RİSALE-İ NUR’UN ZUHURU (3)
Evet; Bediüzzamana yapılan o tarihi zulüm ve işkence ve ihanetler altında feveran edip parlayan Risale-i Nur, bu zamanda ve istikbalde bir seyf-ül-İslamdır. Risale-i Nur; beşerin sertacı ve halaskârı mevki-i musallâsında hizmet yapmış ve yapmaktadır. Risale-i Nur, Kur’anın son asırlarda beklenen bir mu’cize-i mânevisi olarak tulû etmiş ve başda müellifi Bediüzzaman Said Nursi olarak milyonlarla talebeleri ve kardeşleri, bu hakikat-ı Kur’aniye etrafında pervaneler gibi dönerek onun nuriyle nurlanmışlar, ondaki Kur’an ve iman hakikatlarını massetmişler (emmişler), imanlarını kuvvetlendirmişler ve bu hakikat-ı kübrâyı bütün dünyaya ilân etmek ve ölünceye kadar onu okumak ve ona hizmet etmek gayesini azmetmişlerdir.
Evet; Türk Milletini ve bu vatan ahalisini ve Âlem-i İslâmı ebede kadar şerefle yaşatacak ve mâzide olduğu gibi istikbalde de, tarihin altın sahifelerine, Kur’an ve İslâmiyet hizmetinde Âlem-i İslâmın pişdarı ve namdar kumandanı olarak kaydettirecek medar-ı iftiharı Risale-i Nurdur. Büyük bir vüs’at ve külliyeti taşıyan ve Anadoluda ve İslâm Âleminde zuhur edip her tarafda hüsn-ü kabule ve te’sire mazhariyetle gittikçe inkişaf ve intişar eden bu eser; Kur’anın malıdır. Âlem-i İslâmın ve ehl-i imanın malıdır ve bu vatan ahalisinin İslâmi bir medar-ı iftiharıdır. Bu memleketde hükmeden bir hükümetin nokta-i istinadı, hem aynı zamanda bütün dünyaya duyuracağı muazzam hakikatlar manzumesidir ki, inşâallah bir zaman gelip radyo ile bütün âlemlere ders verilecek ve ilân edilecektir.
Evet, dünya ilim ve irfan sahasına Türkiyeden bir güneş doğmuştur. Bu yeni doğan güneş, bin üçyüz yıl evvel âlem-i beşeriyete doğmuş olan güneşin bir in’ikâsıdır ve o manevi güneşin her asırda parlayan lem’alarından birisidir ve beklenilen son mucize-i manevisidir! Yalnız maneviyat sahasında değil, zahiren ve maddeten dahi tesirini göstermiştir.
Evet; Risale-i Nur, bütün dünya milletlerinin hayatlarını muhafaza ve müdafaa için sarıldıkları ve güvendikleri atom ve emsali bomba ve silahlarının fevkinde muazzam bir tesire sahibdir! Bunun böyle olduğunu, bir parça ilim ve basiret nazariyle Nur Risalelerine bakanlar ve Risale-i Nur müellifi Bediüzzaman Said Nursi’nin otuz seneden beri Anadoludaki hizmet-i imaniyelerine dikkat edenler görür, anlar ve tastik ederler. Hakikata nüfuz eden zatlar için Risale-i Nurun tulûundan bu güne kadar geçen zaman içerisindeki yapılan hizmetin neticeleri, nihayet derecede muhteşem ve muazzamdır, milyarlar takdir ve tebrike lâyıkdır!
Evet; Risale-i Nur, iman-ı tahkikiyi bu vatanda neşretmekle imanı kuvvetlendirip, bu memleketteki dinsizlik ve imansızlık, dalâlet ve sefahete karşı mukabele ve müsbet bir tarzda mücadele ederek bunları mağlûb etmiştir. Büyük ve külli ve umumi mücahede-i diniyesinde muzaffer olmuştur. Taife-i mücahidin olan Nur Talebeleri, a’zami sadakat ve ittihaddan neş’et eden azim, manevi, makbûl bir sır ile rahmet-i ilâhiyyenin celbine ve teveccühüne vesile olmuştur. Bu ihlâslı taife-i mücahidin; küçük bir çekirdek gibi dar bir dairede iken, o çekirdekte âlemi istilâ edecek bir şecere-i Tûbanın mahiyeti bulunduğu misillü, On dördüncü Asr-ı Muhammedîde (Aleyhissalâtü Vesselâm) Kur’andan çıkan Risale-i Nurun Anadoluda tulû ve intişar etmesiyle, neticede neşv ü nema ederek Âlem-i İslâm ve insaniyete kadar genişlemiş ve daha da genişleyecektir.
İşte; Risale-i Nur, hem fevkalade ihlâsı ve hem yalnız tevhid ve iman akidelerinin hizmetini esas meslek ittihaz ederek bir kudsiyet kazanması ve mahiyetinde bütün hakaik-ı Kur’aniye ve İslâmiye mevcud bulunarak her tarafı kaplıyacak bir nur-u hakikat olması dolayısiyle, rahmet-i ilahiyye cânibinde bu millet-i İslâmiyeyi, maddi-manevi felâket ve helâket tehlikelerinden, bir sedd-i Kur’ani ve nûr-u imanî olarak muhafazaya vesile olmuştur.
Risale-i Nur; İman ve Kur’an muhaliflerine karşı mücadelesinde cebr ve münâzaa yolunu değil, ikna ve isbat yolunu ihtiyar etmiştir.
Risale-i Nur; yüz otuz risalelerinde, doğrudan doğruya hakikatın berrak veçhesini bütün vuzuh ve çıplaklığiyle göstermiştir. Din-i Hak olan İslâmiyeti ve âlem-i insaniyetin hidayet güneşi olan Kur’anın mu’cizeliğini bütün dünya efkârı müvacehesinde ve bütün fikir ve felsefe sahasında cerhedilmez kat’i deliller ile göstermiştir. Ve mantıkî hüccetlerle isbat etmiştir ki; yer yüzündeki bil’umum kemalât ve medeniyet ve terakki umdeleri, semavi dinler ve peygamberler eliyle gelmiş ve bilhassa İslâmiyetin zuhuriyle âlem-i insaniyet, İslâm Âleminin taht-ı riyasetinde cehalet gayyâsından kurtulmuş ve kurtulacaktır! Felsefe ve Hikmetin içerisinde görünen fazilet, menfaat-i umumiye vesaire gibi insani esaslar ise: Güneşin doğmasiyle ondan yayılan ve aydınlanan gece aleminin nurları gibi, Nübüvvet güneşinin tulûu, beşeriyetin fikir ve kalblerinde akisler ve lem’alar husule getirmiş olmasındandır. Hakikatlı Felsefe ve Hikmetin, Fen ve San’atın üzerinde görünen bu ışıklar, Kur’an güneşinin ve Nübüvvet kandilinin âlem-i beşeriyete akislerinden ve cilvelerinde mütevelliddir.
Devam Edecek