VALİ ZORLUOĞLU İLE KAHVALTI

Diyarbakır Valisi Murat Zorluoğlu, iki hafta oldu Diyarbakır’da göreve başlayalı. Dün sabah kahvaltıda bir araya geldik. Malum, dün 24 Temmuz “Basın Bayramı” idi. Bu minvalde buluştuk, konuştuk.

***

Zorluoğlu ile ilgili bir önceki yazımda izlenimlerimi kısm-i olarak aktarmıştım. Ama bu kez, birebir, yüz yüze görüşmek, sohbet, soru ve alınan cevaplar noktasında daha bir aydınlandık. İzlenim noktasında, çok şey söyleyebiliriz.

***

Hani bir söz vardır..  Her kişinin kendisine has bir yoğurt yiyişi vardır?!.. Zorluoğlu’ndan, Diyarbakır’a özgü, görev süreci içerisinde, çok farklı bir vali kimliği ve çalışma stiliyle karşılaşacağımızı, şimdiden not düşmek istiyorum.

***

Özellikle de, başarının bireysel değil, kollektif ve işbirliğiyle, mümkün olabileceğini gerçeğinin altını çizmesi önemliydi. Valilik, Belediyecilik ve Kamu tecrübesine sahip biri. Bu tecrübeyi önümüzdeki zaman dili içerisinde, kentin bileşenleriyle bütünleştirip, icraata dönüştürürse, kent yönünde büyük kazanım sağlanır?..

***

Ki bende bıraktığı izlenim, böylesi bir şansı elde edebileceğimiz… Çünkü, sıcakkanlı, pozitif, enerjisi yüksek, aktif. Kendisine has bir tarza sahip.. Akıcı bir konuşma. Her fikre ve düşünceye açık istişareye önem veren

***

Ana hedeflerinde, turizm, sanayi ve tarım var. Mevcutlara ivme kazandırarak, katma değer açısından da, sorgulayıcı olması, dikkatimi çekti. “Bir adım daha nasıl ileriye gidebiliriz" Bir çok konu, sorun, sohbet esnasında dile getirdik. Onlara girmek istemiyorum...

***

Kendi ifadesiyle; Mesele seçilmek yâda atanmak değil, asıl önemli olan üstlenilen görevi layıkıyla yerine getirmektir. Bu anlamda genel yaklaşımlarımızın pozitif olması gerekiyor. Ben bu anlamda hep pozitif oldum, burada da pozitif olmaya devam edeceğim.”

***

Özü itibarıyla, Zorluoğlu Diyarbakır’da farklı bir rüzgar estirmenin gayreti içerisinde olacağını düşünüyorum!.. Tabi aceleci de olmamak lazım. Zaman her şeyini ilacı. Ki bir süre sonra buradan sizlere soracağım; “İl Valisi Zorluoğlu nasıl?” diye..

***

Gerçek şu ki, eğer ki biz iyi olursak, uzlaşı içerisinde bulunursak, bilelim ki, idarecilerimiz de, aynı minvalde iyi olurlar. Her şey sağlıklı bir seyirle kendini ikmal eder. Aksi durum, her yönüyle sirayet edici olur.. Evet, kendileri bizlere “Gazeteciler gününüz kutsu olsun” dedi. Bizde, “Diyarbakır valiliğiniz hayırlı ve uğurlu olsun!..”

***

 

HADİ YA!

Celal Şengör… Tanırsınız bilmem. O bir Jeolog. Ama ben, onu kendi bokunu yiyen sonra da, kameralara bok çok acı diyen, bir adam olarak tanır ve bilirim. Zat-ı na muhterem yine kehanette bulunmuş! Öyle ki hızını alamamış, Osmanlının bakiyesi olan, Türkiye’nin, 30-40 yıl içerisinde, esamesi okunmayacak! Yani, yok olup gidecek.

