UYUŞTURUCU PARTİSİ..
Diyarbakır’dan bir kare resim.. Onun için, bu resme ne olur pür dikkat kesilin, iyice bakın?!.. Ki bunun gibi daha niceleri var?.. Şehrin bir çok bölgesinde; aynı manzaralara rastlamak mümkün!.. Yıllardır da, yazıp-çiziyoruz, söylüyoruz ama “bir türlü kökü kazılamıyor köklü bir sonuç alınamıyor?”…
***
Kısa süre önce de, dile getirmiştim!.. Hatta ilgili ve yetkili bazı zevat, gönül koydu.. Ne diyelim hakikati haykırmak bazı kişi ve makamların hoşuna gitmez.. Çünkü, zülfüyara dokunuyor.. Gerek, Bağlar’ın metruk yapılarının yer aldığı, 5 Nisan mahallesi!.. Ki önceki akşam; “10 yaşındaki kız çocuğuna yönelik taciz” olayıyla gündem oldu.. Mahalleli tepkili; “iti kopuğu” kol geziyor diye…
***
Gerekse de, Batıkent bölgesi.. Huzurevleri ve Yenişehir’in Şehitlik ile Sur’un diğer varoş bölgeleri olsun!.. Ben-u Sen, ya Hevsel Bahçelerinin içerisi.. Bırakın yetişkinler, gençler “küçük çocuklar” dahi, uyuşturucu partileri düzenler hale geldi?!
***
Tıpkı resimde görüldüğü gibi.. Yine bir grup lise öğrencisi.. Gün ortası.. Okullarında, sınıflarında ders görmeleri gerekirken, onlar varoş bölgede, hemzemin geçit noktasında; “uyuşturucu partisi” tertipliyorlar.. Kimi esrarlı sigara, kimi pette, kimi de Metamfetamin içiyor.. Yakından baktığınızda hepsi; zombi olmuş!..
***
Ne hazindir ki; toplum olarak, yaşananlara kayıtsız kalıyoruz.. Onun içindir ki, işte böylesi bir nesil oluşmaya başladı.. Yarının büyükleri olma halinin ne durum içereceğini düşünmek, konuşmak bile istemiyorum.. Peki, kim suçlu ya da sorumlu!…
***
Buradan çok isim, kurum, makam ve mevki sıralayabilirim!.. Polis mi, savcılık mı, cezaevi mi, ıslah merkezleri mi?.. Okul mu, idareciler mi?!.. Say say bitmez.. Ancak özetle ifade etmem gerekirse; Diyarbakır’ın “özelinde” Diyarbakır halkı, ülke genelinde ise, 85 milyon nüfus bir bütün olarak; “sorumluyuz, suçluyuz, müsebbibiz..” Çünkü; “milli hadiselerimize” ne yazık ki hep “kayıtsız kalmaktayız??”…
***
Çünkü, her şeyi “şahsileştiriyoruz, kişiye odaklanıyoruz, ya da kurumlara, makamlara…” Bizim yekün vaziyette; “neslin daha bir bedbaht hale düşmemesi için” sorumluluk üstlenmemiz gerekir.. Milli bir mesele, hatta ülkenin ve milletin “bekası” olarak görüp, hassasiyet göstermeliyiz.. Aksi takdirde bir dönem gelir ki; “millet zombileşir…?”
***
ALTILI MUAMMASI..!
Vallahi biliyorum!.. Biliyorum siz de diyorsunuz ki; “yetti yahu” şu altılı masanın “muamma” hali artık, gına getirdi.. Gecemizi de gündüzümüzü de, yaşamımızı da, sosyal, ekonomik ve siyasal hayatımızı harap etti.. İçimiz karardı “sonuç doğurmayan” siyasetleri..!?
***
Ne olacaksa olsun artık “bilinmez denklem” haline karşı tavır koyduğunuz!.. Kim baş, kim son, kim sağ, kim sol, kim neyi istiyor ya da neye karşı, bilen yok!.. Herkes burnundan soluyor, ama velakin ne için soluduğu meçhul!.. Masa’daki belirleyici rol kimdedir diye sorsanız zatlara; herkes birbirine bakıyor faili meçhul bir tavırla dudak büküyorlar?!
***
Hasılı kelam “belirsizlik” içerisinde, tozlu-dumanlı havada, bulunuyor şu anki altılı masanın ortaya koyduğu siyaset!.. Eee yüz yıllık Türkiye’nin “Türk modeli” siyaseti böyle değil mi?.. Ne kadar sürer bu gidişat, bilinmiyor.. Diyorum ki, Parti tabanları vaziyete karşı tavır alsalar ve bunları bir silkeleseler!!..
