ESKİŞEHİR HAYATI (10)
Elcevap: Risale-i Nur’dan ders alan, elbette, çok mâsumların kanını ve hukukunu zâyi eden fitnelere girmez ve bilhassa tecrübeleriyle, mükerreren akîm ve zararlı kalan fitnelere hiçbir cihetle yanaşmaz. Ve bu on senedeki on fitnelere, Risale-i Nur’un şâkirdlerinin ondan birisi, belki asla hiçbirisi karışmadığı gösterir ki, risaleler bu fitnelere zık ve asayişi temine medardırlar. Acaba idarece ve asayişi muhafazaca; bin imanlı adam mı, yoksa on dinsiz serseri mi daha kolaydır? Evet iman, güzel seciyeler vermekle hem merhamet hissini, hem zarar vermekten sakınmak meylini verir. Amma benim ihtiyatsızlığım ise, bu on üç senedir imkân dairesinde ne kadar elimden gelmişse hükûmetin nazar-ı dikkatini celbetmemek ve onunla uğraşmamak ve işlerine karışmamak için Isparta Vilâyetine malûm olan hârika bir surette münzeviyane ve merdümgirizâne ve müşfikkârane ve siyasetten müçtenibane yaşadığımı bu memleket bilir.
Ey beni bu belâya sevkeden insafsızlar! Anlaşılıyor ki, âsayiş aleyhinde hareket etmediğimden benden kızdınız, hiddet ettiniz. Asâyişe düşmanlık damariyle beni tevkif ettirdiniz. Evet, âsâyişi bozmak ve idareyi karıştırmak isteyenler, benim hakkımda hükûmeti iğfal ederek, adliyeyi lüzumsuz işgal edip beni tevkif ettirenlerdir. Onların hakkında değil yalnız biz, belki memleket namına, başta müddeiumumî olarak hey’et-i hâkimeye dâvâ etmelidir.
Eğer denilse: "Sen vazifesizsin, milletin hürmetini kabul edip vazifedarlar gibi dini ders veremezsin. Hem, dini ders verecek resmi bir daire var; onun müsaadesi lâzımdır."
Elcevap: Evvelâ, benim matbaam ve kâtiblerim yoktur ki vazife-i neşri yapsın. Bizimki hususidir. Hususi işlere, hususan imani ve vicdanî olsa, hürriyet-i vicdan düsturu, onun serbestiyetini temin eder.
Sâniyen: Hükûmet-i ittihadiye, ittifaklariyle, Darül-Hikmetil İslâmiyede Avrupa’ya karşı hakaik-i İslâmiyeyi isbat edecek ve millete ders verecek bir vazife ile tavzif etmeleri ve Diyanet Riyasetinin Van’da beni vaiz tâyin etmesi ve şimdiye kadar yüz risaleden ziyade eserlerim ulema ellerinde gezmesi ve tenkid edilmemesi isbat eder ki, millete ders vermeye hakkım var!
Sâlisen: Eğer kabir kapısı kapansaydı ve iman dünyada lâyemût kalsaydı, o vakit vazifeler yalnız askeri ve idari ve resmi olurdu.
İşte Risale-i Nur o vazifeleri Kur’ânın emriyle ifa ediyor. Madem Risale-i Nurun âmiri hâkimi kumandanı olan Kur’ân, kumandası üç yüz elli milyona hükmedip talimat yaptırıyor; ve her gün lâakal beş defa, beşten dördünün ellerini dergâh-ı İlâhiyyeye açtırıyor; ve bütün camilerde ve cemaatlerde, namazlarda, kudsi, semavi fermanlarını hürmetle okutturuyor; elbette onun hakiki tefsiri ve o güneşin bir nuru ve onun bir memuru olan Risale-i Nur, o vazife-i imaniyesini, biiznillâh, sadmelere uğratmayarak görecektir. Öyle ise; ehl-i dünya ve ehl-i siyaset, onunla mübareze değil, belki ondan istifade etmeye pek çok muhtaçtırlar. Evet, şu tılsım-ı kâinatın muğlakını keşfeden ve mevcudatın nereden nereye ve ne olacaklarının tılsımını açan Risale-i Nur’un eczalarından Yirmi Dokuzuncu Söz; ve tahavvülât-ı zerratın muammasını keşfeden Otuzuncu Söz; ve kâinatta mütemadiyen fena ve zeval içindeki faaliyet ve hallâkıyet-i umumiye tılsım-ı acîbini hall ve keşfeden Yirmi Dördüncü Mektub; ve tevhidin en derin ve en mühim muammasını keşf ve hall ve izah eden, ve haşr-ı beşeri, bir sinek ihyası kadar kolay olduğunu isbat eden Yirminci Mektub; ve tabiatperestlerin fikr-i küfrilerini esasiyle bozan ve tahrip eden "Tabiat Risalesi" namındaki "Yirmi Üçüncü Lem’a" gibi Risale-i Nur’un çok cüzleri var. Bunların yalnız birisindeki muammayi keşfeden bir âlim, bir edip, bir profesör, hangi hükûmette olsa, takdirle mükâfat ve ikramiye verileceğini, bu risaleleri, dikkatle mütalâa eden tasdik eyler.
Bu beyanatıma, sadetten hariç tafsilât nazariyle bakmamak gerektir. Çünkü; Risale-i Nur’un yüzden ziyade risaleleri benim evrak-ı tevkifiyem hükmüne geçmiş olduğundan, hem hey’et-i hâkime tetkik ile mükelleftir, hem ben, izah ve cevap vermeye, Kur’ana ve Alem-i İslâma ve istikbale alâkadarlığı cihetiyle mecburum. Madem bir mes’elenin tam tenevvürü, herhalde uzak ve yakın bütün ihtimalleri beyan etmekle olur. Mes’elemize ait uzak bir ihtimali beyan etmeye ihtiyaç var. Devam Edecek