**

Nedenini, muhafazakar, dindar iktidarlara bağlıyor! Demek istediği şu; 1950’lilerden itibaren, özellikle de, AK Parti’nin 20 yıllık iktidarı. İşte dine önem veren bu iktidarlar, Türkiye’nin “istiklalini ve istikbalininin”önünü kapatmıştır! Yediği bokun acısıyla, kendisine özgü bir de , çözüm önerileri sunuyor; Türkiye’nin yok olmaması için!..

***

Deriz ya hep!.. Her şeyin başı eğitim diye... O da, eğitimden dem vuruyor. İlla ki, eğitim... olmalı, öğretim olmalı?.. Bunun iklimini, Milli ve Yerli Eğitimde görmüyor, zat. Neden görüyor.. Lozan’a atıfta bulunuyor.? Fransız okullarına, ayrıcalık tanınmasını, gerektiğini söylüyor.. Açıkça misyonerlik faaliyetlerine, Türkiye’nin cevaz vermesini istiyor.

***

Eee, boşuna söylenmiş bir söz değil. Bunların alayının ateistlikleri, sadece ve sadece İslam’a karşı çıkıştır..  Yahudilik veya Hristiyanlık değil. Yoksa, papaz okullarının açılmasını ister miydi? Ağzından dökülen salyada, Tevhidi Tedrisat Kanunu’na atıfta bulunup, ancak ve ancak böylesi bir işleyişle, Eğitim ve Öğretim’in millileşebileceğini de söylemesi, ayrı bir psikolojik vakıa!

 

***

Yediği boktan dolayı ağzı kokan Celal Şengör’e Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin bakınız nasıl yanıt veriyor?.. Diyor ki, "Bu okullar normal koşullarda bizim mevzuatımızda yeri olmayan okullar. Mevzuat içerisine girerlerse eğitim öğretimlerine devam edecekler. Girmezlerse yok hükmündeler zaten..”

***

VAY BE..

Önceki akşam, Büyüktimur’la Gündem’de, ABD Seçimlerini, konuşuyorduk. Konukların hararetli, analizleri noktasında, şöyle düşündüm, kendi kendime!!. Ki ekranda da, aktardım; vay be diyerek, o düşüncemi!

***

AK Parti ve Erdoğan’ın iktidarında, ABD’nin siyasal yönetiminde, kimler geldi, kimler geçti?..  Daha açık ifadeyle, Erdoğan’ın iktidarında kimler ıskartaya çıktı.. Sıraladım, o kudretli(!) ülkenin liderlerini!..

***

Baba Bush değil, evlat George W… Bush..  İki dönem, siyahi lider, Obama.. Akabinde, sarı saçlı Trump! Tüm bu liderlerin ardından, 81’lik Biden geldi!.. O ki Erdoğan’ın iktidarına hasım idi..

***

Hatırlarsak, bir kaç yıl değil, ay öncesi bile!.. Kendisi, aleni şekilde, politika üreterek, Erdoğan’ı devirmek istiyordu… İktidarın değişmesi için, muhalefeti destekleyeceğiz diyordu!.. Ve bugün gelinen zaman diliminde; bunaklaşan, ne dediğini bilmeyen  Biden ben yoKum diyor?

***

Denir ya vay be!.. Türkiye’nin iç siyasetinde satranç oyunuyla, bildiğimiz!.. Sürekli iktidar değiştiren, hatta darbelere zemin hazırlayıp, bel çıkan, stratejiler ortaya koyan, ABD’ye, 5 beş iktidar değiştiren, Erdoğan’a yeni seçimde, kim mevkidaş olacak?!…

***

İkinci dönemiyle Trump mı? Biden’in destekleyeceğini söylediği, Kamala Harris mi? Ya da bir başka, isimli olacak? Onu önümüzdeki günlerde göreceğiz.. Ama şu söz, önemli! Ne oldum dememeli, ne olacağım demeli.

***

GÜNÜN SÖZÜ..

Ehil ve liyakattı gözetmeyenin, çarkı kirli döner.