SİYASETTE VEFA VAR MI?…

Ülkede vücut bulan siyasetin “kültüründe ve ilkelerinde” ne yazık ki, “vefa denilen ahlaki duruş” bir semtin adı olmaktan öte artık anlam taşımadığını, her seçim arifesinde görüyor ve yaşıyoruz!.. Yeni değil bu vefaya vefasızlık libasını giydirmek.. Bir asırdır, “siyasi arenada” vaki olmuşluğu.. Ki, Türkiye’deki demokrasi denilen olgunun, kitabında da, “yazılı bir kimliğe sahiptir, siyasetin vefasızlığı ve ilkesizliği ile liyakattan ırak olduğu gerçeği!..”

***

Makam ve mevkiler, hiç kuşkusuz ki “bugün var, yarın yok?.” Hepsi, gelip geçicidir..  Yoksa, “mahkeme kadıya mülk kalırdı..” Baki olan Cenab-ı Allah’tır.. Onun zatı dışında, yeryüzündeki her şey ama her şey fanidir… Canlı ve cansız günü ve zamanı gelince, yok olmaya mahkumdur.. Her ne ise, son durağı gömüleceği yer olan, “kara topraktır?”.. Çünkü fani dünya; “bir imtihan” durağıdır, bilmeyen yoktur, ama uyan var mı?”.. İşte o pek yoktur!…

***

Neden derseniz!?.. Çünkü insanoğlu “kulluk şuurunu ihlas, samimiyet, dava adamlığı, yol arkadaşlığı, düşünce, fikir ve dünya anlayışı noktasındaki kodlarında vahim derecede çıkar odaklı” zafiyetler, ikmal etmiş bulunuyor..” Kendi menfaatini ön plana aldığı gibi, hakkı, hukuku, adaleti, nizami kendine göre yontuyor.. Tek taraflı, keser misali!!.. Kini, nefreti, haseti ise günlük yaşamının parçasına dönüştürmüş durumda,. “Sıradanlaştırdı hayat ilkelerine; ilkesizlikler nakşetmeyi..”

***

Ne derdik?.. Takva dava adamlığında en güçlü, liman ve karargahtır.. “Görev istenmez, verilir, layık olana verilir” derdik.. Bugün sen, yarın ben.. Bir bayrak yarışıdır; bizim davamız!… Ki, ana ilke herkes için “temel düsturdu..” Ama gel gör ki, bugün öylesine ilkesizlik, öylesine vefasızlık, öylesine dava ihanetliği var ki, “siyasetin ilkeli” duruşunu ifade eden, “İ” harfine bile, rastlamak, bulmak çok güç, anlamını yaşamını bulmak da zor!…

***

14 Mayıs’a dair seçimlerin sath-ı mailindeyiz!.. Bir tarafta, yasama diğer tarafta yürütme.. Geride, bir aydan, bir gün eksik zaman dilimi kaldı.. Bakınız, son günlerde siyasetin yasama kulvarında “vefa ve dava adamlığı” kelimeleri kurulan cümlelerde sıkça, ama negatif olarak kullanır hale geldik.. Bir tarafta, yıllarca aynı cephede siyaset yapanlar, bugün “makam ve mevki” ihtirasıyla farklı cephelerde, birbirlerine karşı “hasmane siyaset” yapıyorlar… Belden aşağı vuruşu bile, mübah görerek, siper almışlar!..

***

Bir tarafta, “koltuk meraklısı, gurur ve kibir abidesi” makam ve mevkiyi “kendine baki kılanların küsmesi..” Kendini kutsallaştırıp, “dünyaya kazık çakacak” konumda görenlerin, koltuklarından olmaları.. Kapalı kapılar ardında “salya-sümük” kesilenlerin, attığı naralar.. Ehil ve liyakat ölçüsüne bakılmadan “belki adamdır” düşüncesiyle ona makam ve mevki tevdi edene “gel derse geliriz, git derse gideriz” diyenlerin bugün koltuktan indirildikleri için “davaya sırt dönüp, negatif kesilenler?..”

