KADİR İNANIR’IN ÜSTLENDİĞİ ROL!..
Kadir İnanır’ın “ölümüne, uğurlanışına ve anılar ile söylenenlere” bakarken aslında bir oyuncunun biyografisini değil, Türkiye’de sanatçının kaderini konuşmamız gerekir!. İnanır, sadece rol yapan bir isim olmadı, rolün dışına taşan, hatta o sınırları bilerek zorlayan bir figüre dönüştüğünü söylemek gerekir!.
***
Yeşilçam’ın parıltılı ama bir o kadar da kırılgan dünyasında kahramanı temsil ederken, gerçek hayatın içinde kahramanlık kavramının ne kadar tartışmalı olabileceğini de gösterdi bize?. Bazen bir film karesinde, bazen bir açıklamanın içinde, bazen de susmayı reddettiği yerde gördük!… Hep aynı soruyu bıraktı geriye: sanatçı ne kadar konuşmalı?
***
Bu yüzden Kadir İnanır için söylenebilecek en kolay kelime efsanedir. Ama belki de en doğru kelime bu değildir. Çünkü efsane, çoğu zaman tartışmayı kapatır. Oysa İnanır, tartışmayı kapatmayı değil, açık tutmak için var olmuş bir isim gibi hareket edip, duruş sergiledi.
***
Belki de onun hikâyesinin en sert gerçeği şudur. Türkiye’de hiçbir sanatçı sadece sanatçı olarak kalamaz. Ya taraf olur ya hedef olur ya da hafızanın içine karışır. İnanır ise bu üç konumun arasında, sürekli hareket eden bir çizgide durdu. Ve tam da bu yüzden, onun adı geçtiğinde yalnızca filmler değil, bir ülkenin sanatla kurduğu gergin ilişki de hatırlanır.
***
Bu tabloya bakınca, onun sanat dışındaki duruşunu da görmezden gelmek zorlaşır. İnanır, sanat yaşamı boyunca sadece kamera önündeki rolleriyle değil, toplumsal barış, insan hakları ve demokrasi alanındaki çıkışlarıyla da bir miras bıraktı. Kendisini sık sık barış savunucusu olarak tanımladı ve bu duruşunu kariyer kaygısının önüne koydu.
***
Özellikle Kürt meselesinin çözümüne dair 2013–2015 yılları arasında yürütülen süreçte yer alan Akil İnsanlar Heyeti içinde bulunması, onun bu alandaki pozisyonunun en görünür örneklerinden biri oldu. Yıllar sonra yaptığı açıklamalarda ise “büyük barış” vurgusunu daha da sertleştirerek sürdürdü. “Zorluklar olacak ama büyük barış mutlaka gelecek” sözleri, onun bu inancını özetleyen bir çizgiye dönüştü.
***
Hatta daha ileri giderek, yeni bir barış süreci ihtimalinde “en önde ben giderim” diyerek, meselenin dışında değil tam merkezinde durmayı tercih ettiğini ifade etti; “yeter ki adı barış olsun” cümlesiyle de bu tavrını netleştirdi.
Öte yandan, bu süreçlere dair değerlendirmelerinde yalnızca kişisel bir duruş değil, politik aktörlere ve dönemin gelişmelerine dair yorumlar da yer aldı. 2013–2015 sürecine ilişkin tartışmalarda, sürecin çok aktörlü yapısına dikkat çekerek, akil insanlar heyetinin oluşumundan çözüm arayışlarının arka planına kadar uzanan bir çerçeveye işaret etti.
***
Bu çizgide yaptığı bir başka vurgu ise hafızada daha sert bir iz bırakıyor: Sur’da sokağa çıkma yasakları sırasında yaşamını yitiren ve kemikleri ailesine bir torba içinde teslim edilen Hakan Arslan’ın hikâyesine dair onun hikâyesini anlatan bir film çekmek istiyorum demesi… Bu söz, onun sanat ile tanıklık arasındaki sınırı özellikle zorlayan bir yerde durduğunu gösteriyor.
***
Tüm bunlar bir araya geldiğinde ortaya çıkan şey yalnızca bir oyuncu portresi değil. Daha çok, sanatın Türkiye’de ne kadar politik, politikanın da ne kadar kişisel olabildiğini hatırlatan bir çizgi. Son söz belki de şudur.. Bazı isimler vardır, perde kapanınca bitmez. Tartışma kapanınca başlar.
***
GÜNÜN SÖZÜ
Cesaret, yalnızca rol yapmak değil, gerektiğinde konuşmayı göze almaktır
Yorumlar