AİDİYET
Bir gün arkadaştan ödünç aldığım kitabı okurken beğendiğim birkaç satırın altını çizmek istedim. Kaleme davrandım sonra durdum. Kitap bana ait değildi.
Altını çizemezdim satırların. O gün milat oldu bana bir daha okuyup tekrar geri vermek üzere kitap almadım kimseden. Merak etmişsem eseri, alıp kütüphaneme yerleştirdim kendime ait yaptım.
Yüzyıllar önce çıkan kanlı savaşların büyük çoğunluğu bir toprak parçasına ait olmak içindi. Nerelisin diye sorarlar. Bir toprağa ait olman gerekir.
Yine eski zamanlarda kabilelerin doğuşu, bir kabilenin mensubu olma çetin doğa koşullardan ve tehlikelerden sakınmak içindi. Biçim değişse de aidiyet noktasında öz değişmedi.
Kimin kızı, kimin oğlusun diye sorarlar bir aileye ait olman gerekir. Sonradan karar verilen toplum dayatması değildir, fıtrata, DNA’ya işlenmiş bir koddur sahiplenmek ya da ait olmak.
Bir zümreye, bir kalbe, bir eve, bir kültüre belki bir insana ait hissetmek iyi hissettirir. Psikolojik sağlamlık sağlar.
Neden?
Sürüden ayrılanı kurt kapar demişler. Sürü ile hareket etmek güvende hissettiriyor. Bir anda kimlik sahibi oluyorsun yuvan oluyor, siyasi görüşün oluyor, sen birilerine birileri sana bağımlı oluyor.
Kişilerle veya soyut öğelerle aranda rabıta oluyor.
Yol kenarındaki bir yumurtadan çıkmış gibi hissetmiyorsun sürüden olduğun için dışlanmıyorsun. Konunun kaynağına dikkat ettiyseniz altında bir korku var yalnızlık korkusu.
Ait değilsen yalnızsın. Yalnızlığı da sadece Allah’a reva görmüşler şiddetle kaçıyorlar. Kendiyle baş başa kalmaktan neden bu kadar korkuyor insanlık oysaki dertsiz tasasız prangasız ohhhh misss.
Yalnızlık kaygısı akılsız başların korkusudur. Akıllı insan bilir ki insandan insana hayır yoktur. ‘Aciz’ insanın bu evrende kendine hayrı yoktur.
Aidiyet getirdiği onca sorumluluğa rağmen insanoğlunun bin yıllık güdüsü.
İcra ettiği meslekle gerçekte bağ kuramayan nice insan tanıdım. Bırakamıyorlar ah şu geçim derdi.
Sıkı takibinde göründükleri dini veya siyasi davaya ait olmayan nice insan tanıdım. Onlar ait rolü oynuyorlardı ah şu kabul görme toplum içinde yer edinme derdi.
Bu örnekler DNA’ya kodlanmış içgüdü tezime ispat gibi. Ait hissedemezsen bile aitmiş gibi yapıyorsan bu temel ihtiyaçtır artık.
Liseye yeni başlayan ergenleri gözlemlediğimizde birkaç ay dolduktan sonra gruplaşmaların başladığını görürüz. Aynı frekansta olup bağ kurabilenler kendilerine küçük grup inşa ederler. Ve her biri o gruba ait birer üyedir.
Aidiyet hissedemeyen bağ kuramayanın sosyal izolasyonu başlar. Yetişkinler arasında da vardır. Hiç kimseye hiçbir yere ait hissedemeyenler bağ kuramayanlar, yalnızlıktan korkmayanlar.
Ama nadir türler arasında bile dikkatle gözlemlenince soyut veya somut bir şeylerle mutlaka rabıta halinde oldukları görülür.
Bir filmde izlemiştim. 40 yaşlarında bir adam evinden çok uzakta bir ağacı sulamaya gidiyordu her gün, bunu kendine görev sayıyordu ağaç büyüdükçe ağaca “benim ağacım” diye hitap etmeye başlamıştı…
Yorumlar