AİLE OCAĞI/SILAİ RAHİM (8)

            Yüce Allah Kur’an’da, yakın akraba, komşular ve diğer tüm insanlara da iyilikle yaklaşmayı, onlara zararlı değil, yararlı olmayı emretmektedir. Aileyi oluşturan anne, baba, çocuklar ve karı kocanın karşılıklı görevleri hakkında bilgi verdikten sonra, insan olarak görevlerimiz kapsamına girdiği için, çalışmamızda bu konuda da kısaca bilgi vermek istiyoruz. Bu hususta bilgi veren bir ayetin meali şöyledir:

            “Allah’a ibadet edin ve O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Ana babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yanınızdaki arkadaşa, yolcuya, elinizin altındakilere iyilik edin. Şüphesiz Allah, kibirlenen ve övünen kimseleri sevmez.”

            Bu ayette önce Allah’a ibadet, ardından anne babaya iyilik, ondan sonra da akraba, komşu, yetim, yoksul ve benzeri insanlara iyilikte bulunma, onlara yardımcı ve yararlı olma emredilmektedir. Kur’an’ın başka bir yerinde, akrabalık bağları konusunda şu bilgiler verilmektedir:

            “Ey insanlar! Sizi bir tek nefisten yaratan ve ondanda eşini yaratan, ikisinden birçok erkek ve kadın (meydana getirip) yayan Rabbinize karşı gelmekten sakının. Kendisi adına birbirinizden dilekte bulunduğunuz Allah’a karşı gelmekten ve akrabalık bağlarını koparmaktan sakının. Şüphesiz Allah, üzerinizde bir gözetleyicidir.”

            Bu ayette akrabalık bağlarını kesmek, Allah’a karşı gelmek ile beraber zikredilmektedir. Buna göre sıla-i rahim görevini yerine getirmek, yakın ve akrabalara iyilikte bulunmak, Allah’a karşı gelmekten kaçınarak ona itaat etme ile eşdeğer bir görev konumundadır. Bu nedenle olacak ki Hz. Muhammed (sav.), “Allah’a ve ahiret gününe iman eden kimse, akrabasını görüp gözetsin” diyerek bu konuda ümmetine emir ve tavsiyelerde bulunmuştur. Hz. Muhammed’e (sav.) peygamberlik görevi verildiğinde, kendisine, “Allah seni ne ile gönderdi?” diye soranlara, “hısım ve akrabayı gözetmekle” diye cevap vermiştir.

Allah, genel olarak iyilikte bulunmayı ve özellikle insanların sevdiği şeylerden Allah yolunda harcayıp infak etmelerini emretmektedir:

            “Sevdiğiniz şeylerden Allah yolunda harcamadıkça, iyiliğe erişemezsiniz. Her ne harcarsanız, Allah onu bilir.”

            Bu ayette “infâk” ve “birr” kelimeleri yer almaktadır. “İnfâk”, hayır işlemek, Allah rızası için yoksullara yardım etmek ve yine Allah yolunda mal harcamak anlamındadır. “Birr” ise, yukarıda tanımlamaya çalıştığımız gibi insanın, iradesini her türlü iyilikten yana koymasıdır. Bu ayette insanın, sadakayı malının iyisinden vermesinin gerektiğine işaret edilmektedir. Buna göre nefsin tiksineceği şeyleri sadaka olarak vermek, hoş görülmemektedir. Biz, kendimize verildiği zaman hoş karşılamayacağımız şeyleri, başkasına vermemeliyiz. Kendimizi, zekât ve sadaka vereceğimiz kişilerin yerinde kabul edip düşünmeli ve durumu ona göre değerlendirmeliyiz. Kur’an’ın başka yerlerinde de buna işaret edilmektedir. Ancak bu durum, burada anlamı üzerinde durduğumuz ayette daha net ve açık bir şekilde ifade edilmektedir. 

            İlmi kaynaklarda bildirildiğine göre bu ayet indirildiği zaman, Müslümanlar bayağı etkilenmişlerdir. Medineli enserden olan Ebû Talha (ö. 34/655)’nın Medine’deki Peygamber camisinin karşısında “Beyruhâ” ismi ile bilinen çok güzel bir bahçesi vardı. Hz. Muhammed (sav.) zaman zaman o bahçeye gider, ağaçların gölgesinde dinlenir ve serin suyundan içerdi. Bu ayet nazil olduğu zaman, Ebû Talha Hz. Muhammed’in (sav.) huzuruna gelerek, “Ya Rasulallah! Allah, “Sevdiğiniz şeylerden Allah yolunda harcamadıkça, iyiliğe erişemezsiniz” demektedir. Ben de caminin karşısındaki bahçemi çok seviyorum. Ben, bu bahçeyi Allah rızası için sadaka yapıyorum ve karşılığını Allah’tan bekliyorum. Ya Rasulallah! Nasıl istersen, bu bahçeyi öyle yap” der. Hz. Muhammed de (sav.) “Maşallah! İşte kazançlı mal budur, kazançlı mal budur. Senin, ne demek istediğini anladım. Ben, senin bu malını akrabaların arasında taksim etmeni uygun görüyorum” der. Bunun üzerine Ebû Talha, çok sevdiği o bahçesini amcasının çocukları ve diğer yakınları arasında taksim eder.

