DENİZLİ HAYATI (8)

Beraetimizden sonra Denizlide beni tarassutla taciz edenlere ve büyük amirlerine ve polis müdüriyle müfettişlere dedim: Risale-i Nurun kabil-i inkar olmayan bir kerametidir ki; yirmi sene mazlumiyet hayatımda, yüzer risale ve mektublarımda ve binler şakirdlerde hiçbir cereyan, hiçbir cemiyet ile ve dahili ve harici hiçbir komite ile hiçbir vesika, hiçbir alaka dokuz ay tetkikatta bulunmamasıdır. Hiçbir fikrin ve tedbirin haddi midir ki, bu harika vaziyeti versin. Bir tek adamın, birkaç senedeki mahrem esrarı meydana çıksa, elbette onu mes’ul ve mahcub edecek yirmi madde bulunacak. Madem hakikat budur; ya diyeceksiniz ki: "Pek harika ve mağlub olmaz bir deha bu işi çeviriyor" veya diyeceksiniz: "Gayet inayetkarane bir hıfz-ı İlahidir" Elbette böyle bir deha ile mübareze etmek hatadır, millete ve vatana büyük bir zarardır; ve böyle bir hıfz-ı İlahi ve inayet-i Rabbaniyeye karşı gelmek Fir’avunane bir temerrüddür.
Eğer deseniz: "Seni serbest bıraksak ve tarassut ve nezaret etmesek, derslerinle ve gizli esrarınla hayat-ı içtimaiyemizi bulandırabilirsin"
Ben de derim: Benim derslerim, bila-istisna bütünü, hükûmetin ve adliyenin eline geçmiş, bir gün cezayı mucib bir madde bulunmamış. Kırk-elli bin nüsha risale, o derslerden milletin ellerinde dikkat ve merakla gezdiği halde, menfaatten başka hiçbir zararı hiçbir kimseye olmadığı, hem eski mahkemenin, hem yeni mahkemenin mucib-i mes’uliyet bir madde bulamamaları cihetiyle, yenisi ittifakla beraetimize; ve eskisi, dünyaca bir büyüğün hatırı için yüz otuz risaleden beş on kelime bahane edip, yalnız kanaat-ı vicdaniye ile yüz yirmi mevkuf kardeşlerimden yalnız on beş adama altışar ay ceza verebilmesi kat’i bir hüccettir ki, bana ve Risale-i Nura ilişmeniz, manasız bir tevehhümle çirkin bir zulümdür! Hem daha yeni dersim yok ve bir sırrım gizli kalmadı ki nezaretle tadiline çalışsanız.
Ben şimdi hürriyetime çok muhtacm. Yirmi seneden beri lüzumsuz ve haksız ve faidesiz tarassutlar artık yeter! Benim sabrım tükendi. İhtiyarlık za’fiyetinden, şimdiye kadar yapmadığım bedduayı yapmak ihtimali var. "Mazlumun âhı, ta Arşa kadar gider" diye bir kuvvetli hakikattır.
Sonra o zalim, dünyaca büyük makamlarda bulunan bedbahtlar dediler: "Sen, yirmi senedir bir tek defa takkemizi başına koymadın, eski ve yeni mahkemelerin huzurunda başını açmadın, eski kıyafetin ile bulundun. Halbuki on yedi milyon bu kıyafete girdi?" Ben de dedim: On yedi milyon değil, belki yedi milyon da değil belki rızasiyle ve kalben kabuliyle ancak yedi bin Avrupa perest sarhoşların kıyafetlerine ruhsat-ı şer’iyye ve cebr-i kanûnî cihetiyle girmektense; azimat-i şer’iyye ve takva cihetiyle, yedi milyar zatların kıyafetlerine girmeyi tercih ederim. Benim gibi yirmi beş seneden beri hayat-ı içtimaiyeyi terk eden adama "inad ediyor; bize muhalifdir" denilmez. Haydi inad dahi olsa, madem Mustafa Kemal o inadı kıramadı ve iki mahkeme kırmadı ve üç vilayetin hükümetleri onu bozmadı; siz neci oluyorsunuz ki, beyhude hem milletin, hem hükümetin zararına, o inadın kırılmasına çabalıyorsunuz? Haydi siyasi muhalif de olsa, madem tasdikiniz ile yirmi senedir dünya ile alakasını kesen ve manen yirmi seneden beri ölmüş bir adam, yeniden dirilip, faidesiz kendine çok zararlı olarak hayat-ı siyasiyeye girerek sizin ile uğraşmaz; bu halde onun muhalefetinden tevehhüm etmek, divaneliktir. Divanelerle ciddi konuşmak dahi bir divanelik olmasından, sizin gibilerle konuşmayı terk ediyorum. "Ne yaparsanız minnet çekmem!" dediğim, onları hem kızdırdı, hem susturdu.
İslamiyet düşmanları, Bediüzzaman Said Nursî ve Nur Talebelerini mahkemelere sevkederken, ortalığa korkular ve tehditler yayarlar, resmi makamlara bütün bütün uydurma malumatlar yazdırırlar, herkesi Bediüzzaman ve Risale-i Nurdan uzaklaştırmak için uğraşırlar, Nur Talebelerinin aralarına fesad sokarak tesanüdlerini bozmak için entrikalar çevirirler.
Bediüzzaman Said Nursi, Nur Talebelerinin menfi propagandalara aldanmamaları.. ve hem de Nur Talebelerinin, sevgili Üstadlariyle görüşmek iştiyakı şiddetli olduğundan bu ruhî ihtiyacı tatmin için, sair zamanlarda olduğu gibi, Denizli hapsinde de yazdığı mektublardan bir kısmını buraya dercediyoruz. Hapishanelerde yazılan mektub ve eserleri Nur Talebeleri gizlice Üstadlarından getirmeyi temin ederler. Zira Hazret-i Üstad, her hapishanede tecrid-i mutlak içinde bırakılmış ve başkalariyle görüşmesi yasak edilmiştir!
Devam Edecek