KÜRTLERİN HAFIZASINDAKİ ADAM!
Mehdi Zana!
Önceki gün acı haberi geldi. Bir süredir tedavi görüyordu. Diyarbakır’ın ve bu kadim şehrin halkının hafızasında derin izler bırakan bir isimdi Mehdi Zana.
Terzihaneden Diyarbakır Belediye Başkanlığına uzanan hayat yolculuğunda yalnızca siyaset yapmadı. Bir kimliğin görünür olabileceğini, bir halkın kendi adıyla, kendi diliyle ve kendi kültürüyle var olabileceğini gösterdi.
Gençliğimizde Diyarbakır surlarına “Mehdi Zana” adının yazıldığını görürdük. Bizden biraz büyük olanların onu bir yiğitlik hikâyesi anlatır gibi andıklarına tanık olurduk. O isim, yalnızca surların taşlarına değil, bir kuşağın hafızasına da kazınmıştı.
Sonra askeri darbe… Ardından 5 No’lu Cezaevi. Yıllarca süren hapis, sürgün, baskı ve ağır bedeller…
***
Mehdi Zana bütün bunların içinden geçerek geldi. Birileri gibi zamanla unutulmadı. Aksine, yaşadıkları kuşaktan kuşağa aktarılan bir hafızaya dönüştü.
Leyla Zana’nın eşi… Bizim deyimimizle Mehdi Abi…
Leyla da Kürtlerin hafızasında iz bırakan isimlerden biri. Eşinden aldığı bayrağı taşıdı; o da ağır bedeller ödedi, zindanlarda yıllar tüketti.
Mehdi Abi’nin ardından dönüp bazı soruları yeniden sormak gerekiyor.
Bir insan, yalnızca kimliğini ve dilini ifade edebilmek için neden bu kadar ağır bedeller ödemek zorunda kaldı?
Bir halkın dilini, kültürünü ve varlığını savunmak neden yıllarca suç gibi görüldü?
Ve aradan bunca yıl geçmesine rağmen siyasetin halk için mi, yoksa makam için mi yapıldığını neden hâlâ tartışıyoruz?
Mehdi Zana’nın ardından yürüyen kalabalık, belki de yalnızca bir siyasetçiyi uğurlamadı.
***
O kalabalık; geçmişin acılarını, yarım kalmış hesaplaşmalarını, suskunluklarını ve geleceğe dair umutlarını da omuzlarında taşıdı.
Çünkü bazı insanlar yalnızca yaşadıkları dönemle anılmaz. Bazı insanlar, kendilerinden sonra gelen kuşakların hafızasında bıraktıkları izlerle yaşar.
Mehdi Zana da Diyarbakır’ın unutmayacağı isimlerden biri olarak hatırlanacaktır.
Belki bugün surlarda adı yazılı değildir. Zaten taşa yazılmasına da gerek yoktur. Şehrin hafızasına yazılıdır.
Ve hafızaya yazılanlar kolay kolay silinmez.
Allah’tan rahmet diliyorum. Ailesine, yakınlarına, sevenlerine ve kendisini tanıyan herkese başsağlığı ve sabır diliyorum.
Mekânı cennet olsun.
***
PROVOKASYONA GELİNMESİN!
Bir önceki yazımda açıkça ifade etmiştim:
Esen barış rüzgârlarını, filizlenen ve giderek olgunlaşan “Terörsüz Türkiye” sürecini kimler, neden akamete uğratmak istiyor?
Bu ülkenin yeniden normalleşmesinden, toplumsal barışın güçlenmesinden, insanların birbirine yeniden güvenmesinden kimler rahatsız?
“Eşit yurttaşlık” talebine kim, neden itiraz eder?
Daha önemlisi… Kimler bunun için fırsat kolluyor?
Son dönemde yaşananlara baktığımızda, toplumun hassasiyetlerini kaşıyan bir dizi gelişmeyle karşı karşıyayız.
Mevsimlik işçilere yönelik saldırılar… AVM’lerde yaşanan bazı gerilimler… Diyarbakır sokaklarında örgüt mensuplarına ilişkin afişler…
Ve bütün bunların özellikle Amedspor üzerinden yeni bir gerilim alanına dönüştürülme çabaları…
***
Tesadüf mü? Sanmıyorum.
Toplumun hassas sinir uçlarına dokunan bu gelişmeler, yeni bir çatışma zemini oluşturmak isteyenlerin elinde tehlikeli birer araca dönüşebilir.
Tam da böyle bir atmosferde önemli bir sınavla karşı karşıyayız. Amedspor-Trabzonspor karşılaşması…
Bir futbol müsabakası. Keşke yalnızca bundan ibaret olsa. Türkiye’de futbolun zaman zaman futbol olmaktan çıkıp siyasi, ideolojik ve toplumsal gerilimlerin sahnesine dönüştüğünü hepimiz biliyoruz.
Tribünler… Sosyal medya… Taraftar grupları… Bir slogan… Bir pankart… Tek bir provokatif görüntü… Sonrası malum.
Bir kıvılcım çıkar. O kıvılcımı büyütmek için bekleyenler devreye girer. Asıl tehlike de burada başlar.
***
Karşılaşmayı yalnızca 90 dakikalık bir futbol mücadelesi olarak görmeyip siyasi ve ideolojik hesaplaşmaların aracı hâline getirmek isteyenler olabilir.
Kin ve nefretin toplumsal fay hatlarına taşınması hiç kimseye kazandırmaz.
O hâlde sorumluluk hepimize düşüyor.
Onların kurduğu oyunun figüranı mı olacağız, yoksa sağduyuyla o oyunu mu bozacağız?
Tercih açık. Provokasyona gelinmemeli!