Bir adam, Hz. Muhammed’e (sav.) iyiliğin ne olduğu sormuş. Bunun üzerine şu mealdeki ayet nazil olmuş: “İyilik, yüzlerinizi doğu ve batı taraflarına çevirmeniz(den ibaret) değildir. Asıl iyilik, Allah’a, ahiret gününe, meleklere, kitaba ve peygamberlere iman edenler, sevmelerine rağmen, mallarını yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışlara, dilenenlere verenler ve (özgürlükleri için) kölelere verenler, namazı kılanlar, zekâtı verenler, söz verdiklerinde, sözlerini yerine getirenler, zorda, darda ve savaşta güçlüklere göğüs gerenlerdir. İşte onlar, doğru olanlar ve Allah bilincine varmış olanlardır.” Hz. Muhammed (sav.), kendisine bu soruyu soran adamı çağırarak bu ayeti okumuştur.

Bu ayette, “birr” kelimesi açıklanmaktadır. Dolayısı ile bu ayet, konu ile ilgili ayetlerin tefsiri niteliğindedir. Çünkü bu ayette, “birr” kelimesi ile anlatılan iyilik, Allah tarafından daha detaylı anlatılmaktadır. Burada, ibadetlerin dış formlarına verilen önemin anlamsızlığını göstermek üzere, örnek olarak, yüzünü doğuya veya batıya döndürmenin gerçek iyilik/birr olmadığına işaret edilmektedir. Yine burada, bazı dini formalite ve törenleri icra etmenin veya dindarlık gösterisinin gerçek iyilik olmadığı ve Allah katında önem ve değeri bulunmadığı anlatılmak istenmektedir. Bu ayette, gerçek iyiliğin, İslâm dininin bütünlüğünden meydana geldiğine işaret edilmektedir. Çünkü İslâm dini, iman, ibadet ve dürüst davranışların bütünlüğü ile ortaya konmaktadır. Bunlar, İslâm dininin inanç, ibadet ve muamelat bölümlerini oluşturmaktadır. Bunlardan biri olmayınca, diğerleri kemale ermez. Buna göre insan, gerektiği gibi iman esaslarına inanacak, ibadet vazifelerini yerine getirecek ve sosyal hayatta, diğer insanlarla ilişkili olan tüm muamelelerinde doğru olacak, dürüst davranacak, insanların haklarına riayet edecek, adaletten yana tavır koyacak ve yardıma muhtaç olan her sınıf insanın yardımına koşacaktır. Özellikle toplumun yoksul ve yetim kişileriyle ilgilenmenin, Kur’an’ın haber verdiği iyilik kavramında önemli bir yeri vardır. Aynı zamanda bu husus, sosyal adaletin önemli bir parçası durumundadır. Bu ayette “birr” kelimesi, bütün bu güzellikleri kapsayan bir iyilik olarak tanımlanmaktadır. Burada birr kelimesine, pek çok hayrı içine alacak şekilde geniş kapsamlı bir anlam kazandırılmaktadır. Bu ayette, özellikle yakınlara iyilik yapmanın önemi, ön sıralarda dile getirilmektedir.

            Bir gün bir adam Hz. Muhammed’in (sav.) devesinin yularına yapışmış ve “Cehennemden uzaklaşarak cennete girmek için ne yapmalıyım?” diye sormuş. Hz. Muhammed (sav.), ona şu tavsiyede bulunmuştur:

            “Cehennemden uzaklaşarak cennete girmen için, Allah’a ibadet et, ona şerik koşma (ondan başkasını tanrı yerine koyma), namazı kıl, zekâtı ver ve akrabanı koruyup gözet.” Hz. Muhammed (sav.), başka bir hadiste de bu konuda şöyle söylemiş:

            “Bir kimse kendi yakınlarına, mesela eşine, çocuklarına, kardeşlerine yardım edince, iki sevabı birden kazanır. Bu sevapların birincisi, yakınlarını koruyup gözetme sevabıdır ve ikincisi de, hayır işleme sevabıdır.”

SONUÇ

            Bu ayet ve hadislerde gündeme gelen sıla-i rahim kavramı, aynı mecradan gelen, kan bağı olan akrabaları ifade etmektedir. Kanaatimize göre bir insana nikâhı düşmeyen yakınları, sıla-i rahim kavramı içerisinde değerlendirilmektedir. Ancak bunların dışında kalan diğer akrabalara da yardımcı olmaya çalışmak, hayırlı olan bir davranıştır.

Anahtar Kelimeler: Aile, sıla-i rahim, Kur’an, sünnet, iyilik.


Yorumlar

Yorum Yap