TRAMPA MI, KAMU MALINA OPERASYON MU?
Dün bu köşede, “BU ARAZİLER KİMİN İÇİN ELDEN ÇIKARILIYOR?” başlığıyla bir yazı kaleme aldım. Muhtevası, Diyarbakır’da kamu taşınmazları üzerinden yaşanan bazı “legal ve illegal” gelişmeleri içeriyordu.
Yazının ardından önüme yeni belgeler geldi. Anlaşılan o ki, konuştuğumuz mesele bir dosyayla sınırlı değil.
Bir dosya daha var.
Bu kez adres Silvan. Konu ise özel bir okulun Millî Eğitim Bakanlığına kazandırılması için düşünülen trampa işlemi. İlk bakışta kamu yararı tartışmasız gibi görünüyor.
Silvan’ın derslik ihtiyacı var. Özel sektöre ait iki okul binasının kamuya kazandırılması düşünülüyor. Geçen yıl hazırlanan resmî değerlendirmelerde bu iki taşınmaza yaklaşık 240 milyon lira değer biçiliyor.
***
Teknik incelemeler yapılıyor. Deprem dayanıklılığı değerlendiriliyor. Raporlar hazırlanıyor. Fakat satın alma için bütçe yok.
Çözüm: Trampa.
Yani özel mülkiyetteki iki okul binasına karşılık, devletin elindeki başka bir taşınmazın verilmesi.
Buraya kadar, “kamu ihtiyacını karşılamak için bir yöntem” denilebilir. Fakat dosyanın bundan sonraki sayfalarında insanın ister istemez kaşları çatılıyor.
Çünkü karşılığında verilmesi düşünülen taşınmaz, sıradan bir devlet arsası değil.
Diyarbakır’ın gelişim alanlarından biri olan Bağlar Gömmetaş Mahallesi’nde, resmî kayıtlarda 522 ada, 1 parsel olarak geçen devasa bir arazi.
***
Yüzölçümü: 880 bin 777 metrekare. Başka bir ifadeyle, 800 dönümden fazla.
Üstelik mera vasfında, kamu ortak malı. Şimdi iki rakamı yan yana koyun: 240 milyon liralık iki okul binası.
Karşılığında: 880 bin 777 metrekare kamu arazisi.
İşte dosyanın asıl hikâyesi burada başlıyor. Bu arazinin bugün ne kadar ettiği bir yana... Yarın ne kadar değer kazanabileceğini düşünün.
***
Diyarbakır’ın büyüme akslarından birinde bulunan, yüzlerce dönümlük bir kamu arazisinden söz ediyoruz. Bölgede dönüm fiyatlarının 4 ila 6 milyon lira arasında konuşulduğu ifade ediliyor.
Bu rakam doğruysa, matematiğin kendisi bile dosyayı tartışmaya yeter:
Milyonlarca liralık okul binaları karşılığında yüzlerce dönümlük kamu arazisi...
Üstelik bütün bunlar “kamu yararı” gerekçesiyle yapılıyor.
İşte insanın aklına şu geliyor. Kamu yararı kimin açısından hesaplandı?
***
Dosya ilerliyor.
Kurum görüşleri alınıyor. Millî Emlak’tan uygun görüş geliyor. İl Millî Eğitim Müdürlüğü, 17 Nisan 2026 tarihinde, teknik personelin değerlendirmelerine dayanarak işlemin sürdürülmesi yönünde görüş bildiriyor. Dosya Bakanlığa kadar ulaşıyor.
Sonra... Yasa frene basıyor.
Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğünün cevabı kısa. “Trampa edilmesi mümkün değildir.”
Gerekçe? Taşınmazın mera niteliğinde ve kamu ortak malı olması.
Diyarbakır Valiliği İl Mera Komisyonu adına yapılan değerlendirme de aynı yönde. Yani dosya, ekonomik hesaptan önce hukuka takılıyor.
İyi ki de takılıyor. Ya takılmasaydı?
***
Burada “trampa” kelimesinin kendisine takılmayalım.
Trampa, mevzuatın izin verdiği şartlarda kamu kurumlarının ihtiyaçlarını karşılamak için kullanılabilecek bir yöntem.
Sorun yöntemin adı değil. Sorun, neyin neyle değiştirileceği. Devletin yüzlerce dönümlük bir arazisi...
Özel mülkiyetteki iki okul binası... Ve aradaki değer farkı. Bütün mesele burada.
Çünkü devletin malı, üzerinde işlem yapanın malı değildir.
Milletin malıdır.
Kamu taşınmazına “nasıl olsa devletin” rahatlığıyla bakıldığı gün, işte o zaman tehlike başlar.
“Devlet malı deniz, yemeyen keriz” anlayışı belki sokak jargonudur. Ama devlet yönetiminde bunun karşılığı çok ağırdır.
O deniz, birilerinin malı değil;
Diyarbakır’ın, hatta gelecek kuşakların ortak varlığıdır.
***
Daha önce PTT arazisiyle ilgili tartışmaları yazdık. Ki “Adliye Sarayı yapılacak” denilerek şerh konulan bazı taşınmazların sonraki süreçlerini konuştuk.
Şimdi önümüzde bu trampa dosyası var. Benzer dosyalar da çıkarsa... İşte o zaman mesele birkaç taşınmazın hikâyesi olmaktan çıkar.
Bir yönetim anlayışının fotoğrafına dönüşür. Ve belki de asıl bakılması gereken yer tam burasıdır.
Devletin taşınmazı neden bu kadar kolay bir işlem kaleminin içine sokulabiliyor?
Bir kamu arazisinin gelecekteki değeri, bugünkü değerinden daha önemsizmiş gibi nasıl değerlendirilebiliyor?
Ve kamu adına yapılan bir işlemde, kamu yararı ile özel menfaat arasındaki çizgi ne kadar korunuyor?
***
Bu dosyanın hukuken sonuçlanmamış olması önemli. Ama hikâye burada bitmiyor.
Çünkü bazen bir işlemin gerçekleşmemesi değil, gerçekleşmesine ramak kalmasıdır asıl mesele.
Bu dosyada da hukuk son anda “olmaz” demiş.
Peki ya demeseydi? İşte o zaman bugün elimizde yalnızca bir belge değil, çok daha büyük bir kamu tartışması olurdu.
Belki de bu yüzden bu dosyaya yalnızca “yapılamayan bir trampa” diye bakmak eksik kalır.
Çünkü ortada 880 bin 777 metrekarelik bir kamu varlığı var.
Ve kamu malının hesabı, yalnızca bugünün rakamlarıyla yapılmaz.
Çünkü bazı arazilerin tapudaki metrekaresi vardır; bir de milletin geleceğindeki karşılığı.
***
GÜNÜN SÖZÜ
Bir kamu malının gerçek değeri, tapusundaki rakam değil; gelecek nesiller adına taşıdığı değerdir.
Yazarın Önceki Yazıları
Yorumlar