SÖZÜN BİTTİĞİ YERDEYİZ!
Ben de bir emekliyim… Ömrünün en güzel yıllarını çalışarak, üreterek, vergi vererek, prim ödeyerek geçirmiş milyonlardan biri.
Bugün ne ekonomist olarak konuşuyorum ne siyasetçi olarak.
Bir emekli gazeteci olarak konuşuyorum. Çok anlattım. Çok yazdım. Çok konuştum. Ama bazı acıları anlatmaya bir yerden sonra kelimeler yetmiyor.
İnsan, yaşadığı çaresizliği anlatırken bir noktadan sonra kendi sesinden bile utanıyor.
Ve ister istemez şu soruya geliyor: “ben ne haldeyim?” Bugün emeklinin geldiği yer tam da burası. Sözün bittiği yer.
***
BİR İSİM, BİR İNSAN…
Ankara'da, Anayasa Mahkemesi önünde emeklilerin seyyanen zam talebi yükselirken yaşanan acı olay hepimizin önüne ağır bir soru bıraktı.
Ali Şekeroğlu… Bir isim. Bir emekli. Bir insan. İntihara kalkıştı ve hastanede yaşamını yitirdi.
Elbette üzüleceğiz. Elbette birkaç cümle kuracağız. Sonra gündem değişecek. Televizyonlar başka haberlere, gazeteler başka manşetlere geçecek.
Ama bir insanın hayatı, haber bültenindeki birkaç dakikadan ibaret değil. Asıl sorulması gereken soru şu. Bir insan nasıl oluyor da hayatının sonunda “artık dayanamıyorum” noktasına geliyor?
Bu sorunun cevabı yalnızca maaş bordrosunda aranamaz. Çünkü geçim sıkıntısı yalnızca cebin değil, insanın ruhunun da yüküdür.
***
SESSİZCE KAYBOLANLAR
Bir de sessizce kaybolanlar var. Gazetelerin birkaç satırlık haberlerinde karşımıza çıkan insanlar…
“Yakınlarından haber alınamayan yaşlı adam evinde ölü bulundu.” “Yaşlı çift evlerinde hayatını kaybetmiş halde bulundu.” “Yaşlı adam günler sonra fark edildi.”
Birkaç satır… O kadar. Oysa o birkaç satırın içinde koskoca bir ömür var. Çalışmış. Üretmiş. Çocuk büyütmüş. Vergisini vermiş. Primini ödemiş. Sonra yaşlanmış. Ve bir gün sessizce hayata veda etmiş.
Bazen günler sonra fark edilmiş. İnsanı ürküten yalnızca ölüm değil. Bir insanın ölümünün bile sıradanlaşması.
***
EMEKLİNİN EKONOMİSİ MARKET ARABASINDA
Bugün yaklaşık 17 milyon emekli ve hak sahibinden söz ediyoruz. Milyonlarca insan… Ama ortaklaşan bir cümle var: “geçinemiyoruz.”
Emeklinin ekonomisi Excel tablolarında değil. Markette. Pazarda. Eczanede. Kira gününde. Ayın son haftasında cüzdanda kalan parada…
Emekli için ekonomi; ekmek, kira, elektrik, doğalgaz, ilaç ve pazar demek.
Bu yüzden yüzde hesabı, hayatın tamamını anlatmıyor. Kâğıt üzerindeki artış market rafındaki fiyatın gerisinde kalıyorsa, emeklinin cebindeki gerçek değişmiyor.
***
EMEKLİ NEDEN YENİDEN ÇALIŞIYOR?
Emekli oluyor. Sonra yeniden iş arıyor. Hayatının bu döneminde biraz olsun dinlenmesi gereken insan, yeniden çalışma hayatının kapısını çalıyor.. “İş var mı?”
Yetmişine yaklaşmış bir insanın bu soruyu sormak zorunda kalması bile başlı başına düşündürücü.
Çünkü emeklilik, insanın yıllarca verdiği emeğin sonunda biraz nefes alabilmesi demek olmalı. Oysa bugün birçok emekli için emeklilik, çalışmanın sona erdiği değil; başka bir iş arayışının başladığı dönem.
***
BEN DE DESTEKLEDİM. AMA SUSMADIM.
Yıllarca bu iktidarı desteklemiş bir insanım. Bunu saklamıyorum.
