DENİZLİ HAYATI (12)
Aziz Sıddık Kardeşlerim,
Kader-i İlâhî adâleti, bizleri Denizli Medrese-i Yusufiyesine sevketmesinin bir hikmeti; her yerden ziyade Risale-i Nura ve şâkirdlerine, hem mahpusları, hem ahalisi, belki hem memurları ve adliyesi muhtaç olmalarıdır. Buna binaen biz, bir vazife-i îmaniye ve uhreviye ile bu sıkıntılı imtihana girdik. Evet, yirmi-otuzdan ancak bir ikisi tâdil-i erkân ile namazını kılan mahpuslar içinde, birden Risale-i Nur şâkirdlerinden kırk-ellisi umumen bilâ-istisna mükemmel namazlarını kılmaları, lisan-ı hal ve fiil diliyle öyle bir ders ve irşaddır ki, bu sıkıntı ve zahmeti hiçe indirir, belki sevdirir. Ve şâkirdler, ef’alleriyle bu dersi verdikleri gibi, kalblerindeki kuvvetli tahkikî imanlariyle dahi buradaki ehl-i îmanı ehl-i dalâletin evham ve şübehatından kurtarmalarına medar çelikten bir kal’a hükmüne geçeceğini, rahmet ve inayet-i İlâhiyyeden ümid ediyoruz.
Buradaki ehl-i dünyanın, bizi konuşmaktan ve temastan men’leri, zarar vermiyor. Lisan-ı hal, lisan-ı kalden daha kuvvetli ve tesirli konuşuyor. Madem hapse girmek terbiye içindir; milleti seviyorlarsa, mahpusları Risale-i Nur Şâkirdleriyle görüştürsünler. Tâ bir ayda, belki bir günde, bir seneden ziyade terbiye alsınlar. Hem millete ve vatana, hem kendi istikballerine ve ahiretine menfaatli birer insan olsunlar. Gençlik Rehberi bulunsa idi çok faidesi olurdu. İnşaallah bir zaman girer.
Said Nursî
H H H
Aziz Sıddık Kardeşlerim,
Bugün, büyük ve merhum kardeşim Molla Abdullah ile Ziyaeddin hakkındaki malûmunuz muhavereyi tahattur ettim. Sonra sizi düşündüm. Kalben dedim:_Eğer, perde-i gayb açılsa, bu sebatsız zamanda böyle sebat gösteren ve bu yakıcı, ateşli hallerden sarsılmayan bu samimî dindarlar ve ciddî müslümanlar, eğer herbiri bir veli, hattâ bir kutub görünse, benim nazarımda, şimdi verdiğim ehemmiyeti ve alâkayı pek az ziyadeleştirecek. Ve eğer birer âmî ve âdî görünse, şimdi verdiğim kıymeti hiç noksan etmiyecek, diye karar verdim. Çünki böyle pek ağır şeriat altında îman kurtarmak hizmeti, herşeyin fevkindedir. Şahsî makamlar ve hüsn-ü zanların ilâve ettikleri meziyetler; böyle dağdağalı, sarsıntılı hallerde hüsn-ü zanlarını kırmakla, muhabbetleri azalır. Ve meziyet sahibi dahi onların nazarlarında mevkiini muhafaza etmek için tasannua ve tekellüfe ve sıkıntılı vakara mecburiyet hisseder. İşte, hadsiz şükür olsun ki, bizler böyle soğuk tekellüflere muhtaç olmuyoruz.
Said Nursî
H H H
Kardeşlerim, gerçi bu vaziyet, hem muvafıka ve bir kısım memurlara, Risale-i Nura karşı bir çekinmek, bir ürkmek vermiş; fakat bütün muhaliflerde ve dindarlarda ve alâkadar memurlarda bir dikkat, bir iştiyak uyandırıyor. Merak etmeyiniz, o Nurlar parlayacaklar!...
Said Nursî
H H H
Aziz Kardeşlerim,
Ben tahmin ediyorum ki, hakikî ve en son müdafaanamemiz, Denizli hapsinin meyvesi olan risalecik olacak. Çünki evvelce bazı evham yüzünden, bir seneden beri ve aleyhimize geniş bir tarzda çevrilen plânlar bunlardır: Tarikatçılık, komitecilik ve dînî hissiyatı siyasete âlet etmek ve cumhuriyet aleyhinde çalışmak ve idare asayişe ilişmek gibi asılsız bahaneler ile bize hücum ettiler. Cenab-ı Hakka hadsiz şükür olsun ki, onların plânları akîm kaldı. O kadar geniş bir sahada, yüzer talebelerde, yüzler risalede, onsekiz sene zarfındaki mektub ve kitablarda hakikat-ı imaniyeden ve Kur’âniyeden ve âhiretin tahkikinden ve saadet-i ebediyeye çalışmaktan başka birşey bulmadılar. Plânlarını gizlemek için, gayet âdî bahaneleri aramağa başladılar. Fakat, hükûmetin bazı erkânını iğfal edip aleyhimize çeviren dehşetli ve gizli bir zındıka komitesi şimdi doğrudan doğruya küfr-ü mutlak hesabına bize hücum etmek ihtimaline karşı, Güneş gibi zâhir ve şüphe bırakmaz ve dağ gibi metin, sarsılmaz olan ‘’Meyve Risalesi’’ onlara karşı en kuvvetli bir müdafaa olup, onları susturacak diye bize yazdırıldı zannediyorum.
