiği bir lâmba, binler âyinelerin her birisine, aynı lâmba inkısam etmeden girmesi gibidir. Demek, Risale-i Nurun sâdık şakirdlerinden birisi, Leyle-i Kadir’in hakikatını ve Ramazanın yüksek mertebesini kazansa, umum hakiki sâdık şakirdler, sahib ve hissedar olmak, vüs’at-i rahmet-i İlâhiyyeden çok kuvvetli ümidvârız.
Said Nursî
Birinci Mes’ele: Kardeşlerimizden birisinin namaz tesbihatında tekâsül göstermesine binaen dedim: Namazdan sonraki tesbihatlar, tarikat-ı Muhammediyedir (A.S.M) ve velâyet-i Ahmediyenin (A.S.M) bir evradıdır. O noktadan ehemmiyeti büyüktür. Sonra, bu kelimenin hakikatı böyle inkişaf etti:
Nasılki, Risalete inkılâb eden velâyet-i Ahmediye, bütün velâyetlerin fevkindedir; öyle de, o velâyetin tarikatı ve o velâyet-i kübrânın evrad-ı mahsusası olan namazın akabindeki tesbihat, o derece sair tarikatların ve evradların fevkindedir. Bu sır dahi şöyle inkişaf etti:
Nasıl zikir dairesinde bir meclisde veyahud hatm-i Nakşiyede bir mescide birbiriyle alakadar hey’et-i mecmuada nurani bir vaziyet hissediliyor. Kalbi hüşyar bir zat, namazdan sonra (Sübhanallah, Subhanallah) deyip tesbihi çekerken, o daire-i zikrin reisi olan Zât-ı Ahmediyenin (A.S.M) muvacehesinde, yüz milyon, tesbih elinde çektiklerini mânen hisseder; o azamet ve ulviyetle (Subhanallah, Subhanallah, Subhanallah) der. Sonra o serzâkirin emr-i maneviyesiyle (Elhamdülillah, Elhamdülillah) dediği vakit, o halka-i zikrin ve o çok geniş bulunan hetme-i Ahmediyenin (A.S.M) dairesinde yüz milyon müridlerin (Elhamdülillah, Elhamdülillah)larından tezahür eden azametli bir hamdi düşünüp içinde (Elhamdülillah) ile iştirak eder. Ve hâkeza (Allahu Ekber, Allahu Ekber) ve duadan sonra (La İlahe İllallah, La İlahe İllallah, La İlahe İllallah) otuz üç defa o tarikat-ı Ahmediyenin (A.S.M) halka-i zikrinde ve hatme-i kübrasında sâbık mana ile o ihvan-ı tarikatı nazara alıp, o halkanın ser zâkiri olan Zât-ı Ahmediye Aleyhissalâtü Vesselâma müteveccih olur. Demek, tesbihat-ı salâtiyenin çok ehemmiyeti var.
İkinci Mes’ele: Bu hasrın bir hassası şudur ki; hayat-ı dünyeviyeyi, hayat-ı bâkiyeye bilerek tercih ettiriyor. Yâni: Kırılacak bir cam parçasını, bâki elmaslara bildiği halde tercih etmek, bir düstur hükmüne geçmiş.
Devam Edecek