DÜŞÜNCELERİNİ YÖNETEN KOLLEKTİF BİLİNÇ Mİ?
Toplum içinde gruplar halinde yaşıyoruz kendi türlerimizle, bu her gün diğer insanlarla etkileşim getiriyor birbirimize değiyoruz düşünsel anlamda.
Ortak zihinsel ağımız var, kollektif bilinci bir havuz gibi düşünün içinde kalıplar halinde bilgi, duygu, inanış bakış var. Örnekle devam edeyim. Ahbap ve Haluk Levent’i konuşuyor günlerdir medya. Linçleyen, yardıran, beddua eden, hayal kırıklığına uğramış Türkiye halkı.
Bir kişi de demedi ki yapmamıştır, bu kadar da değildir. Neden demedi? Çünkü kollektif bilinç havuzumuzda birçok hırsız kayıtlı, tecrübelerimize göre bal tutanın genellikle parmağını yaladığı.
İnsanlar birbirlerinin konuşmalarını tekrarlamıyorlar aynı anda aynı yargıya varıyorlar, kollektif bilinç kollektif enerji açığa çıkarıyor, aynı anda filanca kişide “yetimin, depremzedenin hakkını yedi” düşüncesine kayıtsız şartsız inanılıyor.
Her zaman derim “çalanlar emsal teşkil ederek çalmayanlarında itibarıyla oynuyor”
Yüzüncü maymun deneyi:
Bilim insanlarının 1952 yılında bir adada maymunların beslenmesi için kumların içerisine patates bırakılması eylemiyle başlıyor. Patatesin tatlı tadı Macaca Fuscata maymunlarının hoşuna gitmesine karşın patatesin kumlu olması hoşlarına gitmiyor.
Bir gün, henüz on sekiz aylık olan İmo isimli maymun kumlu olan patatesleri en yakın su birikintisinde yıkıyor ve o şekilde yiyor. Daha sonra İmo’nun yapmış olduğu bu davranışı annesi öğreniyor ve o da aynı şekilde patatesi yıkayarak yemeğe başlıyor. Bu davranış önce aile bireylerine yayılıyor. Daha sonra bunu gören diğer maymunlarda (1952-1958) patatesleri yıkayarak yemeyi öğrenmeye başlıyorlar.
Maymunlarından yüz tanesinden doksan dokuz tanesi artık patatesi yıkayarak yemeği öğreniyor. Yüzüncü maymunun patatesi yıkayarak yemeğe başlamasının sonra ise ilginç şeyler ortaya çıkmaya başlıyor.
Aynı günün akşamında hem o adadaki maymunlar hem de o bölgede diğer orman ve adalarda bulunan maymunlar patatesi yıkayarak yemeğe başlıyorlar. Burada “Yüzüncü Maymun” patatesi yıkayarak yemeye başlaması kritik eşik noktasını oluşturuyor. Yani öğrenme, bilinme gibi davranışlar belirli bir sınırı aştıktan sonra yeni bir bilinç süreciyle ortaya çıkıyor ve yayılıyor.
Adayla doğrudan bir ilişkileri olmadığı halde, diğer adalardaki maymun kolonilerinin patatesleri suyla yıkamaya başlamaları morfogenetik yapının varlığı nedeniyle canlıların aralarında bilinçdışı kollektif bilinç ile iletişim kurdukları ileri sürülüyor. İşte bu duruma ise “Kritik Kütle” deniyor.
Kollektif bilincin ispatına başka bir örneğim daha var. Yıllardır bu topraklarda Kürt Türk kavgası sürüp gidiyor aralarında tek fark ırk ismi ve geleneksel kültürel kutlamalar.
Yaşayış biçimleri aynı, duyarsızlıkları aynı, sergiledikleri olumsuz davranışlar ve de yanlışlar aynı, ahlak biçimleri aynı, siyasi konuların dışındaki olaylara bakış açıları aynı, iki taraf da konfor seviyor ve üretken değil, aynı coğrafya da atalarının meydana getirdiği tek tip kollektif bilinç ağının sinyallerini birbirlerine gönderip duruyorlar.
İsviçreli psikiyatr Carl Gustav Jung da kişisel bilinçdışının yanı sıra, tüm insanlığın paylaştığı daha derin bir katman olan "kolektif bilinçdışının varlığını savundu yıllarca.
“Tüm insanlık tarihi boyunca aktarılan ortak korkuları, bilgileri, mitleri, sembolleri ve içgüdüsel davranış kalıplarını (arketipleri) içerir” tezini psikoloji sevenler çok iyi bilir.
Bir konu, bir kişi, bir durum ile ilgili yargıya varmadan önce hep düşünürüm bunu bana düşündüren kollektif bilinç mi?
Kollektif bilinç her daim doğruyu içerir mi? Bu düşünce kalıplarını kırarsam nereye ulaşırım? Beni yöneten toplumun mitleri mi?
Yorumlar