SİYONİSTTEN DOST OLMAZ!..

Bir asır önce!.. Osmanlı, coğrafyaya egemen.. Ama, hasta konumunda.. Filistin’in El-Halil bölgesinde, küçük bir köy.. Genç bir çocuk.. Adı Halil.. Zeytin ağaçlarının gölgesinde, büyümüş, biri.. Günün her sabahında babasından gelen nasihat şuydu.. “Bak oğul, bu ağaçlar senin annenin sütünden, dedenin terinden, doğup, büyüdü, ürün veriyor.. Sen sakın ola, ihanet etme, el uzatana da izin verme?..”

***

Halil’in bir de küçük bir kızı var.. Adı Fatima.. 4 yaşında.. Zeytin bahçesinde, koşmanın, oynamanın yanısıra, ağaçlara büyük bir sevgiyle, yaklaşırdı.. Yaprakları öper, babasının omuzundan, ağaca, dallarına, dokunmayı, okşamayı severdi.. Her dokunuşunda babasına sorardı; “baba bu ağaçlar konuşur mu?..” Babadan gelen yanıt önce kızını öper sonra derdi ki; “Konuşur kızım.. Sana gitme derler hep.. Sen sev, okşa ve sahiplen!..”

***

Mevsim bahar, dört bir taraf yeşillik.. İşte tam da böylesi bir zamanda, Siyonist Theoder adında biri gelir.. Viyana’nın ötesinde, gelmiş.. Bitkin.. Halil’e seslenir, duygu sömürüsüyle.. “Ben düşman değilim, Halil” der.. El uzatır Halil.. Ve de hele hal-i durumun ne?.. Anlatır.. “Ben de babamı, annemi, kaybettim.. Pogromlardaki evimizi yaktılar, yalnız kaldık. Şimdi buraya geldik, yeni bir hayat kurmak için.. Toprağını almayacağım, gel ortak olalım.. Senin elin, alın terin, benim de tohumlarım! Dost olalım, birlikte zeytin ağaçları büyütelim.?”

***

Halil’in kalbi titrer!.. Köy ahalisi onu uyarır.. Derler ki, “Ey Halil, bunlar dost olmaz, toprak alır, seni de buradan sürer.. Ortada kalırsın..”  Kızı Leyla’nın gözüne bakar, o masum yüzden çıkan duyguyla, “Belki bu adam, farklıdır, Düşman belleyen değil, dostluk besleyendir” düşüncesiyle, anlaşır.. Günler, haftalar geçer ve yaz gelir.. Birlikte fidan dikerler Theodor’un getirdiği yeni sulama sistemiyle ağaçlar daha yeşil, zeytinler daha iri olur..

***

Küçük Leyla, bahçedeki Theodor’un dizine oturur ve der ki..“Amca, sen artık bizimle misin.. Bizim yanımızda mısın..”  Gülümser, Theodor!.. Saçını okşar ve ona der ki; “Evet küçük, ben de artık sizinleyim, sizinim..” Yaz biter, sonbahar gelir, artık hasat dönemi.. Önceki yıllara göre daha fazla ürün elde ederler.. Halil’in gözleri dolu, mutluluk gözyaşıyla kızına söylenir… “Bak Leyla, dostluk nasıl da meyvesini verdi” dedi. Kızının minik elleriyle topladığı zeytinleri sepete koyarken gözyaşı döktü!

***

Hasat bitti, sonbahar bitti, kış geldi.. Ve yılın ilk gününde, Theodor kapıya geldi.. Elinde, bir kağıt.. Yanında da bir kaç silahlı adam.. Ki onlar da, İngiliz subaylar.. “Bu kağıt nedir biliyor musunuz, bu evin ve zeytin ağaçlarının bulunduğu bahçenin tapusu..!”.. Halil, gördüğü manzara ve kendisine söylenen sözler karşısında, buz kesilmiş vaziyette!.. Dona kalmış.. Theodor “Bu toprak artık bizim derneğimizin. Senin hissen satıldı. Ailene söyle, yarın bu toprakları terk edip, gitmeniz lazım.”

