DENİZ KİMİN, KIYIDA KALAN KİM?
“Devlet malı deniz, yemeyen…” Eski bir söz. Kaba bulunabilir. Ancak kamu malının nasıl kullanıldığına ilişkin tartışmaların yaşandığı dönemlerde neden hatırlandığını anlamak zor değil.
Diyarbakır’da son dönemde kamu arazileri üzerinden yürüyen tartışmalar da bu açıdan dikkat çekici. Dicle Nehri kıyıları, Dicle Üniversitesi arazileri, PTT ve Talaytepe’deki kamu taşınmazları derken; satış, tahsis, trampa ve ihale işlemleri hakkında kamuoyunun yanıt beklediği çok sayıda soru ortaya çıkıyor.
***
Bu tartışmaların ortak noktası ise aynı. Bir kamu taşınmazı hangi gerekçeyle, hangi yöntemle ve hangi kamu yararı hesabıyla değerlendiriliyor?
Elbette devletin kamu taşınmazlarını satması, kiralaması, tahsis etmesi ya da farklı yöntemlerle değerlendirmesi mevzuat çerçevesinde mümkün. Ancak kamu yönetiminde yalnızca işlemin yapılmış olması yeterli değil. İşlemin gerekçesinin, taşınmazın geçmişinin ve ortaya çıkan sonucun da anlaşılabilir olması gerekiyor.
***
İşte, Kayapınar’ın Peyas Mahallesi’ndeki yaklaşık 70 dönümlük arazi... Tam bu noktada dikkat çekip sorgulamayı inşa ediyor…
Ada 28, parsel 2. 70 bin 506 metrekare.
Kentin bugün en değerli bölgelerinden birinde bulunan taşınmazın geçmişine bakıldığında, yaklaşık 45 yıllık bir kullanım hikâyesi karşımıza çıkıyor.
Ki nitekim önceki gün, “hak sahibi” olduklarını ifade edenler, kameraların karşısına geçti! Konuştular… Hem Akgül ailesi hem de semt sakinleri, mahalle muhtarı dahil!
***
Akgül ailesi, araziyi yaklaşık 45 yıldır kullandığını, kendi imkânlarıyla işlediğini, tarım ve hayvancılık yaptığını ve bu süre içerisinde devlete ecrimisil ile çeşitli ödemelerde bulunduğunu belirtiyor. Bugün itiraz ettikleri temel konu ise taşınmazın ihale sürecine girmiş olması.
Asıl mesele de burada başlıyor. 45 yıldır kullanıldığı belirtilen bu arazi, hangi aşamalardan geçerek bugünkü ihale sürecine geldi?
Bu sorunun cevabı, yalnızca bugünkü ihaleye bakılarak anlaşılabilecek bir konu değil. Taşınmazın geçmişine, yapılan tahsislere, ailenin satın alma girişimlerine ve daha sonra yaşanan değişikliklere bakmak gerekiyor.
***
ADLİYE SARAYI’NA TAHSİSLİ!
Akgül ailesinin anlatımına göre geçmiş yıllarda araziyi satın almak için girişimlerde bulunuldu.
Ancak aileye, taşınmazın kamuya tahsisli olduğu ve Bölge Adliye Sarayı yapılmasının planlandığı gerekçesiyle satış gerçekleştirilemeyeceği bildirildi.
Burada devletin kamu hizmeti amacıyla bir taşınmazı tahsis etmesi elbette olağan bir işlem. Fakat dosyanın bugün açısından önem taşıyan noktası, bu tahsisin daha sonra ne olduğunda ortaya çıkıyor.
Arazi hangi tarihte Adliye Sarayı amacıyla tahsis edildi?Bu tahsis ne zaman kaldırıldı veya değiştirildi? Değişikliğin gerekçesi neydi?
Kamu hizmeti amacıyla ayrılmış bir taşınmazın daha sonra ihale sürecine alınmasına hangi değerlendirmeler sonucunda karar verildi?
Bunlar yalnızca Ömer Akgül ve ailesinin değil, kamuoyunun da bilmek isteyebileceği sorular.
Çünkü vatandaşın satın alma talebi, “kamu hizmetine tahsisli” gerekçesiyle karşılanmıyorsa; aynı taşınmazın daha sonraki yıllarda farklı bir yöntemle değerlendirilmesinin de gerekçesi ortaya konulmalı.
