RİSALE-İ NUR’UN TE’LİFİ VE NEŞRİ (2)

Evet, sevgili okurlar.

SÖZ’ ün bir ilk olarak attığı yeni bir adım, bundan böyle Risale-i Nur’un müellifi olan Bediüzzaman Said-i Nursî Hazretleri’nin Hayat Tarihçesinden başlamak üzere.

Yepyeni bir başlangıç ile üstadı ve Risale-i Nur’u bu sütunlardan tanıtmaya başlıyoruz.

Ve sizinle yakın tarihimizde olup bitenleri tüm detayıyla paylaşmak üzere yola çıkıyoruz.

Üstadın ilk hayatının birinci bölümünde;

Cumhuriyet döneminde yaşadığı sıkıntı, maruz kaldığı insanlık dışı uygulama, maddi ve manevi gördüğü işkenceleri adım adım bu sütunlarda göreceksiniz.

Dudak uçuklatacak, o dönemde vuku bulan olaylara tanık olacaksınız.

Bu ülkede büyük İslam uleması olan insanlar nasıl hor görülmüş, kasıtlı olarak toplumdan nasıl saklı tutulmuş, toplum ile ulema kesimini birbirinden nasıl uzak tutmaya çalışıldığını; buradan öğreneceksiniz?

Anlayacağınız;

Ders-i ibret mevzularına vakıf olacaksınız.

Önce;

Üstad kimdir, nerden gelmiştir, doğduğu yer, yaşadığı alan, ders aldığı Ulemalar kim?

İsterseniz; bu minvalde ilk adımı atalım.

Evet;

BEDİÜZZAMAN SAİD-İ NURSÎ KİMDİR?

Hicri 1294, Miladi 1877’de Bitlis Vilayeti’ne bağlı Hizan Kazasının İsparit Nahiyesinin Norşi köyünde doğmuştur.

Babasının adı Mirza, Annesinin adı Nuriye’dir.

Dokuz yaşına kadar, peder ve validesinin yanında kaldı, o arada bir haleti ruhiye kendisine peyda oldu.

Tahsilde bulunan büyük abisi Molla Abdullah’ın gittikçe tekâmül ederek köydeki okumamış arkadaşlarından okumakla tezahür eden meziyetini düşünüp, hayran kaldığı bunun üzerine ciddi bir şevk ile tahsili gözüne aldı ve bu niyetle nahiyeleri olan İsparit ocağı dâhilinde bulunan Tağ köyünde Molla Mehmet Emin Efendi’nin medresesine gitti.

Fakat fazla duramadı.

Haleti fıtriyeleri icabı daima izzet ve vakarını koruması ve hatta amirine söylenen küçük bir söze dahi tahammül edememesi medreseden ayrılmasına sebep oldu.

Molla Sait, küçük yaşta görülen bu izzeti nefse muhabbetten, sevgiden gelmiyordu.

Kader-i ilahi ki istikbalde İ-İlai Kelimetullah denilen tevhid inancını yüceltmesi vazifesini Allah’ın yardımıyla vereceği bir kuluna o vazifeyi bi hakkın ifası için lazım olacak tüm hasletlerden biri olan izzeti ilmiyeyi (ilimin izzet ve şerefini) daima koruması ve üstün tutmasıyla ilgilidir.

Molla Sait henüz o zaman bunun mahiyet ve hikmetini belki bilemiyordu.

Fakat zaman gösterdi ki şimdi muhteşem bir ağaç mahiyetini alan Risale-i Nur’un muazzam ve geniş hizmetinin levazımatından olan izzeti İslamiyeyi Cenab-ı hak Molla Sait’in ruhunda ta o zaman küçük bir çekirdek olarak dercetmişti.

Medresede bazı nedenlere dayanamayan küçük Sait tekrar köyüne dönerek köyde ayriyeten bir medrese de olmadığından dersini büyük biraderinin haftada bir defa sılaya geldiği günlerde hasrederdi.

Bir müddet sonra pilmis karyesi köyüne, sonra Hizan Şeyhi’nin yaylasına gider burada tahakküme tahammülsüzlüğü nedeniyle dört talebe ile geçinmemesine sebep olur.

Bu dört talebe birleşip kendisini daima taciz ettiklerinden bir gün Şeyh Seyit Nur Muhammed Hazretleri’nin huzuruna çıkıp izhari acz ile arkadaşlarını şikâyet etmeyerek şöyle dedi:

"Şeyh efendi bunlara söyleyiniz, benimle dövüştüklerinde, dördü birden olmasınlar, ikişer ikişer gelsinler."

Seyit Nur Muhammed, küçük Sait’in bu mertliğinden hoşlanarak, "Sen benim talebemsin, kimse sana ilişemez" buyurdu.

Bu hadiseden sonra Şeyh talebesi diye yâd edildi.

Burada bir müddet kaldıktan sonra biraderi Molla Abdullah ile beraber Norşin köyüne geldiler.

Yaz olması dolayısıyla ahali ve talebelerle birlikte Şeyhan yaylasına (Bugünkü adıyla Kulungo) gittiler.

