RİSALE-İ NUR’UN TE’LİFİ VE NEŞRİ (5)

Bu ihtilâfı kaldırmak maksadıyla herhangi bir talebeye:
-Beni öldürünüz, ilmin haysiyetini muhafaza ediniz! diyerek yüzünü çevirmiş ise de hiçbir talebe kendisine hücum etmemiş ve nihayet ihtilâf bertaraf edilmiştir. Siirt mutasarrıfı, kendisini muhafaza etmek üzere yanına çağırdığı ve o talebeleri nefyedeceği haberini tebliğ etmeye gönderdiği jandarmaya karşı Bediüzzaman:
-Biz talebeyiz, birbirimizle döğüşürüz, barışırız. Binaenaleyh, mesleğimiz haricinde bulunan birisinin bize karışması muvafık olmadığından gelemeyeceğim ve hata da benimdir. Cevabında bulunarak jandarmaları reddetmiştir.
Bu esnada on beş, on altı yaşlarında bulunuyordu. Lâkin kuvve-i bedeniyece pek çevik ve metindi. “Said-ül Meşhur” lakabıyla yâd ediliyordu. Siirt’te kendisiyle mücadele etmek isteyen bütün arkadaşlarına karşı hazır bulunduğu ve aynı zamanda sorulacak bütün suallere cevap vereceğini, kimseye sual sormayacağını ilân etti. Sonra tekrar Bitlis’e geldi. Bitlis’te bir iki şeyh hanedanının, âlim ve talebelerin arasında geçimsizlik olduğunu işitir. Fesadı netice veren sözlerin, bilhassa gıybetin İslâmiyete yakışmadığını onlara ihtar edince; Molla Saidi, Şeyh Emin Efendiye şikâyet ederler. Şeyh Emin ise:
-Henüz çocuk olduğundan, kabil-i hitab değildir, der.
Bu söz Molla Saide tebliğ edildiği anda, zaten bu gibi sözlere fıtraten tahammülsüz olduğundan Şeyh Emin Efendinin huzuruna çıkarak elini öper; ve:
-Eendim, beni imtihan ediniz; kabil-i hitab olduğumu isbat etmek isterim, der.
Şeyh Emin Efendi mütenevvi ilimlerden ve en müşkül mes’elelerden on altı sual tertip ederek sorar. Molla Said, suallerin umumuna cevap verdikten sonra, Kureyş Camiine gider, ahaliye va’z ve nasihat etmeye başlar. Bunun üzerine Bitlis ahalisinin bir kısmı Molla Saide, bir kısmı da Şeyh Emin Efendiye yardım etmek isterler. Bundan dolayı, vali, büyük bir vukuata meydan vermemek için Bediüzzamanı nefyeder.
Bu defa da Şirvana gider. Zaten infirad eden böyle zatların muarızları pek çok bulunur. Bilhassa mücadele-i ilmiyede mağlûb düşenlerden bazı zâhir hocalar, Molla Saidi ahali nazarında küçük düşürmek için var kuvvetleriyle çalışıyorlardı. Her hususatını tecessüs ettirirlerdi. Bir gün nasılsa, kazaen sabah namazını geçirmiş. Buna vakıf olan hasımları, “Molla Said, namazını terk etmiştir.” diyerek ahali arasında işâada bulundular. Molla Saidden soruldu ki:
-Niçin herkes bunu böyle söylüyor?
Molla Said:
Evet, esassız bir şey âlemin içinde çabuk yayılmaz. Hata bendedir. Onun için, iki cezaya uğradım: Birisi Allahın itabı, diğeri nâsın ta’rizi. Bunun esas sebebi ise, geceleyin âdet edindiğim vird-i şerîfî terk ettiğimdir. İşte âlemin ruhu bu hakikata temas etmişse de, tamamını kavrayamayarak ismini bilemeyip şu vechile hatayı isimlendirmişler, cevabını verir.
Şirvanda bulunduğu sırada Siirt civarından birisi gelerek:
-Aman efendim, Siirt’e bir çocuk gelmiş, kendisi on dört – on beş yaşında, umum ulemayı ilzam etti.
Şunu ilzam etmek için sizi davete geldim, der.
Molla Said de şu davete icabet ederek Siirt’e gitmek için hazırlanır. Yola düşerler, iki saat gittikten sonra, o küçük hocan evsaf ve kıyafetini sorar. O adam:
-Efendim, ismini bilmiyorum; fakat ilk gelişte derviş kıyafetinde olup omzunda bir posteki vardı. Bilâhare talebe kıyafetine girdi ve umum ulemayı ilzam etti.
Bunu dinlediğinde, kendisinden bahsettiğini ve bir seve evvelki kendi vukuatının şimdi civar köylerde şüyû bulduğunu anlayarak geriye döner, davete icabet etmez.
Bilâhare Siirt’e bağlı Tillo kasabasına gitti. Meşhur bir türbeye kapandı. Orada harika olarak Kamus-u Okyanus’u Bâb-üs-Sin’e kadar hıfzetti. Ne fikre binaen kamusu hıfzettiği sorulduğunda:
-Kamus her kelimenin kaç mânaya geldiğini yazıyor; ben de bunun aksine olarak her mânaya kaç kelime kullanıldığını gösterir bir kamus vücuda getirmek merakına düştüm, cevabında bulundu.
Mezkûr türbeye kapandığı vakit küçük biraderi Mehmed, yemeğini getiriyordu.
Yemek içindeki taneleri kubbenin etrafında bulunan karıncalara vererek kendisi ekmeğini yemeğin suyuna batırarak kanaat ediyordu.
-Neden dolayı taneleri karıncalara veriyorsun? denildiğinde,
-Bunlarda hayat-ı içtimaiyeye malikiyet ve fevkalâde vazifeşinaslık ve çalışma bulunduğunu müşahede ettiğim için Cumhuriyetperverliklerine mükâfaten kendilerine muavenet etmek istiyorum, cevabında bulunmuştur… (Hâşiye).
Tillo’da iken, bir gece Şeyh Abdülkadir-i Geylâni (K.S.) Hazretlerini rüyasında görür. Geylâni Hazretleri (K.S) kendisine hitaben:
-Molla Said! Mîran aşireti reisi Mustafa Paşaya gidiniz ve kendisini tarik-i hidayete davet ediniz; yaptığı zulümden vazgeçerek namaza ve emr-i mârufa müdavim olmasını tavsiye ediniz. Aksi takdirde öldürünüz.