Mesele tam olarak burada düğümleniyor.
***
İLK İHALE, İPTAL VE TEK TEKLİF
İddiaya göre arazi daha sonra ihaleye çıkarıldı. Yapılan itirazların ardından ilk ihalenin iptal edildiği, sonrasında ise TOKİ tarafından kat karşılığı yeni bir ihale sürecinin gündeme getirildiği belirtiliyor.
Bu ikinci ihaleye ise tek teklif verildiği ifade ediliyor. Dolayısıyla dosyanın bu bölümünde de cevaplanması gereken sorular bulunuyor.
İlk ihale hangi şartlarla yapıldı? Neden iptal edildi? İkinci ihalede neden kat karşılığı model tercih edildi? İhale şartları nelerdi? Tek teklif hangi kriterlere göre değerlendirildi ve yeterli bulundu?
Bunların açıklanması, ihalenin hukuka uygun olup olmadığına ilişkin bir hüküm vermek anlamına gelmiyor.
Tam tersine, kamu yönetiminin nasıl işlediğini anlamak anlamına geliyor. Çünkü: “Mevzuata uygunluk” ile “kamuoyunun ikna edilmesi” aynı şey değil.
Bir işlem hukuken geçerli olabilir. Ancak kamuoyunun o işlemin neden ve hangi gerekçeyle yapıldığını bilmesi de demokratik yönetimin doğal gereğidir.
***
45 YILLIK KULLANIM!..
Akgül ailesinin itirazının bir diğer önemli boyutu ise arazinin uzun yıllardır kendi kullanımlarında olduğu iddiası.
Ailenin anlatımına göre araziyi yaklaşık 45 yıldır kullanıyorlar. Tarım ve hayvancılık yaptıklarını, kendi emekleri ve imkânlarıyla araziyi değerlendirdiklerini, bu süreçte devlete ecrimisil ve çeşitli ödemeler yaptıklarını belirtiyorlar.
Eğer bu anlatım resmi belgelerle de doğrulanıyorsa, bunun taşınmazın geçmişi açısından değerlendirilmesi gerekiyor.
Ödenen ecrimisiller hangi dönemleri kapsıyor? Bu ödemeler hangi kullanım ilişkisine dayanıyordu? Ailenin geçmişte yaptığı satın alma başvuruları ne zaman ve hangi gerekçelerle reddedildi? Taşınmazın kullanımına ilişkin geçmişte hangi idari kararlar alındı? Bunlar bilinmeden, bugün yaşanan uyuşmazlığın tamamını anlamak mümkün değil.
80 yaşındaki Mehmet Akgül’ün “Ben hakkımı istiyorum” şeklindeki talebi de bu çerçevede değerlendirilmeli.
Burada kimin hukuken haklı olduğunu söylemek elbette mümkün değil. Bunun kararını yargı ve yetkili merciler verecek.
Ancak bir vatandaşın yıllardır kullandığını belirttiği bir araziyle ilgili iddialarının bütün yönleriyle incelenmesini istemek başka bir şey. Bu nedenle meseleye peşinen “aile haklıdır” ya da “devlet haklıdır” şeklinde yaklaşmak yerine, önce dosyanın geçmişine bakmak gerekiyor.
***
MUHTARIN ÇAĞRISI
Peyas Mahallesi Muhtarı Mehmet Çoban’ın açıklamaları da bu nedenle önem taşıyor. Çoban, Akgül ailesinin uzun yıllardır araziyi kullandığını ve emek verdiğini belirterek yaşanan süreçten duyduğu rahatsızlığı dile getiriyor ve tarafların bir araya gelmesi gerektiğini söylüyor.
Bu çağrı dikkate değer. Çünkü burada yalnızca bir ihale veya mülkiyet tartışması yok. Yıllardır bir aile tarafından kullanıldığı belirtilen, mahallenin de geçmişten bugüne bildiği bir arazinin geleceği söz konusu.
Tarafların bir araya gelmesi, belgelerin karşılıklı olarak değerlendirilmesi ve devam eden yargı sürecinin de dikkate alınması, en azından tartışmanın sağlıklı bir zemine taşınmasına katkı sağlayabilir.
