KASTAMONU HAYATI (8)
Eğer o felaketi çekenler; mazlumların imdadına koşanlar ve istirahat-ı beşeriye için ve esasat-ı diniyeyi ve mukaddesat-ı semaviyeyi ve hukuk-u insaniyeyi muhafaza için mücadele edenler ise elbette o fedakârlığın manevi ve uhrevi neticesi o kadar büyükdür, o musibeti onlar hakkında medar-ı şeref yapar, sevdirir.
* * *
Aziz Sıddık Mübarek Kardeşlerim,
Üç gün evvel, aynen, nurlu hediyeniz Kastamonuya geleceği anda, rüyada görüyordum ki:
Terfi-i makam ve rütbe için bizlere ferman-ı şahane, manevi bir canibden geliyor. Kemal-i hürmetle ellerinde tutup bize getiriyorlar. Biz baktık ki o ferman-ı ali, Kur’an-ı Azimüşşan olarak çıktı. O halde, bu mana kalbe geldi: Demek, Kur’an yüzünden Risale-i Nurun şahs-ı manevisi ve biz şakirdleri bir terfi ve terakki fermanını alem-i gaybdan alacağız. Şildi tâbiri ise, o fermanı temsil eden masumların kalemiyle manevi tefsir-i Kur’anı aldığımızdır. Bu rüyanın şimdiki tabiri çıkmadan bir iki saat evvel, Feyzi ile Eminin gösterdikleri tâbir dahi hakdır ve ehemmiyetlidir. Hem bu medar-ı sürur ve ferah olan hediye-i nuraniyeyi bir hiss-i kablelvuku ile benim ruhum tam hissetmiş, akla haber vermemiş idi ki; o gelmeden iki gün evvel, Feyzi ve Eminin fıkrasında beyan edilen, rüyayı gördüğüm gecenin gününde, sabahtan akşama kadar ve ikinci günü de kısmen hiç görmediğim bir tarzda bir sevinç bir sürur hissedip, mütemadiyen bir bahane ile ferahımı izhar edip otuz-kırk defa tebessüm ile güldüm. Ben ve hem Feyzi, çok taaccüb ve hayret ettik. Otuz günde bir defa gülmeyenin, bir günde otuz defa gülmesi, bizleri hayrette bıraktı. Şimdi anlaşıldı ki, o sürur ve o sevinç mezkûr manevi fermanı temsil eden masumlar ve ümmilerin kalemlerinin yazıları, nesl-i atinin sahaif-i hayatlarına, Alem-i İslâmın sahife-i mukadderatına ve ehl-i imanın istikbalinin defterlerine neşr-i envar edecek olan ve o masumların halis ve safi amelleri ve hizmetleriyle sahife-i amalimize hasenatları yazılıp kaydedilmesinin ve Risale-i Nur Şakirdlerinin mukadderatının mes’üdane idamesinin haberini veren, o daha gelmiyen hediyeden geliyordu. Benim o azim yekûndan hisseme düşen binden bir cüz’ü ruhen hissedilmiş, beni mesrurane heyecana getirmişti. Evet, böyle yüzer masumların makbul amelleri ve reddedilmez duaları, sair kardeşlerimin defterlerine geçmesi misillü, benim gibi bir günahkârın sahife-i amaline dahi girmesi binler sürur ve sevinç verir. Böyle karanlık bir zamanda, bu ağır şerait altında, böyle masumane ve kahramanane çalışmak için biz, hem masumları ve o ümmileri ve muallimlerini tebrik, hem peder ve validelerini tebrik, hem köylerini tebrik, hem memleketlerini, hem milletlerini, hem Anadoluyu tebrik ederiz. Mübarek masumların ve ümmilerin her birine birer hususi teşekkürname ve tebrikname yazmak elimden gelseydi, yazacaktım. Öyle ise bu arzumu bilfiil yazılmış gibi kabul etsinler. Ben onların isimlerini bir daire suretinde yazacağım, dua vaktinde bakacağım; hem onları Risale-i Nurun has şâkirdleri dairesine dahil edip bütün manevi kazançlarıma hissedar edeceğim. Benim tarafımdan onların peder ve validelerine veya akrabalarına ve üstadlarına selâmlarımızı tebliğ ediniz. Cenab-ı Hak onları ve evlâdlarını dünyada ve ahretde mes’ud eylesin. min, âmin, âmin.
* * *
Aziz Kardeşlerim,
Hakaik-i imaniye, her şeyden evvel, bu zamanda en birinci maksad olmak ve sair şeyler ikinci, üçüncü, dördüncü derecede kalmak ve Risale-i Nurla onlara hizmet etmek en birinci vazife, medar-ı merak ve maksud-u bizzat olmak lâzım iken.. şimdiki hal-i alem, hayat-ı dünyeviyeyi, hususan hayat-ı içtimaiyyeyi ve bilhassa hayat-ı siyasiyeyi ve bilhassa medeniyetin sefahet ve dalâletine ceza olarak gelen gadab-ı İlâhinin bir cilvesi olan harb-i umuminin tarafgirane damarları ve asabları tehyiç edip, bâtın-ı kalbe kadar, hatta hakaik-i imaniyenin elmasları derecesine, o zararlı, fani arzuları yerleştirecek derecede bu meş’um asır öyle şırınga etmiş ve ediyor ve öyle aşılamış ve aşılıyor ki; Risale-i Nur dairesi haricinde bulunan bir kısım sathi belki de bir kısım zaif veliler, o siyasi ve içtimai hayatın rabıtaları sebebiyle hakaik-ı imâniyenin hükmünü ikinci, üçüncü derecede bırakıp, o cereyanların hükmüne tabi olarak hemfikir olan münafıkları sever; kendine muhalif olan ehl-i hakikatı, belki ehl-i velâyeti tenkid ve adavet eder. Hatta hissiyat-ı diniyyeyi o cereyanlara tabi yaparlar.
İşte bu asrın bu acib tehlikesine karşı Risale-i Nurun hizmet meşgalesi, şimdiki siyaseti ve cereyanlarını o derece nazarımdan iskat etmiş ki, bu harb-i umumiyi dört aydır merak etmedim, sormadım.
Devam Edecek