***

Maalesef, AK Parti arenasında ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın çevresinde, “işte böylesine ilkesizler, vefasızlar, dava adamlığından yoksun” kesilen, makam ve mevkinin ihtiraslıları, artık bariz olarak su yüzüne çıkmaya başladıklarını, haykırmak gerekiyor..  Ki bu haykırış , iki taraflıdır.. Çünkü bu iki taraf da, partiden yük alanlar değil, sürekli yük olup, sülük misali, iktidar rantını devşirenlerdir.. “Cüsselerinin ve cümlelerinin adamı” olmadılar, değiller de zaten..

***

Çünkü, bunların alayı “koltuk sevdalıları..” Nitekim, Erdoğan’ın ve dava adamlığının önüne geçtiğini görüyoruz; onların bu “ihtiraslı koltuk sevdaları”.. Gerçi, hep böyleydi ve böyleydiler!… Yeni değil, su yüzüne çıkışları. Bunları bilmek, tanımak, karakterlerine vakıf olmak için, “kahin olmaya da” gerek yok zaten!.. A’sından, Z’sine kadar, büyüğü, küçüğünün “gerek makam ve mevki dönemindeki, döndürdükleri çarkın işleyişi olsun, gerekse de makamdan inip hasmane cepheye girdikleri” zaman dilimi olsun; “ibretlik ve hayretlik” bir hava estiriyorlar..

***

Eee; “geçmişi ve geçmiş günleri” unutanların vefalı olmasını beklemek, “yemen çöllerinde, yağmur yağmasını beklemeye benzer.?” Abesle iştigal yani.. Zaten, siyasetteki vefasızlık yüzündendir, partilerde, siyasi kimlik kazananlarda liyakat sorununun yaşanır hale gelmesi.. Eksen kaymasına neden oluyor?!… Bozulan, güç dengesinin ihtirasıyla ortaya çıkan, sırt dönmelere der demez; “bunlar mı dava adamı, bunlarla mı yola çıkılmıştı” diye sormamak, sorgulamamak elde değil!… Tabi abilerin de; “ceket ilikleyenlere” meyil edilişlerini de, unutmamak lazım.. Neyse!.. Erdoğan bunların ekseriyeti yeri ve zamanı geldiğinde görüyor.. Ki gördüğü gibi de, “kapı önüne koyuyor..” Biliyor ki, onlar artık “sadık değiller”…

***

 

AK PARTİ TANITIMI!…

Gel gelelim, önceki günkü AK Parti Diyarbakır Milletvekillerinin tanıtım toplantısına.. Konuşulanlar, salonun dizaynıyla alakalı çok ama çok mülahaza edilebilecek ayrıntılar söz konusuydu!.. Ama bir ayrıntı vardı ki, “çok dikkat çekici” olduğu kadar, üzerinde konuşulması, tartışılması ve tabi ki düşünülmesi gereken; “davaya inanmışlığın” kalibresi oldu… Yani “siyasetteki vefasızlığın nasıl da, kendini deşifre ettiğini gösterdi..”

***

Şöyle ki!… Salonda, nice dönemler Diyarbakır’ı temsilen Meclis’e giden, en uzun soluklu Bakanlık makamında oturan, hal-i hazırda Milletvekili olan Mehmet Mehdi Eker.. Ki peş peşe iki dönem Vekillik yaban Ebubekir Bal… Hatıra binaen birer dönem arayla iki kez Milletvekili olan Oya Eronat.. Yani, Diyarbakır’ın mevcut üç Milletvekilinden bir tekinin esamisi okunmuyordu, çünkü salonda yoktu!..

***

Dahası!.. 2003’ten bu yana, AK Parti safında Diyarbakır’dan seçilip, Meclis’e giden eski vekiller, onlardan sadece bir teki vardı?.. O da, Kutbettin Arzu.. Onun dışındakilerin hiçbiri, arz-ı endam etmemişti.. Kaldı ki, eski İl Başkanları.? Ve Partinin üst yönetiminde görev alanlar, kendileri olmadığı gibi, yaverler de yoktu?.. AK Parti’nin Bağlar Belediye Başkanı Hüseyin Beyoğlu’nun eşi aday olup listeye girmemesine rağmen onun dışındaki Belediye Başkanları da salonda yoktular.. Ama o vardı?.. Ve tabi ki, adaylık listesine giremeyen diğer aday adayları!..  Bir teki daha gözüme çarpmadı, salonda bulunduklarına dair…