***
Ailenin ayrıca Tapu İptal ve Tescil Davası yürüttüğü belirtiliyor. Bu nedenle taşınmazla ilgili bundan sonra atılacak adımların, devam eden yargı süreciyle birlikte değerlendirilmesi önem taşıyor.
Özellikle devir, satış, inşaat veya taşınmazın hukuki ve fiili durumunu değiştirebilecek başka işlemler söz konusuysa, bunların devam eden dava bakımından ne anlama geldiğinin de ortaya konulması gerekiyor.
Burada sorulması gereken soru basit:
Devam eden dava, taşınmazın geleceğine ilişkin işlemleri nasıl etkiliyor? Herhangi bir tedbir kararı var mı? Taşınmazın durumunu değiştirebilecek işlemler konusunda hangi hukuki değerlendirmeler yapıldı?
Bu soruların cevabı, yalnızca Akgül ailesi açısından değil, taşınmazla ilgili bundan sonraki sürecin nasıl ilerleyeceğini anlamak açısından da önemli.
***
Peyas Mahallesi’ndeki bu araziyi yalnızca bir ailenin mülkiyet itirazı olarak değerlendirmek eksik olur.
Çünkü dosya, daha geniş bir soruyu da gündeme getiriyor. Kamu taşınmazları hangi ölçütlerle ve hangi kamu yararı hesabıyla değerlendiriliyor?
Devlet bir taşınmazı satabilir, kiralayabilir, tahsis edebilir, trampa edebilir veya kat karşılığı değerlendirebilir.
Ancak hangi yöntem tercih edilirse edilsin, vatandaşın bilmek istediği temel mesele değişmiyor.
Neden bu yöntem seçildi? Taşınmazın geçmişteki kullanım durumu dikkate alındı mı? Daha önce yapılan tahsis neden değiştirildi? Alternatifler değerlendirildi mi? Kamu yararı nasıl belirlendi? İhale süreci hangi şartlarda yürütüldü?
Bunların sorulması herhangi bir kişiyi suçlamak anlamına gelmez. Aksine, kamu yönetimine duyulan güveni güçlendirecek bir şeffaflık talebidir.
Çünkü kamu malı söz konusu olduğunda, vatandaşın “Bu arazi nasıl bu noktaya geldi?” diye sorması en doğal hakkıdır.
***
Peyas’taki 70 bin 506 metrekarelik araziyle ilgili tartışmanın sağlıklı bir zemine oturabilmesi için artık iddiaların birbirine karşı yarıştırılması yerine, dosyanın bütününün ortaya konulması gerekiyor.
Arazinin Hazine adına tescil tarihi… Adliye Sarayı amacıyla tahsis tarihi… Tahsis değişikliğinin gerekçesi…Ailenin geçmişteki satın alma başvuruları… Ecrimisil ve diğer ödemeler… İlk ihale ve iptal gerekçesi… Kat karşılığı ihale şartları… Tek teklifin değerlendirilme süreci… Ve devam eden Tapu İptal ve Tescil Davası…
Bunların tamamı aynı dosyanın parçaları. Dolayısıyla yalnızca son ihaleye bakarak bu meseleyi anlamak mümkün değil.
Aynı şekilde yalnızca ailenin iddialarına bakarak da hukuki bir sonuca ulaşmak mümkün değil.
İhtiyaç duyulan şey, belgelerin ortaya konulması ve sürecin bütün olarak değerlendirilmesi.
***
Sözün özü… Kimse peşinen suçlanmasın. Kimse peşinen haklı da ilan edilmesin.
Resmi belgeler açıklansın, taşınmazın geçmişi ve ihale süreci bütün yönleriyle kamuoyuna anlatılsın; devam eden yargı süreci de dikkate alınarak tarafların hak ve itirazları hukuk çerçevesinde değerlendirilsin.
Çünkü kamu taşınmazlarında mesele yalnızca “işlem yapıldı mı?” değildir. Asıl mesele, o işlemin neden yapıldığının ve kamu yararının nasıl gözetildiğinin anlaşılabilir olmasıdır.
Peyas’taki 70 dönümlük arazi için kamuoyunun beklediği de aslında bundan ibaret.
Açıklık, şeffaflık ve belge, tabii ki hak!
***
GÜNÜN SÖZÜ
Kamu malının sahibi millettir; hesabı da millete açık olmalıdır.
Yazarın Önceki Yazıları
Yorumlar