***

Dizlerinin üzerine çöktü Halil..  “Ama…”.. Ve yine Ama diyerek, “Siz hani dostuz dediniz. Leyla sana ‘amca’ dedi. Zeytinlerimizi birlikte topladık!” Gelen yanıt?.. “Dostluk güzeldi Halil. Ama bu toprak… Vaat edildi bize. Binlerce yıldır bekledik. Senin gibi yerliler için değil. Git. Yeni bir yer bulursun.” O gece Halil, Leyla’yı kucağına aldı. Kız titriyordu. “Baba, ağaçlar niye ağlıyor?”  Baba Halil cevap veremedi. Gözyaşları Leyla’nın saçlarına damladı.

***

Sabah köyün çıkışında durdular. Son kez arkasına baktı. Theodor’un çocukları zeytin dallarına tırmanıyordu. Leyla’nın sesi kırık bir fısıltı oldu: “Baba… amca niye bizi istemiyor?” Boğazı düğümlendi. Ağzından sözcükler çıkmaz, sessizce der ki; “Çünkü bazı dostluklar… Topraktan değil, kalpten doğmaz kızım. Onlar vaat üzerine kurulur. Vaat bitince dost da biter.” Aile, sırtlarında birkaç bohçayla yola düşer.. Zeytin ağaçları arkalarında kaldı; rüzgârda yaprakları hışırdayarak sanki gitme diyordu. Ama gitmek zorundaydılar.

***

Yıllar sonra Halil, sürgünde bir çadırda yatarken Leyla’ya anlattı: “O gün anladım kızım… Siyonistten dost olmaz. Dost diye gelen, önce kalbine girer, sonra toprağını alır, en sonunda da çocuğunun gözlerindeki ışığı söndürür.” Leyla büyüdü, ama o dört yaşındaki masum soru hiç silinmedi yüreğinden: “Amca niye bizi istemiyor?” Ve Filistin’in her evinde, her sürgünde, her mülteci kampında aynı nakarat fısıldanır oldu: “Siyonistten dost olmaz. Çünkü onların dostluğu, senin toprağınla başlar, senin gözyaşınla biter.”

***

Evet.. Bu yıllar önce yazı arşive aldığım hikayenin ders-i ibreti ve acısı hala, taze!.. Ve hala, Filistin’in, Ortadoğu’nun, yaşadığımız coğrafyanın zeytin ağaçları, gözyaşı döküyor, ağıt yakıyor.. Konuşuyor.. Ama velakin bu kez söylediği şu; “hala mı, ders almadın, hala mı geçmişini unutuyorsun!. Unutma.. Kardeşin, ırkdaşın, dindaşın, komşun var iken, elin siyonistine, elin gavuruna, ve ata düşmanına nasıl olur da, bel bağlar, dost görür, medet umarsın!..


***

OKKAN’I ANARKEN..

Ali Gaffar Okkan.. Diyarbakır’ın özelinde nam-ı diğer Gaffar Baba.? Bugün, olun 5 koruma polisiyle şehadete erdiği, suikastın sene-i devriyesi.. 25 yıl oldu.. Onu rahmetle anarken, bir kez diyoruz ki, “O unutulmazdır.?


***

O ki, Güneydoğu’da Emniyet Müdürlüğü gibi kritik ve hassas bir kurumun başında idi.. İlk kez, bir emniyet yetkilisi, bölge halkıyla “iç içe geçmeyi başarmış, ahalisiyle bütünleşmiş, derdiyle dertlenen olmuştu..

***

Yepyeni bir çığır açmış, devlet ile millet kenetlenmişti.. İşte bu kenetlenme onun katillerini korkutmuştu.. Ki, şehadet şerbetini içip ebediyeti intikalinde, Diyarbakır değil, Türkiye ardında gözyaşı döküp, ağıt yakmıştı..

 

***

GÜNÜN SÖZÜ..

Ne siyonistten dost, ne de emperyalistten post olur!..