Ama desteklemek, susmak değildir. İnsan inandığı değerlere, yanlış gördüğü yerde itiraz ederek de bağlı kalabilir.
Ben bugün tam olarak bunu yapıyorum. Bir siyasi hesap için değil. Bir makam beklentisiyle hiç değil.
Bir emekli olarak.
Yıllardır “biraz daha sabredelim” denildi. “Ekonomi düzelecek” denildi. “Gelecek yıl daha iyi olacak” denildi.
İnsanlar bekledi. Ama sabrın da bir sınırı var. Beklemenin de…
***
TOPLUMUN NABZI EXCEL'DE ATMAZ
Toplumu yalnızca rakamlarla ölçemezsiniz. Çünkü hayat tabloların dışında akıyor. Pazarda. Otobüste. Hastane koridorunda. Eczanede.
Emeklinin mutfağında… Orada duyulan tek bir cümle, bazen sayfalar dolusu rapordan daha ağır. “Bizi görün.”
Mesele artık yalnızca maaşın kaç lira olduğu değil. Mesele, insanın kendisini bu ülkenin içinde nasıl hissettiği.
***
EMEKLİNİN SIKINTISI EMEKLİDE KALMIYOR
Emekli yalnız yaşamıyor. Çocuğu var. Torunu var. Ailesi var. Bu nedenle emeklinin ekonomik sıkıntısı bir evde başlayıp başka bir evde devam ediyor.
Emekli çocuğuna destek olamıyorsa yük başka bir haneye kayıyor.
Torununa yardım edemiyorsa başka bir bütçe devreye giriyor. Bir evdeki gelir kaybı, başka bir evin giderine dönüşüyor. Bu nedenle mesele yalnızca emeklinin meselesi değil.
Toplumun meselesi.
***
MESELE SADECE ZAM DEĞİL
Bir emekli maaşıyla gerçekten geçinebiliyor mu? Kirasını ödeyebiliyor mu? Pazarını rahatça yapabiliyor mu? İlacını alırken hesabını yapmak zorunda kalıyor mu? Ayın son haftasını borçlanmadan geçirebiliyor mu?
Asıl mesele burada. Çünkü emeklilik, insanın hayatının sonunda cezaya dönüşmemeli. Yıllarca bu ülkeye hizmet etmiş insanların, hayatlarının son döneminde kendilerini bu ülkeye yük gibi hissetmeleri kabul edilebilir bir tablo değil.
***
BEN ARTIK YORULDUM
Ben bir emekliyim. Ve artık gerçekten yoruldum. Sürekli hesap yapmaktan… Fiyat takip etmekten… “Bu ay nasıl olacak?” diye düşünmekten…
Maaş gününü beklemekten… Bir zam haberiyle umutlanıp markette o umudun eridiğini görmekten…
Ama en çok da duyulmamaktan yoruldum. Çünkü insan yalnızca parasının yetmemesinden yorulmuyor. Sürekli anlatmak zorunda kalmaktan da yoruluyor.
***
ŞİMDİ SÖZÜN SIRASI VİCDANDA
Ankara'da yaşanan o acı olay hepimize ağır bir soru bıraktı.. Bir insan neden hayatının sonunda “artık dayanamıyorum” noktasına gelir?
Bu soruyu bir gün konuşup ertesi gün unutmak kolay. Zor olan, cevabını aramak. Çünkü bazı yaralar maaş hesabından büyüktür. Bazı kayıpların telafisi yoktur. Bugün emekli “yeter” diyor.
Ben de bir emekli olarak söylüyorum.. Yeter! İnsanca yaşamak lüks değildir. Emeklinin hakkı sadaka değildir. Emeklinin hayatı ertelenebilir bir dosya değildir. Benim söylemek istediğim bundan ibaret.
Ne bir tehdit. Ne bir hesap. Ne de siyasi bir çağrı. Sadece bir emeklinin feryadı: Bizi duyun!
Çünkü artık gerçekten…
SÖZÜN BİTTİĞİ YERDEYİZ.
Ve sözün bittiği yerde geriye yalnızca vicdan kalır.
***
GÜNÜN SÖZÜ:
Bir ülkenin vicdanı, yaşlılarına nasıl davrandığında görünür.
Yazarın Önceki Yazıları

Yorumlar