Görüş Bildir

GÜNÜN YORUMU

MELHEME-İ KÜBRA = MEHDİ İLE DECCALİN SAVAŞI !? (III)

Evet sevgili okurlar!

Malumunuz üzere “Melheme-i Kübra = Mehdi İle Deccal’in Savaşı” başlıklı yazı serimize bugün de devam ediyoruz.

Nitekim, bu yazı dizimizin üç dört gün süreceğini beyan etmiştik.

Evet!

Üstad Bediüzzaman Hazretleri’nin vefatına kadar yani 1960’a kadar Şualar isimli kitabının 5’inci Şua olarak belirttiği bölümü “mahrem” kılmıştı.

Yani yayımlanmasını gizli tutmuştu.

Ve kamuoyuna açıklanmasını istememişti.

Zira müstebit Cumhuriyet Halk Parti’nin ceberuti  ve zorba rejimi İslam’ın ana çizgilerinde yer alan konuları tümüyle yasaklamıştı...

İslam’ı yazan, konuşan, söyleyen, yayınlayan her kim olursa olsun derhal sorgulanacaktı?

Savcılıklara, mahkemelere gönderilenlerin de; ”tutuklanmaları” mukadderdi.

Zira Laikçilik, Atatürkçülük gibi kavramlar Anayasada yer verildiği için, bu bahane üzerinden dini konuların kamuoyuna açıklanması yasaklanmıştı...

Çünkü Türk Ceza Kanunu’nun 163’üncü maddesi hakimdi...

Tümüyle antidemokratik hukukdışı bir sistemin keyfiliğe dayalı dayatmaları yüzünden düşünce özgürlüğü, inanç özgürlüğü, okuma özgürlüğü tamamen pranga altına alınmıştı...

İlla ki mutlak bir hukukdışılık vardı..

Dolayısıyla Bediüzzaman Hazretleri, kaleme aldığı bazı önemli meselelerin CHP açısından birilerinin zülfüyarine dokunabilir düşüncesiyle, yayınlamasına izin vermemişti.

Ne vakit ki; ANAVATAN iktidar olunca, Merhum Turgut Özal, Başbakanlığının döneminde, TCK’nun 163’üncü maddesini kaldırdı...

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi devreye girdi...

Fikir özgürlüğü, düşünce özgürlüğü, inanç özgürlüğü serbestleşince o günden itibaren; “5’inci Şua’nın” yayınlanmasına Nur Cemaatinin Meşveret heyeti karar verdi. Ve böylece, 5’inci şuanın, yazılması yayınlanması, kitaplaşması tamamiyle serbest oldu.

O günden bugüne kadar serbestçe yazılmış, kitap haline getirilmiş bir eser olarak, İnsanlığa “rehber” olmuştur...

Biz de bu itibarla görülen lüzum üzerine güncelliğini koruyan bazı olayların paralelinde yayınlamaya başladık.

Yazıyoruz, okuyoruz ve yayınlıyoruz..

Yayınımızın üçüncü günündeyiz.

Bakınız Üstad Hazretleri ne diyor:

“Şimdilik o hadisatı gaybiyenin yani kıyamet alametlerinin gaybi bölümünün yüzer misallerinden (yüzer örneklerinden) mülhitler (inkarcılar) tarafından avamın (kamuoyunun) akidelerini bozmak fikriyle işaa edilen (yayınlanan) olayın yirmi üç meselelerini Tevfik-i Rabbani ile (Allah’ın yardımı ile) gayet muhtasar (kısaca) bir surette beyan edilecek...

Ve o meseleler mülhitlerin (inkarcıların) anladıkları gibi kimseye zarar vermemekle beraber her biri bir lem’ayı icazı nebevi yani Efendimiz (S.A.V.)’in birer hadisi şerifi olduğu görünmekle ve hakiki te’villeri izhar ve ispat edilmekle herkesin inancını kuvvetlendirmeye mühim bir sebep olması için yayınlanmasına izin verildi, rahmet-i ilahiden temenni edip yanlış ve galeplerimiz varsa affolunsun...”

Bediüzzaman hazretleri bu paralelde şöyle devam ediyor:

“Arkada gelecek birinci mesele yazıldıktan hayli zaman sonra zuhur eden bir hadise, bir olay tam te’vilini göstermiştir.