Orada biraderi Molla Abdullah ile bir gün dövüşmüş Taği Medresesi Müderrisi Mehmet Emin Efendi küçük Sait’e ne için kardeşinin emrinden çıkıyorsun diye işe karışmış, bulundukları medrese meşhur Şeyh Abdurrahman Hazretleri’nin olması dolayısıyla hocasına şu yolla cevap verir: "Efendim, şu tekkede bulunmak hasebiyle siz de benim gibi talebesiniz, şu halde burada hocalık hakkınız yoktur" diyerek gündüz vakti bile herkesin güçlükle geçebileceği cesim bir ormandan geceleyin geçerek yayladan Norşin’e geri döner.

 Şarkı Anadolu’da, Medrese teşkilatlarındaki hususiyetlerden birisi durur ki, icazet almış bir âlim istediği köyde hasbeten lillah bir medrese açar.

Medrese talebelerinin ihtiyacı iktidarı olursa medrese sahibi tarafından iktidarı yoksa halk tarafından temin edilir.

Hoca mecanın (karşılıksız) ders verir.

Talebeleri iaşe ve levazımatını da halkla mukte ederdi.

Bunların içinde yalnız Molla Sait hiçbir şekilde zekât almıyordu.

Zekât ve başka herhangi bir hediye veya bir para kesinlikle kabul etmiyordu.

Zekât veya sadaka hiçbir zaman karşılıksız hiçbir şey almamasının sebebi mücibesi mektup ve Risalelerde beyan edilmiştir.

Yani "Veren el, alan elden üstündür" Hadis-i Şerif’inin ruhuna uymak suretiyle hiçbir zaman maişet derdi için kimseye avuç açmamıştır.

Kendini fakir ve yoksul olarak göstermemiştir.

Bu nedenle önü açılmış, Allah-u Tealla, yürü kulum demişti kendisine.

Norşin’de bir müddet kaldıktan sonra Hizan’a döner, sonra medrese hayatını terk ederek pederinin yanına gelir.

Ve bahara kadar evde kalır.

O sırada şöyle bir rüya görür.

"Kıyamet kopmuş, kâinat yeniden dirilmiş, Molla Sait, Peygamber Efendimiz (s.a.v)’i nasıl ziyaret edebileceğini düşünür, nihayet sırat köprüsünün başına gidip durmak hatırına gelir.

Herkes oradan geçer, ben de orada beklerim, der ve sırat köprüsünün başına gider, bütün Peygamberani İzan Hazretleri’ni birer birer ziyaret eder Peygamber Efendimizi de ziyarete mazhar olunca uyanır.

Artık bu rüyadan aldığı feyiz tahsili ilim için büyük bir şevk uyandırır, pederinden izin alarak tahsil yapmak üzere arvas nahiyesine gider, burada icra-i tedris eden meşhur Molla Mehmet Emin Efendi kendisine ders vermeye tenezzül etmeyip zira küçüktür, talebelerinden birisine okutmasını tavsiye edince, izzetine ağır gelir bir gün bu meşhur müderrise camide ders okutmakta iken Molla Sait itiraz ederek, Efendim öyle değil der.

Hitabında bulunur, okutmasına tenezzül etmediğini hatırlatır.

Orada bir müddet kaldıktan sonra Mir Hasani Vali Medresesine gitti, aşağı derecede okuyan yeni talebelere ehemmiyet verilmemek, bu medresenin âdeti olduğunu anlayınca sıra ile okunması icabe eden 7 ders kitabını terk ederek, 8. kitaptan okuduğunu söyledi.

Birkaç gün sonra vastan kasabasına gider ise de orada tebdili hava için ancak bir aya kadar kalabilir.

Bilahare Molla Mehmet isminde bir zatın refakatinde Erzurum vilayetine tabi Doğubayazıt’a hareket eder, hakiki tahsiline işte bu tarihte başlar.

Bu zamana kadar hep sarf ve nehu mebadileriyle meşhur olmuştu ve izhara kadar okumuştu.

Doğubayazıt’ta Şeyh Mehmet Celali Hazretleri’nin nezdinde yaptığı bu hakiki ve ciddi tahsili üç ay kadar devam etmiştir.

Fakat pek gariptir.

Zira Doğu Anadolu usulü tedrisiyle Molla Cami kitabından nihayete kadar ikmali nuseh etti. (Kitaplarını bitirdi)

Buna da her kitaptan bir ya da iki ders, nihayet on ders okumakla yetindi.

Muvaffak oldu, başardı ve mütebakisini, geri kalanı terk eyledi.

Hocası Şeyh Mehmet Celali Hazretleri ne için böyle yaptığını sorar, Molla Sait cevaben derki, bu kadar kitabı okuyup anlamaya muktedir değilim.

Ancak bu kitaplar bir mücevherat kutusudur, anahtarı sizdedir, yalnız sizden şu kutuların içinde ne bulunduğunu göstermenizin istirhamındayım.

Yani bu kitapların neden bahsettiklerini anlayayım da bilahare, karakterime muvaffak olanlara çalışırım demiştir.

(Devam edecek)