RİSALE-İ NUR’UN ZUHURU (10)
Madem öyle; bırak şekvayı şükret, çün belâbil, dema keyfinden güler hep gül mül.
Ger bulmazsan; bütün dünya cefa-ender, fena-ender, heba-ender belâdır bil.
Cihan dolu belâ başında varken, ne bağırırsın küçücük bir belâdan.
Gel tevekkül kıl. Tevekkül ile belâ yüzünde gül, tâ o da gülsün; o güldükçe küçülür eder tebeddül.
O vakit nefsim dahi: "Evet evet… acz ve tevekkül ile, fakr ve iltica ile nur kapısı açılır, zulmetler dağılır. Elhamdülillahi alâ nuril-iman vel-İslâm" dedi.
Yâni: "Cenab-ı Hakkı bulan, neyi kaybeder? Ve Onu kaybeden neyi kazanır?"
Yâni: "Onu bulan her şeyi bulur. Onu bulmayan hiçbir şey bulmaz, bulsa da başına belâ bulur."
İşte kardeşlerim, karanlıklı bu gurbetler, çendan nur-u imanla nurlandılar; fakat yine bende bir derece hükümlerini icra ettiler ve şöyle bir düşünceyi verdiler: "Madem ben garibim ve gurbetteyim ve gurbete gideceğim, acaba şu misafirhanedeki vazifem bitmiş midir? Tâ ki sizleri ve Sözleri tevkil etsem ve bütün bütün alâkamı kessem…" fikri hatırıma geldi. Onun için sizden sormuştum ki: "Acaba yazılan Sözler kâfi midir? Noksanı var mı? Yani vazifem bitmiş midir?" diye sizi sualler ile tasdi etmiştim.
Onüçüncü Mektub
Aziz Kardeşlerim,
Hâl ve istirahatımı ve vesika için adem-i müracaatımı ve hâl-i âlem siyasetine karşı lâkaydlığımı pek çok soruyorsunuz. Şu sualleriniz çok tekerrür ettiğinden, hem mânen de benden sorulduğundan; şu üç suale, Yeni Said değil, belki Eski Said lisaniyle cevap vermeye mecbur oldum.
Birinci Sualiniz: İstirahatın nasıl? Hâlin nedir?
Elcevap: Cenab-ı Erhamürrâhimîne yüzbir şükür ediyorum ki; ehl-i dünyanın bana ettiği envâ-ı zulmü, envâ-ı rahmete çevirdi.
Şöyleki:
Siyaseti terk ve dünyadan tecerrüd ederek bir dağın mağarasında ahreti düşünmekte iken, ehl-i dünya zulmen beni oradan çıkarıp nefyettiler. Hâlık-ı Rahîm ve Hakîm, o nefyi bana bir rahmete çevirdi. Emniyetsiz ve ihlâsı bozacak esbaba mâruz o dağdaki inzivayı, emniyetli ihlâslı Barla Dağlarındaki halvete çevirdi.
Rusyada esarette iken niyet ettim ve niyaz ettim ki, âhir ömrümde bir mağaraya çekileyim. Erhamürrâhimin, bana Barlayı o mağara yaptı, mağara faidesini verdi. Fakat sıkıntılı mağara zahmetini, zaîf vücuduma yüklemedi. Yalnız Barla’da iki üç adamda bi vehhamlık vardı. O vehhamlık sebebiyle bana eziyet verildi. Hatta o dostlarım, güya istirahatımı düşünüyorlar. Halbuki o vehhamlık sebebiyle hem kalbime, hem Kur’anın hizmetine zarar verdiler. Hem ehl-i dünya bütün menfîlere vesika verdiği ve cânileri hapisten çıkarıp affettikleri halde, bana zulüm olarak vermediler. Benim Rabb-i Rahîmim, beni Kur’anın hizmetinde ziyade istihdam etmek ve Sözler nâmiyle envâr-ı Kur’aniyeyi bana fazla yazdırmak için, dağdağasız bir surette beni şu gurbette bırakıp, bir büyük merhamete çevirdi. Hem ehl-i dünya, dünyalarına karışabilecek bütün nüfuzlu ve kuvvetli rüesâları ve şeyhleri, kasabalarda ve şehirlerde bırakıp akrabalariyle beraber herkesle görüşmeye izin verdikleri halde, beni zulmen tecrid etti, bir köye gönderdi. Hiç akraba ve hemşehrilerimi, bir iki tanesi müstesna olmak üzere yanıma gelmeye izin vermedi. Benim Hâlık-ı Rahîmim, o tecridi, benim hakkımda bir azîm rahmete çevirdi. Zihnimi sâfi bırakıp, gıll ü gıştan âzâde olarak, Kur’an-ı Hakîmin feyzini, olduğu gibi almağa vesile etti.
Hem ehl-i dünya, bidayette, iki sene zarfında iki âdi mektub yazdığımı çok gördü. Hattâ şimdi bile, on veya yirmi günde veya bir ayda bir iki misafirin sırf ahret için yanıma gelmesini hoş görmediler, bana zulmettiler. Benim Rabb-i Rahîmim ve Hâlık-ı Hakîmim, o zulmü bana merhamete çevirdi ki, doksan sene mânevi bir ömrü kazandıracak şu şuhûr-u selâsede, beni bir halvet-i mergûbeye ve bir uzlet-i makbûleye koymağa çevirdi. Elhamdülillâhi Alâ Külli Hal. İşte hâl ve istirahatım böyle…
İkinci Sualiniz: Neden vesika almak için müracaat etmiyorsun?
Elcevap: Şu mes’elede ben kaderin mahkûmuyum, ehl-i dünyanın mahkûmu değilim.
Devam edecek