***
Özellikle de, altılı masadaki “tüm parti” üyeleri ve seçmenleri bilumum; hepsi gidişata karşı bayrak açsalar!.. “Millet” olarak; yaşanan şu “muammalı, belirsizlik” ihtiva edici, siyasi seyre “nokta koyma” adına, “yetti” deyip, karşılarına dikilseler!…
***
Mesela, millet adına “bu bir muhtıradır” deyip, deklarasyon yayınlansa.. Bunu da Ankara’nın göbeğinde, dün AK Parti’nin 11 Büyükşehir Belediye Başkanvekillerinin “rakip siyasilerine ve belediyelere karşı, çektikleri” hodri meydan çıkışı gibi.. Ve iki maddelik bir, çıkış yapsalar!.. Altılı masadaki tüm liderlere “beyler kendinize” gelin, bizi bir dinleyin deyip, deseler ki;
***
—Ne bu korkaklık, pısırık, ürkek, haliniz?.. Özgüven kaybından kurtulun.. Kendiniz olun.. Özünüz olun.. Şunu, bunu taklit etmek, dışarıdan medet ummaktan vazgeçin.. Yerli ve milli olmaya çalışın.. Hanginiz “bu işin belirleyici rolünü” üstlenecekse, bir adım öne çıksın.. Yumruğunu masaya vursun; “rolüm de bu, belirlediklerim de bu” desin biz de bilelim; sizde bir “hayır” çıkar!!..
***
—Yok eğer “cesaretsizlik” zaafiyeti içerisinde, hiç bir çaba ortaya koyulmayacaksa!.. “Siyasi savaşçı” olmayıp, “belirleyici” rol alma gibi, “özgüven taşıyan” biri içinizde bulunmuyorsa!.. Armut piş ağzıma düş, modunda iseniz!.. Kendinizden değil, elin gavurundan medet umarak, gel başımızda bulun, belirleyici sen ol diyorsanız?!?. Yerel olma noktasında ne elini, ne yumruğunu sıkıp, masaya vuracak, biri içinizde yoksa “bırakın bu tiyatroyu, perdeyi kapatın, herkes evine”.. Harç bitti, amele paydos!…
***
Doğrusu; seçmenlerden gelen bu “muhtırayı” dinleyen olur mu!.. Sanmam olsun.. Söz dinleme gibi bir “karakterleri de” yok.. Çünkü, zat-ı muhteremlerin “halk ve seçmen” gibi bir dertleri de yok!.. Tek dertleri; “masadaki yemekten” ne kadar nemalanabilirim.. Şu, “Güldür Güldür’deki” skeç gibi.. Yemeğin bedelini ödeme şeklinde; “yüzdeliğe” göre!.. Alman usulü derler ya.. Bu işten bir cacık olmaz!..
***
Yazıyla hemhal olurken, bir dostum telefonla aradı!.. Hal hatır derken, ne yapıyorsun dedi!.. Yazıya odaklanmış, bitirmek üzereyim dedim!.. Sordum kendisine; Altılı Masa’nın “Patronu Kim” diye?.. Yılların siyasetçisi, bir çok merdiveni yürümüş kişi olarak, tabi soldaki mahallede hep yürümüş; “vallahi baş da belli değil, son da belli değil?” diyerek noktaladı…
***
Ama biliyorum ki, bir çok kişi de “Masanın Kurucusu” Kemal Bey, “patron da odur” diyor.. Doğru dışarıdan bakıldığında, ilk etapta öyle bir görüntü ortaya çıkmıyor değil.. Her şey onun ekseninde dönüyor, söyleniliyor, konuşuluyor gibi!.. Ama gel gör ki; “içe odaklanıp” sahadaki “aksiyonel” tutum ve ifadelerin “halkalarını birleştirdiğinizde” hiç de; “patron değil?”…
***
Belki abartı olacak; mevcut durumun “en zayıf, en kopmaya hazır” sağı da solu da, “tahribat” içerisindeki bir halka olarak; Kılıçdaroğlu olduğunu söyleyebilirim!!.. Elindeki tek değnek, “CHP’nin üst kattaki koltuğu?”.. Bir açıyor, bir kapatıyor!… Biliyor ki, kapıyı tam açarsa, koltuk ta, üst kat ta elinden kaçar… Yoksa, der miydi kendi kadrosuna; “ya benimle olacaksınız, ya da tavrınızı net açıklayın?”..
