DEMİR KAPILAR ARDINDAKİ SESLER..!
"Adalet mülkün temelidir." Hiç kuşku götürmez gerçektir ki bu söz, yalnızca mahkeme salonlarının duvarlarını süsleyen bir vecize kelam değildir. Bu aynı zamanda vicdanın, hukukun ve devletin en büyük sınavlarından biri ve temel taşıdır! Çünkü adalet, yalnızca suçluya ceza vermek değil, pişmanlık gösterene yeniden umut olabilmeyi de kapsar.
***
Bugün sözü kendime değil, demir kapılar ardındaki insanlara bırakıyorum. Yıllardır başta Diyarbakır olmak üzere bölgedeki ceza infaz kurumlarından çok sayıda mektup alıyorum. Gazetemizin akreditasyonu ve aboneleri sayesinde yazılarımız cezaevlerinde de okunuyor. Gelen her mektupta farklı bir hayat hikâyesi, farklı bir pişmanlık ve ortak bir beklentileri içeren, dertlerle karşılaşıyorum.
***
Atalarımız boşuna dememiş: "Taş yerinde ağırdır, insan hatasında olgunlaşır." Cezaevlerinden gelen mektupların ortak cümlesi ise neredeyse aynı.” Hata yaptık… Bedelini de ödüyoruz. Ama hayatımız tamamen tükenmesin."
***
İlk mektup, Diyarbakır 2 No'lu T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu'nun A-9 koğuşunda bulunan Emre Altıner'den geldi. Yaklaşık 13 yıldır cezaevinde bulunan Altıner, bu süre içinde çıkarılan infaz düzenlemelerinden yararlanamadığını, uzun yıllardır daha kapsamlı bir yasal düzenleme beklediklerini ifade ediyor.
***
Koğuşların kapasitesinin üzerinde dolu olduğunu, buna rağmen birçok hükümlünün eğitim alarak üniversite kazandığını, meslek edinmeye çalıştığını ve cezaevinde geçirdikleri yılları kendilerini yeniden inşa etmek için değerlendirdiğini anlatıyor.
***
Mektubunun en dikkat çekici satırları ise ailesine duyduğu özlemi anlatıyor. Cezaevine girdikten yalnızca iki hafta sonra kızının dünyaya geldiğini, bugün 13 yaşına ulaşan evladının çocukluğunu demir parmaklıkların ardından izlemek zorunda kaldığını söylüyor.
***
Yaptığı hatanın bedelini ödediğini, ancak ömür boyu umutsuzluğa mahkûm edilmek istemediğini belirterek, pişmanlık gösteren ve topluma yeniden kazandırılabilecek hükümlüler için yeni bir infaz düzenlemesi beklentisini dile getiriyor.
***
İnsan ister istemez düşünüyor… Bir hata, bir ömür boyu sürmeli mi? Elbette hiçbir suç cezasız kalmamalıdır. Hukukun temel ilkesi budur. Ancak cezanın amacı yalnızca cezalandırmak değil, ıslah etmek ve yeniden topluma kazandırmaktır. Pişmanlığını ortaya koymuş, kendisini geliştirmiş ve yeniden hayata tutunmak isteyen insanlar için hukuk zaman zaman ikinci bir kapı aralayabilir mi?

***
Bunun cevabını verecek olan ne ben ne de sizsiniz. Bu cevap, millet adına karar veren devletin ve ülke idaresini elinde tutan hükümettir. Şöyle der bir atasözümüz.. "Keskin sirke küpüne zarar." Öfke de ceza da ölçülü olmalıdır, aksi durum her yönüyle zarar verici, arıza-i durumdur!.
***
İkinci mektup ise 2 Nolu T. Tipi Koğuş B-1’de bulunan Taner Yıldırım'dan… Israrla, sesimiz ol diyor.. Mektubun içeriğine bakıyorum Taner de yıllardır cezaevinde bulunduğunu, yargılama sürecinde haksızlığa uğradığını düşündüğünü ve sesinin duyulmasını istediğini anlatıyor. Ailesinin yaşadığı mağduriyetleri, yeniden hayata tutunma arzusunu ve adalet beklentisini dile getiriyor.
***
Mektubunda çeşitli iddialar yer alıyor. Elbette bunların doğruluğunu araştırmak ve hükme bağlamak gazetecinin değil, yargının görevidir. Bizim görevimiz ise "Beni de dinleyin" diyen bir insanın sesini duyurmaktır. Çünkü bazen insanın en büyük cezası yalnız kalmaktır. Cezaevlerinden gelen yüzlerce mektubu okudukça aynı gerçeği görüyorum.
***
Aynı cezaevinin A-7 Koğuşu'nda kalan Murat Toprak da gönderdiği mektuba kendi kaleminden dökülen bir şiiri eklemiş. Demir parmaklıkların ardında yaşanan özlemi ve pişmanlığı dizelere döken Toprak'ın satırları şöyle:
Kendi güzel al yazmalım
Beni benden aldın gittin,
Gittin de neler ettin.
Kaç geceler sabah ettim
Senin için kara gözlüm.
***
Adına yar, adına yar,
Sevdana yar yandım bittim.
Bırakıp da çekip gittin,
Dertlere saldın ey yar.
***
Belki bir gün dönersin,
Bu Murat'ı da özlersin.
Toprak'ı yaktın bitirdin,
Bunu çok iyi bilesin.
***
Belki de bu dizeler, cezaevlerinden gelen yüzlerce mektubun ortak duygusunu tek başına anlatmaya yetiyor. Çünkü demir kapılar ardında geçen yıllar yalnızca takvim yapraklarını değil; özlemleri, pişmanlıkları ve yarım kalmış hayatları da biriktiriyor.
***
Her dosyanın içinde yalnızca bir suç dosyası yok… Bir anne var… Bir baba var… Evladını yıllardır göremeyen çocuklar var… Babasını yalnızca açık görüşlerde tanıyabilen yavrular var… Ve yıllar geçtikçe umudu azalan insanlar… Elbette hukuk işleyecek. Elbette işlenen suçun bir karşılığı olacaktır. Ancak cezanın amacı yalnızca cezalandırmak değil, topluma yeniden insan kazandırmaktır.
***
Atalarımız ne güzel söylemiş. "Yanlış hesap Bağdat'tan döner." İnsan hata yapabilir. Asıl önemli olan, aynı hatada ısrar etmemek ve yaşananlardan ders çıkarabilmektir. Devletin merhameti de adaleti kadar büyüktür. Merhamet, adaletin alternatifi değil, vicdanla buluştuğu noktadır.
***
Bugün cezaevlerinden yükselen ses yalnızca özgürlük talebi değil. Aynı zamanda, Bize yeniden yaşama fırsatı verin çağrısıdır. Bu çağrının karşılığını verecek olan yine hukuk, yine millet iradesi ve Türkiye Büyük Millet Meclisi'dir.
***
Biz ise yalnızca duyulmayan sesleri duyurmaya devam edeceğiz. Ve unutulmamalıdır ki… Her gecenin bir sabahı, her sabrın bir mükâfatı vardır. Belki de demir kapılar ardında bekleyenlerin en çok ihtiyaç duyduğu şey, işte bu umuttur.
***
GÜNÜN SÖZÜ
Özgürlüğe geri sayım başladı, şimdi sabretmemiz lazım, çünkü her şeyin sırrı sabırdır.
Yorumlar