İMAR’DA SÖZ YARGININ!.. YA SONRASI?…

Günlerdir Diyarbakır kamuoyunun en çok tartıştığı imar planı değişiklikleri artık yeni bir aşamaya geçti. Siyasetin sert polemikleriyle başlayan süreç, bugün yargının önünde. Bundan sonra sözü mahkeme söyleyecek.

***

Bilindiği üzere Büyükşehir Belediyesi, Kayapınar ve Yenişehir ilçelerinde yaklaşık otuz yıldır eğitim, sağlık ve sosyal donatı alanı olarak planlanan; ancak bugüne kadar kamulaştırılamayan bazı özel mülkiyetlere ilişkin imar planlarında değişikliğe gitmişti.

AK Partili meclis üyelerinin de desteğiyle kabul edilen düzenlemeler sonucunda bu alanların bir bölümünün konut ve ticaret alanına dönüştürülme kararı alınmıştı?

***

Belediye Meclis kararının kamuoyuna yansımasıyla birlikte şehir adeta iki farklı görüş etrafında kutuplaştı. Sosyal medyada suçlamalar havada uçuştu, sağduyunun yerini çoğu zaman önyargılar aldı.

Oysa bu meseleyi, ilk günden beri ifade ettiğim gibi, yalnızca bugünkü belediye yönetimi üzerinden okumak eksik, hatta haksız bir değerlendirme olur diyenlerdenim?.

Çünkü ortada otuz yıllık bir şehircilik sorunu var. Yıllarca eğitim, sağlık ve sosyal donatı alanı olarak planlanan bölgelerde tek bir yatırım gerçekleştirilememiş, kamulaştırmalar yapılamamış.

***

Böylesine kronikleşmiş bir tablonun sorumluluğunu yalnızca bugünün yöneticilerine yüklemek gerçeklerle bağdaşmaz.

Merkezi idareden yerel yönetimlere, ilgili kamu kurumlarından denetim mekanizmalarına kadar herkesin bu tabloda payı, dolayısıyla sorumluluğu vardır.

Ancak bu gerçek, yapılan plan değişikliklerinin sorgulanmayacağı anlamına da gelmez.

Nitekim tartışmaların ardından basına yansıdığı kadarıyla Diyarbakır Valiliği kapsamlı bir inceleme başlattı.

Teknik değerlendirmeler yapıldı, raporlar hazırlandı ve sonuçta Valilik, söz konusu revizyon imar planlarının iptali istemiyle iki ayrı dava açtı.

Artık mesele siyasi, ideolojik ve kutuplaştırıcı tartışmaların ötesine geçmiş durumda.

Şimdi söz hukukta…

***

Bu süreçte Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreteri Serdar Bakıroğlu'nun yaptığı ayrıntılı açıklamaları da hatırlamak gerekir.

Belediyeye göre tüm işlemler yürürlükteki mevzuata uygun şekilde gerçekleştirildi. İlgili kamu kurumlarının görüşleri alındı ve değişikliğe konu alanların yıllardır kamulaştırılamayan özel mülkiyetlerden oluştuğu ifade edildi.

Dahası, İl Milli Eğitim Müdürlüğü, İl Sağlık Müdürlüğü ile Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü'nün resmi yazılarla söz konusu alanların kısa ve orta vadeli yatırım programlarında yer almadığını bildirdiği kamuoyuyla paylaşıldı.

***

İşte tam da bu noktada üzerinde durulması gereken başka bir soru ortaya çıkıyor..

Bugün "Bu alanlara kısa ve orta vadede ihtiyacımız yok" denilen yerler için yarın ihtiyaç doğmayacağının garantisini kim verebilir?

İlgili kurumlar, geleceğe ilişkin projeksiyonlar ortadayken nasıl bu kadar kesin bir kanaat ortaya koyabiliyor?

Oysa Diyarbakır hızla büyüyen, nüfusu sürekli artan bir şehir. Eğitim yatırımları, sağlık tesisleri ve spor alanları yalnızca bugünün değil, gelecek kuşakların ihtiyaçları düşünülerek planlanır.

***

Eğer yıllarca kamu hizmeti için ayrılan alanlardan vazgeçiliyorsa, bunun gerekçeleri kadar geleceğe ilişkin öngörülerin de kamuoyuna açık ve ikna edici biçimde anlatılması gerekir.

Özellikle de bunu ilgili kurumlar yapmak zorundadır.

Çünkü şehircilik yalnızca mevcut ihtiyaçları yönetmek değil, henüz doğmamış nesillerin ihtiyaçlarını da bugünden hesap edebilmektir.

Belediye ise amacının farklı olduğunu savunuyor. Yönetim, yıllardır çözülemeyen mülkiyet mağduriyetlerini gidermeyi ve kamulaştırmasız el atma davaları nedeniyle oluşabilecek yüksek tazminat yükünü önlemeyi hedeflediğini ifade ediyor.

Ayrıca kamuoyunda dile getirilen iddiaların aksine park ve yeşil alan miktarında herhangi bir azalma yaşanmadığını da özellikle vurguluyor.

***

Şimdi herkes aynı soruların cevabını bekliyor:

Mahkeme nasıl bir karar verecek?

Bu karar, Diyarbakır'daki benzer imar uygulamaları açısından emsal oluşturacak mı?

Ve belki de en önemlisi…

Otuz yıldır çözülemeyen bu planlama sorunlarının gerçek sorumluluğu kimlerin omuzlarında?

Kanaatimce bu süreçte herkesin daha serinkanlı davranması gerekiyor.

İmar meselesi ne yalnızca bir belediyenin ne de herhangi bir siyasi partinin meselesidir. İmar; çocukların okuyacağı okulları, insanların tedavi olacağı hastaneleri, gençlerin spor yapacağı tesisleri, ailelerin nefes alacağı parkları ve en önemlisi bir kentin geleceğini belirleyen ortak yaşam sözleşmesidir.

Bu nedenle peşin hüküm vermek de, yapılan her işlemi sorgulamadan savunmak da doğru değildir.

Doğru; öfkenin değil, hukukun ve aklın terazisinde tartılır.

***

Elbette son sözü mahkeme söyleyecek. Ancak bu davanın ortaya çıkardığı asıl gerçek çok daha büyüktür.

Bugün mahkemenin önündeki dosya yalnızca birkaç parselin geleceğini değil, Diyarbakır'ın son otuz yıllık şehircilik anlayışını da sorgulamaktadır.

Umarım bu süreç, sadece bir davanın sonucuyla sınırlı kalmaz; kente yön veren bütün kurumların geçmişi cesaretle değerlendirdiği, geleceği ise ortak akılla planladığı yeni bir dönemin başlangıcı olur.

Çünkü şehirler betonla değil; öngörüyle, adaletle ve kamu yararını önceleyen planlarla büyür.

***

GÜNÜN SÖZÜ..

Bir şehrin gerçek mirası binaları değil, gelecek kuşaklar adına aldığı doğru kararlardır.

 


Yorumlar

Yorum Yap