RİSALE-İ NUR’UN TE’LİFİ VE NEŞRİ (7)

Abdülkerimin sözünü kırmaz, yalnız olarak, bedevilerin meskeni olan Biro Çölüne doğru hareket eder. Yolda bedevî eşkiyalarına tesadüf eder. Bedevilerin silâhları mızrak ve Molla Saidin silâhı mavzer olduğundan, eşkiyalara doğru kurşun atmaya başlar, eşkiyalar çekilirler. Yoluna devam ederken ikinci çeteye tesadüf eder. Bu defa eşkiyalar çok olduğundan etrafını çevirirler. Kendisini öldürecekleri sırada içlerinden birisi tanıyarak:
-Ben bunu Mîran aşiretinin içinde gördüm. Bu meşhur bir adamdır deyince, derhal bedeviler çekilerek kusurlarının af buyrulmasını dilerler. Ve korkulu olan yarlerde kendilerine muhafızlık yapmak istemişlerse de Molla Said reddedip, yalnız olarak yoluna devam eder. Birkaç gün sonra Mardine gelir. Mardin uleması muarazaya kalkışırlarsa da muvaffak olamazlar, evlâtları yaşında olan genç Saidde harika bir şekildeki ilmî kudreti görünce kendilerine üstad kabul ederler.
Bu esnada, Mardine gelen iki talebeye tesadüf etti. Bunlardan birisi, Cemâleddin-i Efganîye mensub olup; diğeri, tarikat-ı Sünûsiyeden idi. Bunlar vasıtasiyle hem Cemâleddin-i Efganînin mesleğine, hem de tarik-i Sünûsiye aşinalık peyda etti.
Molla Said çok genç yaşta iken siyasî hayata atılır, vatan ve millete hizmete başlar. İlk hayat-ı siyasiyesi Mardin’de başlamıştır. Bunun üzerine bir mutasarrıfın pençe-i kahriyle, elleri bağlı, muhafiz nezaretinde Bitlise nefyedildi. Jandarmalarla yolda giderken namaz vakti gelir. Namaz kılmak için, kayıdların açılmasını jandarmalara ihtar eder. Jandarmalar kabul etmeyince, demir kayıdları bir mendil gibi açarak önlerine atar, jandarmalar, bu hali keramet addedip hayretler içinde kalırlar. Teslimiyetle, rica ve istirham ile:
- Biz şimdiye kadar muhafızınız idik, bundan sonra hizmetçiniziz! derler (*).
Bitlis’te iken bir gün kendilerine vali ile bir kısım me’murların içki içtikleri ihbar olununca, hiddetlenerek:
-Bitlis gibi dindar bir memlekette hükûmeti temsil eden bir zatın irtikâb ettiği bu muameleyi kabul edemem! Diyerek içki meclisine gider. Evvelâ içki hakkında bir Hadis-i Şerif okuduktan sonra pek acı sözler söyler; valinin vurdurmak için işaret etmesi ihtimaline binaen de bir elini rovelverinin bulunduğu yerde tutar. Fakat vali fevkâlade mütehammil ve hamiyetli bir zat olduğundan, kat’iyyen ses çıkarmaz. Oradan ayrılınca valinin yaveri Genç Saide:
-Ne yaptınız? Söyledikleriniz, idamınızı mucibdir, der.
Genç Said:
-İdam hayalime gelmedi, hapis ve nefiy zannederim. Her ne ise, bir münkeri defetmek için ölürsem ne zararı var? cevabında bulunur.
Oradan avdetinden bir iki saat sonra, iki polis vasıtasiyle vali kendisini istetir. Valinin odasına girerken; vali hürmet ve tâzimle genç Saidi karşılayarak, elini öpmek ister. İltifatla yer göstererek;
-Herkesin bir üstadı vardır. Sen de benim üstadımsın, der.
H H H
Genç Said, fıtratın, bir kanun altında yaşamayı ve harekâtının tahdit olunmasını sevmez, her halinde, her hareketinde gayet serbest olmasını arzu eder ve daima: “Ben, hürriyet ve serbestiyetimi hiçbir keyfî kanunla tahdit ettirmem.” derdi. Bunun içindir ki, ilk İstanbul’a teşriflerinde yine her kayıddan uzak kalmakta israr etmiş ve hayatının bütün süfhalarında bu vaziyet müşahede edilmiştir. Ondaki bu serbestiyet ve hürriyet aşkı, hayatının yarısından sonra Avrupa’dan gelen müdhiş bir dalâlet ve zındıka taarruzuna karşı koymayı ve felsefe-i tabiiyyeden doğan dehşetli bir istibdad-ı mutlakın hilâf-ı Kur’an prensiplerine boyun eğmemeyi, onlara itaat etmemeyi ve hakikî hürriyet-i meşrua olan İslâmî hürriyet ve medeniyete çalışmayı netice vermiştir.
Molla Said, Bitliste iken on beş - on altı yaşlarında idi. Henüz sinn-i bülûğa vâsıl olmuştu. O zamana kadar bütün malûmatı sünuhat kabilinden olduğu için uzun uzadıya mütalâaya lüzum görmezdi. Fakat o zaman sinn-i bülûğa vâsıl olduğundan mı veyahut siyasete karıştığından mı, her nedense eski sünuhat yavaş yavaş kaybolmağa başladı. Bunun üzerine her türlü fenne ait eserleri tetkike koyuldu. Bilhassa Din-i İslâma vârid olan şek ve şüpheleri reddetmek  için “Metâli” ve “Mevâkıf” nam eserler ile ulûm-u âliye (Sarf, Nahiv, Mantık vesaire) ve âliye (Tefsir ve İlm-i Kelâm) a dair kırk kadar kitabı iki sene zarfında hıfzeyledi.            
Devam edecek...