Sporun kardeşleştirici gücü öne çıkarılmalı. Futbolun gerçek anlamı, rakibi düşmanlaştırmak değil; rakiple aynı sahada mücadele ederken aynı heyecanı, aynı tribünü ve aynı tutkuyu paylaşabilmektir.
Amedspor taraftarı da… Trabzonspor taraftarı da… Bu ülkenin insanlarıdır. Takımlar farklı olabilir. Renkler farklı olabilir. Şehirler farklı olabilir. Taraftarlık duyguları farklı olabilir.
Ortak payda ise değişmez. İnsan olmak. Ve bu ülkenin huzuruna sahip çıkmak.
***
Amedspor cephesinden Tuncer Bakırhan’ın, “Trabzon’u Kürtlerin misafirperverliğini göstererek ağırlayacağız” şeklindeki mesajı bu açıdan değerlidir.
Bugün ihtiyaç duyduğumuz dil tam da budur.
Gerilimi değil, misafirperverliği büyütmek. Öfkeyi değil, kardeşliği büyütmek.
Ayrışmayı değil, ortaklığı büyütmek. Trabzonspor Diyarbakır’a rakip olarak gelebilir. Düşman olarak gelmemeli.
Amedspor da Trabzonspor’u rakip olarak ağırlamalı. Düşman olarak değil.
Sahada kazanmak başka şeydir, tribünde nefret üretmek başka…
***
Diyarbakır Valisi Murat Zorluoğlu’nun konumu da ayrıca önem taşıyor.
Trabzonlu. Daha önce Trabzon Büyükşehir Belediye Başkanlığı görevinde bulunmuş bir isim.
Dolayısıyla hem Trabzon’u hem Diyarbakır’ı yakından tanıyor. Elbette bir insan ve futbolsever olarak gönlünden geçen bir takım olabilir. Hemşehrilik duygusu da taşıyabilir.
Fakat bugün üstlendiği sorumluluk daha büyük. Diyarbakır Valisi olarak kentin ev sahipliğini en güçlü şekilde ortaya koymak ve iki şehir arasında bir gönül köprüsünün kurulmasına katkı sunmak.
Belki de bu karşılaşmanın en anlamlı sonucu tabeladaki skor olmayacak.
Belki asıl kazanım, Diyarbakır ile Trabzon arasında kurulacak yeni bir gönül köprüsü olacak.
***
Futbolun üç sonucu vardır: Galibiyet… Mağlubiyet… Beraberlik…
Bir de skor tabelasına yazılmayan, fakat hepsinden daha değerli bir sonuç vardır:
Centilmenlik. Fair-play. Saygı. Hoşgörü.
Rakibine rağmen değil, rakibinle birlikte kazanabilmek…
Ben hep şuna inanmışımdır. Bir maçta alınan üç puan unutulur. Sezonlar biter. Şampiyonluklar gelir, geçer.
Fakat insanların hafızasında bırakılan iyi ya da kötü iz çok daha uzun yaşar.
Amedspor’un önünde de tam bu nedenle önemli bir fırsat bulunuyor.
Eğer Amedspor yarın Süper Lig’de yer almak istiyorsa yalnızca sportif başarısıyla değil, temsil ettiği değerlerle de anılmalı.
Diyarbakır’ın misafirperverliği… Amedspor’un centilmenliği… Taraftarın sağduyusu… Şehrin barış dili…
Bunların tamamı sahadaki mücadele kadar değerlidir.
***
Birileri Kürt kimliği üzerinden hesap yapabilir.
Birileri Trabzonluluk üzerinden farklı bir gerilim üretmeye çalışabilir.
Birileri siyasi ve ideolojik kutuplaşmayı tribünlere taşımak isteyebilir.
Birileri ülkenin huzurunu bozacak bir görüntünün peşinde olabilir.
Buna izin vermemeliyiz.
Provokasyonun en güçlü panzehiri sağduyudur. Nefretin karşısındaki en güçlü cevap kardeşliktir.
Kışkırtmanın karşısındaki en büyük güç ise oyuna gelmemektir.
Bugün tribünde atılacak her sloganın, açılacak her pankartın, sosyal medyada paylaşılacak her görüntünün yalnızca bir futbol maçını değil, çok daha geniş bir toplumsal algıyı etkileyebileceğini unutmamak gerekiyor.
***
Trabzonlular için güzel bir söz vardır. “Kürtlerin deniz görenleri…”
Ne güzel bir tarif. Ne güzel bir gönül bağı.
İşte bugün o bağı daha da güçlendirmek mümkün.
Diyarbakır, Trabzon’u misafir etsin. Trabzon da Diyarbakır’ın misafirperverliğine aynı duyguyla karşılık versin.
Tribünlerden yükselen ses öfke olmasın. Hakaret olmasın. Nefret olmasın. Ayrıştırıcı sloganlar hiç olmasın.
Kardeşlik olsun. Barış olsun. Centilmenlik olsun.
Netice itibarıyla Diyarbakır Stadyumu’nda verilecek en güçlü mesaj şu olmalı.
“Biz provokasyona gelmeyiz!”
Dahası: “Biz birbirimizin düşmanı değil, aynı ülkenin insanlarıyız.”
Amedspor kazanabilir. Trabzonspor kazanabilir. Maç berabere de bitebilir.
Skor ne olursa olsun, kardeşlik kazansın.
Türkiye’nin artık yeni bir kavgaya değil, yeni gönül köprülerine ihtiyacı var.
O köprünün ilk taşlarından biri de Diyarbakır Stadyumu’nda konulabilir.
***
GÜNÜN SÖZÜ..
En büyük galibiyet, rakibini yenmek değil; nefretin kazanmasına izin vermemektir.
Yazarın Önceki Yazıları
Yorumlar