BİR KELİME DEĞİŞTİ, BÜYÜK TARTIŞMA YENİDEN ALEVLENDİ

Anayasa Mahkemesi, 4 Haziran 2026 tarihli kararıyla Türk Medeni Kanunu’nun 175. maddesindeki “süresiz olarak” ibaresini iptal etti.

Kararın yürürlüğe girmesi dokuz ay ertelendi. Dolayısıyla tartışmanın bundan sonraki adresi Meclis.

Ancak ortaya çıkan tabloyu yalnızca “süresiz nafaka kalkıyor” başlığıyla okumak eksik kalır. Çünkü ortada çözülmesi gereken daha geniş bir mesele var:

Boşanma sonrasında ekonomik desteğe ihtiyaç duyan kişi nasıl korunacak ve bu destek hangi koşullarda sona erecek?

***

Nafaka tartışmasının yıllardır iki tarafı var.

Boşanma sonrasında ekonomik bağımsızlığını kaybeden ve yaşamını sürdürebilmek için desteğe ihtiyaç duyanlar…

Bir de yıllarca nafaka ödediğini, ekonomik şartları değişmesine rağmen yükümlülüğün devam ettiğini söyleyenler…

İki tarafın da yaşadığı sorun aynı değil.

Yıllarca çocukları nedeniyle çalışma hayatından uzak kalmış, düzenli geliri bulunmayan bir kişinin boşanmanın hemen ardından ekonomik olarak bağımsız hale gelmesi beklenemez.

Buna karşılık eğitimini tamamlamış, çalışabilecek durumda olan ve düzenli gelir elde eden bir kişinin ekonomik şartları da yıllar boyunca değişmeden kabul edilemez.

Bu nedenle yeni düzenlemede yalnızca süreye odaklanmak yeterli olmayacak.

Evliliğin süresi, tarafların yaşı, gelirleri, çalışma imkânları, çocukların durumu ve boşanmanın ekonomik sonuçları birlikte değerlendirilmek zorunda.

***

Nafakanın belirli bir süreyle sınırlandırılması tek başına çözüm olmayabilir.

Çünkü kişinin ekonomik durumu değişebilir.

İş bulabilir. Gelir elde etmeye başlayabilir. Yeniden evlenebilir. Ya da tam tersine işini kaybedebilir ve ekonomik olarak yeniden desteğe ihtiyaç duyabilir.

Bu nedenle yeni sistemin yalnızca “kaç yıl?” sorusuna cevap vermesi değil,

hangi şartlarda başlayacağını, hangi şartlarda azalacağını veya sona ereceğini de açık biçimde belirlemesi gerekir.

Aksi halde süre değişir, tartışma değişmez.

***

Bir başka konu ise çocuklar.

Eşler arasındaki yoksulluk nafakası ile çocuk için ödenen iştirak nafakası aynı şey değil.

Boşanmayla birlikte çocuğun eğitim, sağlık, barınma ve günlük yaşam giderleri ortadan kalkmıyor.

Bu nedenle anne ve babanın birbirleriyle yaşadığı ekonomik anlaşmazlığın çocuğun ihtiyaçlarını etkilememesi gerekir.

Çocuk bakımından belirleyici olan, anne veya babanın birbirine karşı tutumu değil,

çocuğun gerçek ihtiyaçları ve tarafların ekonomik gücü olmalı.

***

Kağıt üzerindeki nafaka ile gerçek hayattaki ödeme arasında ciddi fark oluşabiliyor.

Mahkemenin belirlediği miktarı ödeyemeyen kişi açısından borç birikebiliyor.

Nafaka alacaklısı ise karar verilmiş olmasına rağmen parasına zamanında ulaşamayabiliyor.

Sonuç;

icra dosyaları, yeni davalar ve taraflar arasında bitmeyen yeni uyuşmazlıklar.

Bu nedenle düzenleme yapılırken yalnızca nafakanın süresi değil, ödenebilirliği de dikkate alınmalı.

Kişinin gerçek geliriyle bağdaşmayan bir yükümlülük, alacaklı açısından da kalıcı bir güvence üretmeyebilir.

***

Nafaka miktarı belirlenirken ekonomik koşullar da dikkate alınmak zorunda.

Gelir değişiyor, kira değişiyor, yaşam maliyeti değişiyor.

Çocukların ihtiyaçları da zaman içinde farklılaşıyor.

Bu değişiklikler karşısında sistemin yeniden değerlendirme imkânı sunması gerekiyor.

Aksi halde birkaç yıl önce makul olan bir miktar, bugün taraflardan biri için yetersiz, diğeri için ise ağır bir yük haline gelebiliyor.

***

Nafaka konusunda en büyük hata, bütün dosyaları kadın-erkek tartışmasına indirgemek olur.

Hukukun bakması gereken yer cinsiyet değil, somut ekonomik durum.

Gerçekten desteğe ihtiyaç duyan kişi kim?

Kimin geliri var? Kimin çalışabilir durumda olduğu belirlenmeli.

Evlilik ne kadar sürdü?

Boşanma sonrasında ekonomik denge nasıl değişti?

Çocukların ihtiyaçları ne?

Yeni düzenlemenin cevaplaması gereken sorular bunlar.

***

MECLİS’İN ÖNÜNDEKİ ASIL SINAV

Anayasa Mahkemesi’nin kararıyla bir dönem kapandı.

Şimdi yeni bir sistem kurulacak.

Bu sistem yalnızca nafakanın süresini belirlerse, tartışmanın önemli bir bölümünü yine geride bırakmış olur.

Çünkü sorun yalnızca “kaç yıl?” sorusu değil.

İhtiyacın nasıl belirleneceği, ekonomik değişikliklerin nasıl dikkate alınacağı, nafakanın hangi koşullarda sona ereceği ve belirlenen miktarın gerçekten ödenebilir olup olmayacağı da düzenlenmeli.

Bence Meclis’in önündeki asıl sınav burada.

Bir tarafta boşanmanın ardından ekonomik olarak korunmaya ihtiyaç duyan insanlar var.

Diğer tarafta öngörülemeyen ve yıllarca devam eden bir yükümlülükten endişe edenler.

Çocukların hakları ise bu tartışmanın dışında tutulmalı.

Yeni düzenleme bütün bu başlıkları birlikte ele alabilirse, yıllardır süren nafaka tartışması için daha öngörülebilir bir hukuk zemini oluşabilir.

Aksi halde yalnızca bir kelime değişmiş olur.

Tartışmanın kendisi ise yerinde kalır.

***

GÜNÜN SÖZÜ

Adalet, herkese aynı şeyi vermek değil; herkesin şartını görerek hakkını teslim edebilmektir.


Yorumlar

Yorum Yap