Kader-i İlâhî adâleti, bizleri Denizli Medrese-i Yusufiyesine sevketmesinin bir hikmeti; her yerden ziyade Risale-i Nura ve şâkirdlerine, hem mahpusları, hem ahalisi, belki hem memurları ve adliyesi muhtaç olmalarıdır. Buna binaen biz, bir vazife-i îmaniye ve uhreviye ile bu sıkıntılı imtihana girdik. Evet, yirmi-otuzdan ancak bir ikisi tâdil-i erkân ile namazını kılan mahpuslar içinde, birden Risale-i Nur şâkirdlerinden kırk-ellisi umumen bilâ-istisna mükemmel namazlarını kılmaları, lisan-ı hal ve fiil diliyle öyle bir ders ve irşaddır ki, bu sıkıntı ve zahmeti hiçe indirir, belki sevdirir. Ve şâkirdler, ef’alleriyle bu dersi verdikleri gibi, kalblerindeki kuvvetli tahkikî imanlariyle dahi buradaki ehl-i îmanı ehl-i dalâletin evham ve şübehatından kurtarmalarına medar çelikten bir kal’a hükmüne geçeceğini, rahmet ve inayet-i İlâhiyyeden ümid ediyoruz.
Buradaki ehl-i dünyanın, bizi konuşmaktan ve temastan men’leri, zarar vermiyor. Lisan-ı hal, lisan-ı kalden daha kuvvetli ve tesirli konuşuyor. Madem hapse girmek terbiye içindir; milleti seviyorlarsa, mahpusları Risale-i Nur Şâkirdleriyle görüştürsünler. Tâ bir ayda, belki bir günde, bir seneden ziyade terbiye alsınlar. Hem millete ve vatana, hem kendi istikballerine ve ahiretine menfaatli birer insan olsunlar. Gençlik Rehberi bulunsa idi çok faidesi olurdu. İnşaallah bir zaman girer.
Said Nursî
H H H
Aziz Sıddık Kardeşlerim,
Bugün, büyük ve merhum kardeşim Molla Abdullah ile Ziyaeddin hakkındaki malûmunuz muhavereyi tahattur ettim. Sonra sizi düşündüm. Kalben dedim:_Eğer, perde-i gayb açılsa, bu sebatsız zamanda böyle sebat gösteren ve bu yakıcı, ateşli hallerden sarsılmayan bu samimî dindarlar ve ciddî müslümanlar, eğer herbiri bir veli, hattâ bir kutub görünse, benim nazarımda, şimdi verdiğim ehemmiyeti ve alâkayı pek az ziyadeleştirecek. Ve eğer birer âmî ve âdî görünse, şimdi verdiğim kıymeti hiç noksan etmiyecek, diye karar verdim. Çünki böyle pek ağır şeriat altında îman kurtarmak hizmeti, herşeyin fevkindedir. Şahsî makamlar ve hüsn-ü zanların ilâve ettikleri meziyetler; böyle dağdağalı, sarsıntılı hallerde hüsn-ü zanlarını kırmakla, muhabbetleri azalır. Ve meziyet sahibi dahi onların nazarlarında mevkiini muhafaza etmek için tasannua ve tekellüfe ve sıkıntılı vakara mecburiyet hisseder. İşte, hadsiz şükür olsun ki, bizler böyle soğuk tekellüflere muhtaç olmuyoruz.
Said Nursî
H H H
Kardeşlerim, gerçi bu vaziyet, hem muvafıka ve bir kısım memurlara, Risale-i Nura karşı bir çekinmek, bir ürkmek vermiş; fakat bütün muhaliflerde ve dindarlarda ve alâkadar memurlarda bir dikkat, bir iştiyak uyandırıyor. Merak etmeyiniz, o Nurlar parlayacaklar!...
Said Nursî
H H H
Aziz Kardeşlerim,
Ben tahmin ediyorum ki, hakikî ve en son müdafaanamemiz, Denizli hapsinin meyvesi olan risalecik olacak. Çünki evvelce bazı evham yüzünden, bir seneden beri ve aleyhimize geniş bir tarzda çevrilen plânlar bunlardır: Tarikatçılık, komitecilik ve dînî hissiyatı siyasete âlet etmek ve cumhuriyet aleyhinde çalışmak ve idare asayişe ilişmek gibi asılsız bahaneler ile bize hücum ettiler. Cenab-ı Hakka hadsiz şükür olsun ki, onların plânları akîm kaldı. O kadar geniş bir sahada, yüzer talebelerde, yüzler risalede, onsekiz sene zarfındaki mektub ve kitablarda hakikat-ı imaniyeden ve Kur’âniyeden ve âhiretin tahkikinden ve saadet-i ebediyeye çalışmaktan başka birşey bulmadılar. Plânlarını gizlemek için, gayet âdî bahaneleri aramağa başladılar. Fakat, hükûmetin bazı erkânını iğfal edip aleyhimize çeviren dehşetli ve gizli bir zındıka komitesi şimdi doğrudan doğruya küfr-ü mutlak hesabına bize hücum etmek ihtimaline karşı, Güneş gibi zâhir ve şüphe bırakmaz ve dağ gibi metin, sarsılmaz olan ‘’Meyve Risalesi’’ onlara karşı en kuvvetli bir müdafaa olup, onları susturacak diye bize yazdırıldı zannediyorum.
Said Nursî
Devam Edecek
Yazarın Önceki Yazıları