***
Öyle ya adam, zar zor, “kasetle” bir koltuğa sahip olmuş, kaçırır mı o koltuğu?.. Kaç seçimdir kaybetmesine rağmen dokunan var mı koltuğuna!?. Ya da kurultayda rakip çıkan.. İşi riske etmek istemiyor; 2023 seçimlerine girerken!.. Denir ya ne yapsın garibim, yoksa yüzde birlerin peşine düşer miydi, onlara ceket ilikleyip “kapı kapı dolaşır mıydı…!?”
***
Bakar mısınız, Meral Akşener hanım “Demoklesin kılıcı” gibi başında sallanıyor.. Bir İmamoğlu, bir Yavaş diyor.. Olmuyor bacınız var; “ama icraatın başında” olmak için varım diyerek, racon kesiyor.. Eee, akıllı kadın; yılların ve 90’ların tecrübesi var kendisinde!.. “Dönen dolapları, uydurulmak istenilen planları” takip ediyor, ama altılı masanın “bacısı olmayı da” elden bırakmıyor…
***
Farkında; “masada” bir dalgalanma, deprem, kötü sonuçlar doğuran bir hal çıkarsa; faturanın Kemal beyden daha çok ona kesileceğini!!.. Sandığın kendisine has bir “yüksek grafik” çıkaracağını bilse; “alayını” kapıya koyup, yeni bir masa kurardı.. Ancak riskli; görüyor… Eğer ki, Cumhuru dağıtsaydı, belki de MHP’nin yerine, Erdoğan derdi.. Ama gözü kesmiyor, hendeği atlayabileceğini!…
***
Masa’nın yüzde birleri ne alemde derseniz!.. Her ne kadar “tabanda” fire verici bir konumda ise; Temel Bey “geçiş dönemine en uygun Cumhurbaşkanı adayı olarak; kendisini ilan etmesi lazım!..” Ne deniliyor, “yetkisiz, emanete sahip çıkabilen olsun?”.. Her ne kadar, masanın en bilge adamı olsa da; “yaş itibariyle” emanete sahip çıkar, ama işi kabul eder mi?!… Etmesine eder de, “rakibi” çok!
***
Prof. Dr. Ahmet Davutoğlu var!.. Bir tarafta akademik, diğer tarafta “siyasi ve hükümet” tecrübesi var.. Dışişleri ve Başbakanlık gibi!.. Ancak, masadaki “sarsıntılarda” en çok onun isminin öne çıktığını söyleyebiliriz; “tecrübe konuşur, ya da ben konuşursam yer yerinden oynar” misali!.. Babacan’dan daha aktif.. Ama ekonomik güç, denir ya “bel büktürür?”…
***
Babacan “yıldızı parlayandı?” Ama masa biraz “mum söndüye”çevirdi!.. Baksanıza, Kemal Bey’in vizyon belgesinde hiç de, Babacan’ın ismi dahi ağza alınmamış.. Sahi merak ediyorum; “vizyon belgesine” Kemal Bey, Babacan’a “dostum bir göz atsana; “eksiği, gediği var mı” diye?!.. Sanmıyorum, atsaydı “gönül koyan” bir tavır, sergilenmezdi?!…
***
Uysal mı?!.. Masanın en kifayetsiz, yüzde birin de altında, “kim bu adam” diye sorulurken!.. Şimdi, “kıymetli” sözü geçerli, laf edebilen, masaya kendini dinleten bir siyasetçi!.. Yıldızı parlıyor.. !
***
Netice itibariyle, sohbete “altılı masanın” muamma halinin belirsizliğiyle başladık, geldik siyasi liderlerin “kronolojisine..” Bu da demektir ki; ülkede “siyasi seyir” hiç de sağlıklı işlemiyor, yol almıyor.. Almadığı için de; kafalar karışık!..
***
Neyse!.. Biraz da kafamızı, heyecanımızı, “vizyon belgesine” odaklandıralım.. Öyle ya, büyük bir merak ve beklenti hasıl.. CHP’nin mahallesi de, sabırsızlık içerisinde!.. Rifkin ne zaman gelecek?!.. Balıkçı restorandında “salyangoz satışı ve servisi” ne zaman yapılacak?!.. Bardaklar hazır, meze eksik!.. Çevrim dışı, muhabbetin tadı yok!?.
***
GÜNÜN SÖZÜ
Ey insan, eğer ki eğriyi kendinde arıyorsan bil ki doğruyu kalbinde bulmuşsun!…