***

 

Kim orada bulunmayışına nasıl bir gerekçe gösterir, bulur, ifade eder bilemem!.. Ama “dava adamlığı ve vefa” noktasında, hayli sorgulayıcı bir tablo ortaya çıktığını söyleyebilirim!.. Demek ki, “her şey kendine özgü, makam, mevki mesafesi kadardır.. Demek ki; “ben varsam, davadır ben yok ise, tanımam böyle davayı…” Demek ki, “çıkar ve menfaat üzerinedir bizdeki siyasi vefa..” Yani menfaatim varsa davadır, yoksa ise vefa İstanbul’da bir semttir… Hele ki, bıçak sırtı bir zeminde yürünürken; “sen de mi brütüs..”

***

 

 

BUGÜN GÖRÜNTÜ VERİRLER Mİ?!..

Merak ediyorum!.. Önceki gün, mevcut milletvekili adaylarıyla görüntü vermekte imtina eden, salona gelmeyenler.? Ve verilen bu görüntüyle, dikkatleri üzerlerine çekenler bugün Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Diyarbakır’a gelişinde; arz-ı endam edecekler mi?!..  Aynı safta görüntü verirler mi?!.. “Erdoğan çok yaşa deyip, alkış tutacaklar mı.”.. Yoksa, “ayran içtik, ayrı düştük mü?” diyecekler.. Boşuna söylenmiş bir söz değil; “bozulan güç dengesi, kişi karakterinde zehirleme yapar?”..  Neyse bekleyip göreceğiz.? Ki alanda da olacağız, atmosferi solumak üzere!!!..

***

ERDOĞAN NE KONUŞUR?

“Ziyaret ve ticaret” kabilinde geleceği için, konuşması da böylesi bir muhtevada olacak? Hem seçim için, hem de depremzedeler için inşa edilen konutların temeli atmak için geldiğinden dolayı, “maddi ve manevi” yönlü bir konuşma olacak..

Malum, Erdoğan Diyarbakır’a her gelişinde, kentte bir heyecan, bir beklenti, farklı bir rüzgarın esintisi gelişir.. Özellikle “yerel ve ulusal düzeydeki çözüm isteyen sorunlara dair” müjdesi olacak mı, diye sorulur?!…

***

Konuşmasının muhtevasının ekseriyetiyle seçime odaklı olacağını düşünüyorum!.. Ki, her gelişinde de, “bir açılım kapısını aralıyor.. “ Bu kez, geçmişi de, gelinen son siyasi aşamayı da dikkate alan, bir konuşma yapacağını düşünüyorum.. Hasılı, saat 15.30’da Kışla Sokakta vakıf olacağız; neleri konuşacağına, nelere dikkat çekip, vaatlerde bulunacağına..? Son sözümüz, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a kadim şehir Diyarbakır’a hoş geldiniz!..

***

İNANÇ NOKTA-İ NAZAR!…

Ama bir ayrıntı da vardır.. Onu da, görmemek olmaz..  Kadir, kıymet bilmek.. İşte onu da, son zamanlarda arızalı şekilde, Partinin teşkilatlarında ve merkezinde görmüyor değiliz.. “Dağdakinin, evdekini kovma” hali.. Dile kolay; “en çetin, en kritik, en zorlu, hayati yönüyle her anı riskli dönemlerde, şiddetin, terörün kol gezdiği evrede davaya nefer ol, hizmet et, bayrağını salla, kimsenin konuşmadığını, konuşmakta imtina ettiklerini, teşkilatın, seçilmiş vekillerin dahi ağzını bıçak açmadığı evrede haykırırken, tüm bunlara karşı hayati tehditlere rağmen, taviz verilmezken!.. Gel gör ki; partiye düne kadar “etmediği laf, yapmadığı hakaret, yerden yere vurmada en haşin kişiye bugün gel de, sen değersiz o kıymetli muamelesi gör..” Denir ya, reva mı bu?… Neyse, bizdeki davaya inanmışlık “inanç nokta-i nazardadır..”

***

 

GÜNÜN SÖZÜ

Siyaseti ekseninden kaydıran, siyasetteki vefasızlık ve liyakatsızlıktır…

***

HAYIRLI CUMALAR…