Şöyle ki:

Hadiste varittir ki; Ahirizaman alametlerinden birisi de şudur ki; o süfyan, yani Müslümanlar içinden çıkan bir süfyan, yani Deccal’in yardımcısı bir su içecek, eli delik olacak.

Yani bir çeşit su durumunda olan rakıyı su gibi çok içecek…

Ve o sebepten batni (karnı) su tulumbası gibi olacak, yani şişecek ve o şekildeki biriken su hastalığı yüzünden zulüm ve hile ile topladığı milyonlarca mal ve servet su gibi elinden kaçacak, ecnebi doktorların boğazına girecek, mesmuatıma nazaran (duyduklarıma göre) üç yılda üç milyona yakın liraları tedavisine gayet israf ile sarf edecek.

Böyle bir insan asrımızda göründü.

Bu hadisin te’vilini ben de gördüm, hayatının lisanı haliyle dedi hem bir su içecek, eli delinecek olan kudsi söz olan bu hadis ne kadar manidar ve mucizekar olduğu yüksek bir araştırma neticesinde ortaya konuldu.”

Ancak bugünkü dersimiz başlık ile başlarken 19’uncu meseleyi de şöyle özetleyebiliriz:

“Rivayetlerde, âhirzamanın alâmetlerinden olan ve Âl-i Beyt-i Nebevî'den Hazret-i Mehdi'nin (Radıyallahü Anh) hakkında ayrı ayrı haberler var. Hattâ bir kısım ehl-i ilim ve ehl-i velayet, eskide onun çıkmasına hükmetmişler.

Allahu a'lem bissavab, bu ayrı ayrı rivayetlerin bir tevili şudur ki: Büyük Mehdi'nin çok vazifeleri var. Ve siyaset âleminde, diyanet âleminde, saltanat âleminde, cihad âlemindeki çok dairelerde icraatları olduğu gibi.. Herbir asır me'yusiyet vaktinde, kuvve-i maneviyesini teyid edecek bir nevi Mehdi'ye veyahut Mehdi'nin onların imdadına o vakitte gelmek ihtimaline muhtaç olduğundan; rahmet-i İlahiye ile her devirde belki her asırda bir nevi Mehdi, Âl-i Beyt'ten çıkmış, ceddinin şeriatını muhafaza ve sünnetini ihya etmiş. Meselâ: Siyaset âleminde Mehdi-i Abbasî ve diyanet âleminde Gavs-ı A'zam ve Şah-ı Nakşibend ve Aktab-ı Erbaa ve oniki imam gibi Büyük Mehdi'nin bir kısım vazifelerini icra eden zâtlar dahi, -Mehdi hakkında gelen rivayetlerde- medar-ı nazar-ı Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm olduğundan rivayetler ihtilaf ederek, bir kısım ehl-i hakikat demiş: "Eskide çıkmış." Her ne ise... Bu mes'ele Risale-i Nur'da beyan edildiğinden, onu ona havale ile burada bu kadar deriz ki:

Dünyada mütesanid hiçbir hanedan ve mütevafık hiçbir kabîle ve münevver hiçbir cem'iyet ve cemaat yoktur ki, Âl-i Beyt'in hanedanına ve kabîlesine ve cem'iyetine ve cemaatine yetişebilsin.

Evet yüzer kudsî kahramanları yetiştiren ve binler manevî kumandanları ümmetin başına geçiren ve hakikat-ı Kur'aniyenin mayası ile ve imanın nuruyla ve İslâmiyet'in şerefiyle beslenen, tekemmül eden Âl-i Beyt, elbette âhirzamanda şeriat-ı Muhammediyeyi ve hakikat-ı Furkaniyeyi ve Sünnet-i Ahmediyeyi (A.M.) ihya ile, ilân ile, icra ile, başkumandanları olan Büyük Mehdi'nin kemal-i adaletini ve hakkaniyetini dünyaya göstermeleri gayet makul olmakla beraber, gayet lâzım ve zarurî ve hayat-ı içtimaiye-i insaniyedeki düsturların muktezasıdır.”

En derin saygı ve sevgilerimle…