DENİZLİ HAYATI (9)

Bu Fıkra Bir Casus Vasıtasiyle Resmî Memurların Eline Geçtiği için "Lahikaya Girmiştir"
Ramazan-ı Şerifden birgün evvel, gizli zındık düşmanlarım tarafından verildiğine kuvvetli ihtimal verdiğimiz ve doktorun tasdikiyle bir zehirlenmek hastalığıyle hararetim kırk dereceden geçmeye başlamış iken, Kastamonu’da adliye müddeiumumileri ve taharri komiserleri, menzilimi taharri etmeye geldiler. Ben, o dakikadan sonra, başıma gelen dehşetli taarruzu, bir hiss-i kablelvuku ile anlıyarak ve "Şiddetli zehirli hastalığım dahi ölüme gidiyor" diye Isparta Vilayetinde kıymetdar kardeşlerimin kucaklarında teslim-i ruh edip o mübarek toprakta defnolmamı, kalben niyaz ettim. Hizbül-Ekberül-Kur’an-ı açtım.
Birden bu ayet-i Kemre karşıma çıktı, "Bana bak!" dedi. Ben de baktım, üç kuvvetli emare ile mânâ-yı işari bana ve bize teselli veriyor. Şimdi başımıza gelen bu musibeti bir cihette hiçe indirdi ve Ispartaya mevkufen beşinci nefyimi, o kalbi duamın kabul olmasına delil eyledi.
Birinci Emare: (Şeddeler sayılır) Hesab-ı ebcedi ile bin üçyüz altmış iki, bu senenin Arabî aynı tarihine tevafuk edip, manasiyle der: "Sabreyle! Başına gelen kaza-yı Rabbaniyeye teslim ol! Sen inayet gözü altındasın, merak etme! Gecelerde tesbihat ve tahmidata devam eyle!"
Tahlil: Yekûnu bin üç yüz altmış iki ederek, bu senenin aynı tarihine ve başımıza gelen musibetin aynı dakikasına tamı tamına tevafuku, kuvvetli bir emaredir.
Üçüncü emarenin beyanına şimdilik lüzum olmadığından yazdırılmadı.

* * *

Bu hadise tesiriyle ben, kendimi masum kardeşlerime rıza-yı kalble feda etmeye kat’i azm ve cezmettiğim ve çaresini fikren aradığım vakitte Celcelûtiyeyi okudum. Birden hatıra geldi ki: İmam-ı Ali (R.A), "Ya Rab! Eman ver" diye dua etmiş. İnşaallah o duanın sırriyle selâmete çıkarsınız. Evet Hazret-i Ali Radiyallahu Anhu, Kaside-i Celcelûtiyede iki suretle, Risale-i Nurdan haber verdiği gibi, "Ayetül-Kübra Risalesi"ne işareten der. Ve bu işarette ima eder ki: yetül-Kübra yüzünden ehemmiyetli bir musibet, Risale-i Nur Talebelerine gelecek.. ve "yetül-Kübra hakkı için o fecet ve musibetten şâkirdlerine eman ver!" diye niyaz eder. O risaleyi ve menbaını şefaatçı yapar. Evet, yetül-Kübra Risalesinin tab’ı bahanesiyle gelen musibet, aynen o remz-i gaybîyi tasdik etti. Hem o kasidede Risale-i Nurun mühim eczalarına tertibiyle işaretlerin hâtimesinde mukabil sahifede der:
Yani: "Sen, onların hassalarını topla ve manalarını tahkik eyle, bütün hayır ve saadet onlar ile tamam olur" der. Harflerin manalarını tahkik et, karinesiyle, manayı ifade etmiyen hecai harfler murad olmayıp, belki kelimeler manasındaki sözler namiyle risaleler muraddır.
Aziz Sıddık Kardeşlerim,
Geçen Leyle-i Kadrinizi ve gelen bayramınızı bütün mevcudiyetimle tebrik ve sizleri Cenab/ı Erhamürrahimin birliğine ve rahmetine emanet ediyorum.
Sizi teselliye muhtaç görmemek ile beraber derim ki: Dünyayı unutmak, Ramazanımızı asude geçirmek düşünürken, hatıra gelmiyen ve bütün bütün tahammülün fevkinde bu dehşetli hadise, hem benim, hem Risale-i Nurun, hem sizin, hem Ramazanımız, hem uhuvvetimiz için ayn-ı inâyet olduğunu ben müşahede ettim. Bana ait cihetinin ise, çok faidelerinden yalnız iki üçünü beyan ederim.
Biricisi: Ramazanda, çok şiddetli bir heyecan, bir ciddiyet, bir iltica, bir niyaz ile müdhiş hastalığa galebe ederek çalıştırdı.
İkincisi: her birinize karşı bu sene de görüşmek ve yakınınızda bulunmak arzusu şiddetli idi. Yalnız birinizi görmek ve Ispartaya gelmek için bu çektiğim zahmeti kabul ederdim.
Üçüncüsü: Hem Kastamonu’da, hem yolda, hem burada, fevkalâde bir tarzda, bütün elîm hâletler birden değişiyor ve me’mûlün ve arzumun hilâfına olarak bir dest-i inayet görünüyor.
En ziyade beni düşündüren; Risale-i Nuru, en gafil ve dünyaca büyük makamlarda bulunanlara da kemal-i dikkatle okutturuyor, başka bir sahada fütûhata meydan açıyor. Ve en ziyade rikkatime dokunan ve kendi elemimden başka her birinizin sıkıntısından başıma toplanan büktün elemlere ve teessüflere karşı, Ramazanda bir saati yüz saat hükmüne getiren o şehr-i mübarekte, bu musibet dahi, o yüz sevabı, her bir saati on saat derecesinde ibadet yapmakla bine iblağ ettiğinden, Risale-i Nurdan tam ders alan ve dünyanın fani ve ticaretgah olduğunu bilen ve her şeyi, imanı ve ahreti için feda eden ve bu dershane-i Yusufiyedeki muvakkat sıkıntılar, daimi lezzetler ve faideler vereceklerine inanan sizin gibi ihlaslı zatlara acımak ve rikkatten ağlamak haletini, tebrik ve sebatınızı gayet istihsan ve takdir etmek haletine çevirdi.
Devam edecek