RİSALE-İ NUR’UN TE’LİFİ VE NEŞRİ (3)

Evet, sevgili okurlar.
Bediüzzaman Diyor ki; başlıklı seri yazılarımız devam edecek.
Maksadı ise esasen kendisinde fıtraten mevcut bulunan icat ve teceddüt fikrini (yenileme) medrese usullerinde göstermek ve bir teceddüt vücuda getirmek ve bir sürü hayat ve şarklarla vakıf zayi etmemekti.
Bu suretle alelusul yirmi sene tahsili lazım gelen ulum ve fünunun züppe ve hulasasını üç ayda tahsil ve ikmal etmiştir.
Bunun üzerine hocalarının hangi ilim mizacına muvaffak olduğu sualine cevaben diyor ki; "Bu ilimleri birbirinden fark edemiyorum, ya hepsini biliyorum veyahut hiçbirini bilmiyorum" der.
Herhangi bir kitabı eline alırsa anlardı.
Yani okuduklarını anlıyordu.
Yirmi dört saat zarfında "CEM’ÜL-CEVAMI, ŞERH’ÜL-MEVAFIK, İBN’ÜL-HACER" gibi kitapların iki yüz sayfasını kendi kendine anlamak şartıyla mütalaa ederdi.
O derece ilme dalmıştı ki, hayat-ı zahiri ile hiç alakadar olmazdı.
Hangi ilimden olursa olsun sorulan suale tereddütsüz çekinmeden derhal cevap verirdi.

 

O ZAMAN Kİ HAYATINA KISA BİR BAKIŞ

Evvela Hükema’yı İşrakiyunun mesleklerine süluk ederek züht ve riyazete başladı.
Hükema’yı İşrakiyun tedriç kanunu mucibince vücutlarını riyazete alıştırmışlardı.
O ise tedrice riayet etmeyerek birden bire riyazete daldı, gün geçtikçe vücudu tahammül etmeyerek zayıf düşmeye başladı.
Üç günde bir parça ekmekle idare ediyordu.
Riyazatın kuşayışı fikre hizmet ettiği nazariyesi üzerine onlar gibi yapacağım diye çalışıyordu.
Saniyen İmam-ı Gazali Hazretlerinin İhya-ül Ulum adında tasavvuf nokta-i nazarında kaidesine  (resim gelecek) ittibaen de’ma yuribuke ila mala yuribuke.
Manası;
Seni şüpheye ve kuşkulara sokan her şeyi terk et şüphesiz ittiba et.
Ekmeği bile bir zaman terk edip ot ile idareye konuldu üstat.
Salisen nadir konuşuyordu.
Kürt ediplerinden en seçkin ulema alimlerinden olan Molla Ahmede Hani Hazretlerinin gündüz bile korku ile girilen kubbe-i saadetine (mazharına) gündüz kapanır bazen geceleyin de orada kalırdı.
Bundan dolayı o yöre insanı Bediüzzaman’a Ahmede Hani Hazretlerinin feyzine mazhar olmuştur diyorlardı.
Bu hali üstadın kerametine hamledenlerdir.
O vakitlerde kendisi on üç on dört yaşlarındaydı.
Sonra ulemadan seçkin simalarla mülakat etmeye karar verdi ve bağdada ziyaret kastıyla hocasından izin istedi.
Derviş kıyafetine girdi, yolları takip etmeden dağlarda, ormanlarda gece dolaşarak bağdada gitmek niyetinde iken Bitlis’e geldi.
Bitlis’te Şeyh Mehmet Emin Efendi Hazretleri’nin yanına girerek iki gün kadar dersinde bulundu.
Şeyh Mehmet Emin Efendi kendisine kisve-i ilmiyle (ilmi elbiselerini) giymesini teklif etti.
"Yani sen alimsen ilmi kıyafet ile dolaş" diye tavsiyede bulunurken Molla Sait cevaben, "Ben henüz sinnü bulığa (ergenlik çağına) yetişmediğimden muhterem bir müderris Hoca Efendi’nin kıyafetini kendime yakıştıramıyorum ve ben bir çocuk iken nasıl Hoca olabilirim" diyerek teklifini kabul etmemiştir.
Ondan sonra Şirvan’daki biraderinin yanına gitti, orada büyük kardeşiyle ilk görüşmede aralarında şöylece kısa bir muhavere cereyan etti.
Devam edecek…