ESKİŞEHİR HAYATI (15)

O nokta şudur:
"Said-i Kürdî dîni siyasete alet ediyor!" tabiridir. Bu tabirdeki ithamı çürütecek onbeş – yirmi delilden ziyade ve beş – on kadarı müdafaatımda zabtınıza geçirilenlerden birisi şudur ki:
Yüzler şâhidin şehadetiyle isbat etmeye hazır olduğum şu beyan edeceğim hâlim, o ithamı esasiyle çürütüyor. Şöyle ki:
Dokuz sene oturduğum Barla Köyü halkının müşahadesiyle ve dokuz ay ikamet ettiğim Isparta’daki dostlarımın şehadetleriyle ve beni yakından tanıyan dostlarımın işhadiyle, on üç senedir ki, siyaset lisanı olan hiçbir gazeteyi, ne okudum ve ne de dinledim ve ne de istedim. Hattâ birkaç hadisede, şahsımla alâkadar zannedilen ve herkesi meraka sevkeden vâkıalardan bahseden gazeteleri okumak arzusu bulunmadı ve okumadım ve okutmam.
On beş maddeden başka bütün mesaili, âhiretime ve îmanıma ve hakikata müteveccih olduğu hükûmetin tedkikat-ı amîkasiyle tezahür eden Risale-i Nur ile, said, dini siyasete alet ediyor; yani kâinatta yüksek ve mukaddes tanıdığı bir hakikat-ı kudsiye olan din-i Hakkı ve iman-ı tahkikiyi, siyasete, yani ihtilâlkârane, en tehlikeli ve en günahlı ve çok hukukun ziyaına sebebiyet veren akîm, süflî bir maksada alet etmiş denilir mi?.. Böyle diyenler, ne kadar dâire-i akıl ve insaf ve vicdandan uzak düştükleri ve uzak hükmettikleri anlaşılmaz mı? Elbette, mahkeme-i adâlet, böyle asılsız bu evham ve isnadatları defedip, hakkımızda ihkak-ı hak edecektir. Gerçi kanunları bilmemek eksere göre mâzeret teşkil etmez. Fakat haksız olarak, hücra bir köyde, tarassut altında, yabancı bir yerde, şiddetle dünyadan küstürüp, nefiy ile ikamet ettirip, mütemadiyen tarassut ile ta’ciz edilen bir adamın kanunları bilmemesi; elbette ehl-i insafın nazarında bir özür teşkil eder.
İşte, ben o adamım. Ve beni yanlış bir vehim ile muaheze ettikleri mevadd-ı kanuniyenin hiç birini bilmezdim. Hattâ yeni hurufla imzamı atamazdım. Bazen hizmetçimden başka, on günde bir adam ile görüşmedim. Herkes bana muavenetten kaçar. Avukat tutmaya iktidarım yok. Bütün hayatımda "En menfaatli ve en iyi hile, hilesizlik olduğu" düstur olduğundan, bütün müdafaatımda hak ve hakikat ve sıdk ve doğruluk esasını takib ettim. Bu hakikata binaen, müdafaatımda veyahud bazan nadiren bir-iki risalelerimde, zamân-ı hâzırın kanunlarına ve resmî merasimlerine tevafuk etmiyen ifâdâtıma nazar-ı müsamaha ile bakmak adâletin mukteziyat ve icabatındandır. Benim müdâfaâtımda mücmel kalan noktalar, iddianameye karşı yazdığım itiraznamemde vardır ve itiraznamemde mücmel kalan noktaların, müdâfaâtımda izahatı vardır; birbirini tekmil eder. Yüz altmış üçüncü Madde-i Kanuniyenin tezammun ettiği ma’na kuyud-u ihtiraziye ile beraber ve vâz-ı kanunun irade ettiği maksad, asayişin ihlâline medar olmamak olduğuna binaen; ihlâl-i asayişe işaret ve delâlet edecek hiçbir emare ve tereşşuhat, benim ve risalelerim yüzünde görülmediği ve zabtınıza geçen müdafaatımda yirmi defa kat’i bir surette bu kanunun mes’elemizle alâkası olmadığını ve kat’iyyen cezayı müstelzim bir cihet bulunmadığını isbat ettiğim halde; her nasılsa, bidayetteki evhamın te’siratiyle, o madde-i kanuniye ile bizi muaheze etmek için mezkûr maddeyi ileri sürmek hiçbir vecihle şân-ı adâlete yakışmayacağından, beraetimi taleb eyleyerem, en son sözüm:
İDDİANAMEYE KARŞI İTİRAZNÂMEM
Ey hey’et-i hâkime ve ey müdde-i umumi! Bu iddianamede sebeb-i ittihamım her bir maddeye karşı, istinkak dairesinde zabtınıza geçen müdafaatımda cevabları vardır. Hususan, "Son Müdafaâtım" nâmındaki otuz beş sahifelik bir müdâfaanameyi, itiraz yerine, size takdim ediyorum. Bu noktaya nazar-ı adâlet ve insafı çevirmek için derim ki:
On seneden beri Isparta Vilâyetinde, mazlum bir surette, tazyik altında asayiş-i dahiliye ve emniyet-i umûmiyeye zarar verecek hiçbir emare, hiçbir tereşşuhat olmadığı halde, emniyet-i dahiliyeyi ihlâl etmek teşebbüsü ile ittiham edilmekliğime hangi insaf, hangi vicdan müsaade eder? Eğer Yüz altmış üçüncü madde-i kanuniye manasına bizim hakkımızda vech-i tatbiki gibi mâna verilse, o vakit başta Diyanet Riyaseti, bütün imamlar, hatibler ve vaizlere teşmil etmek lâzım gelir. Çünki, hayat-ı diniyeyi telkin etmekte onlarla beraberiz. Eğer telkinât-ı diniye, emniyet-i dahiliyeyi, mutlaka ihlâl etmek gibi mânâsız bir fikir ileri sürülse, umûma şâmil olur. Evet benim, onların fevkinde bir cihet var ki; o da kat’iyyetle, şüphesiz şeksiz hakaik-i imaniyeyi izah etmektir. Bu ise; farz-ı muhal olarak, umum ehl-i dine bir itiraz gelse, bu hal bizi itirazdan kurtarmağa vesile olur.                                        Devam edecek