RİSALE-İ NUR’UN TE’LİFİ VE NEŞRİ (9)

1- Kat’iyyen hiç kimseden hediye olarak para almamak ve maaş bile kabul etmemek. Evet hayatta hiçbir maddî mülkiyeti olmayıp, fakir ve kimsesiz ve daimî nefiy ve hapislerle çok sıkıntılı ve dehşetli musibetler içerisinde yaşadığı halde kimseden para ve mukabelesiz hediye almadığı, bilmüşahede görülmüştür.
2- Hiçbir âlimden sual sormamak. Yirmi sene zarfında, daima ancak sorulanlara cevab vermişti. Bu hususda kendileri derlerdi ki : “Ben ulemanın ilmini inkâr etmem; binaenaleyh kendilerinden sual sormak fazladır. Benim ilmimden şüphe edenler varsa sorsunlar, onlara cevab vereyim.”
3- Yanında bulunan talebelerini aynı kendisi gibi zakât ve hediye almaktan menetmek. Onları da yalnız Rıza-yı İlahî için çalıştırırdı. Hattâ çok zamanlar, talebelerini kendi iaşe ederdi.
4- Daima mücerred kalmak ve dünyada hiçbir şeyle alâka peyda etmemek. Bunun içindir ki: “Bütün malımı bir elimle kaldırıp götürebilmeliyim” demiştir. Bu halin sebebi sorulunca “Bir zaman gelecek, herkes benim halime gıbta edecektir. Sâniyen, mal ve servet bana lezzet vermiyor; dünyaya ancak bir misafirhane nazariyle bakıyorum.” derdi.
Van’da bulunduuğu vakit, merhum vali Tahir Paşa, Avrupa kitablarını tetebbu ederek kendisine sualler tertib edip sorardı. Bunların hiçbirisini görmediği ve Türkçeyi de yeni konuşmağa başladığı halde, cevabında tereddüt etmezdi. Bir gün kitabları görür ve Tahir Paşa’nın bunlardan sual tertib ettiğini anlayarak az bir zamanda kitabların muhtevasını elde eder.
O zamanda en büyük gaye ve düşüncesi, Mısır’daki Câmi-ül Ezhere mukabil Bitlis ve Van’da “Medreset-üz-Zehra” isminde bir dârülfunun vücuda getirmekti. Bu teşebbüsünü kuvveden fiile çıkarmak niyetinde olup bunu tasarlıyordu.
Van’da yaz zamanlarını, Bâşit ve Beytüşşebab namındaki yaylalarda geçiriyordu. Bir gün Tahir Paşa’ya, mezkûr dağların başında Temmuz’da bile buz bulunduğunu söyler. Tahir Paşa itiraz eder ve “Temmuzda kat’iyyen oralarda buz bulunmaz” iddiasında bulunur. Yaylada iken bir gün bunu hatırlayarak Tahir Paşaya yazdığı ilk Türkçe mektubunda der:
-Ey Paşa! Bâşit başında buz tuttu. Görmediğin şeyi inkâr etme. Her şey senin malûmatında münhasır değildir, vesselâm!
Molla Said, aşiretler arasında olan herhangi bir geçimsizliği işitince hemen müdahale ederek, irşad yoliyle her iki tarafı da derhâl barıştırırdı. Hattâ hükümetin bile barıştırmaktan âciz kaldığı Şeker Ağa ile Miran Reisi Mustafa Paşayı barıştırdı. Ve Mustafa Paşaya:
-Daha tövbe etmedin mi? Diye sorunca, Mustafa Paşa da cevaben:
-Seyda! Ne söylerseniz, sözünüzden çıkmam demiştir.
Mustafa Paşa, at ile para teberru etmek ister. Bediüzzaman redderek:
-Şimdiye kadar kimseden para almadığımı işitmediniz mi? Bahusus sizin gibi zâlimden nasıl para alırım? Ve siz galiba tövbenizi bozdunuz, şu takdirde Cezireye ulaşamazsınız, demiştir.
Ve hakikaten Cezireye yetişmeden yolda öldüğünü haber alır.
Bediüzzaman, riyaziyede harikulâde bir sür’at-i intikale malik idi. Herhangi bir müşkül mes’eleyi, zihnen hemen hallederdi. Hattâ Cebir Mukabele ilminde bir risale te’lif etmişti. Tahir Paşa nezdinde hesab mes’eleleri münakaşa mevzuu olduğunda hesaba dair hangi mes’ele bahsedilse, başkaları ve eh mâhir kâtibler neticeyi bulamadan, Molla Said zihnen çıkarıyordu. Çok defalar böyle yarışlara girişir ve umumunda daima birinci gelirdi. Bir defasında şöyle bir sual sordular:
-Onbeş müslim, onbeş gayr-ı müslim farzedilerek, birbiri ardına dizilince bunlara yapılacak her kur’ada gayr-ı müslime isabet etmesi matlubdur. Nasıl taksim edilir?
Bu suale cevaben:
-Bunların yüz yirmi dört vaziyet-i muhtemelesi vardır, diyerek yapar.
Hem de der:
-Bundan daha müşkülünü de kendim icad ederim. İki bin beşyüz vaziyet-i muhtemeleye göre yaparım.
İki saat zarfında yüz adamdan elli adet gayr-ı müslimi o vaziyette taksim eder ki, daima kur’ayı gayr-ı müslime düşürür. Ve hattâ beşyüz gayr-ı müslim olmakla ikiyüz ellibin vaziyet-i muhtemele üzerine bir mesele çıkarttı ve Tahir Paşaya göstererek bir risale şeklinde yazdı (Haşiye).
Devam edecek