RİSALE-İ NUR’UN ZUHURU (5)
Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri öyle müşkül ve ağır vaziyetler altında Risalei-i Nur külliyetini te’lif ediyor ki, tarihde hiçbir ilim adamının karşılaşmadığı zorluklara maruz kalıyor. Fakat, sönmiyen bir azim irade ve hizmet aşkına malik olduğu için; yılmadan, yıpranmadan, usanıp bıkmadan, bütün kuvvetini sarfederek emsalsiz bir sabır ve tahammül ve feragat-ı nefs ile, bu millet ve memleketi komünizm ejderinden, mason afatından, dinsizlikden muhafaza edecek –eden ve etmekte olan- ve Alem-i İslamı ve beşeriyeti tenvir ve irşada büyük bir rehber olan bu harikulade Risale-i Nur eserlerini meydana getiriyor. Yüz otuz parça olan Risale-i Nur külliyatının te’lifi, yirmi üç senede hitama eriyor. Nur Risaleleri, şiddetli ihtiyaç zamanında te’lif edildiğinden, her yazılan risale, gayet şifalı bir tiryak ve ilaç hükmünü taşıyor ve öyle de tesir edip pek çok kimselerin manevi hastalıklarını tedavi ediyor. Risale-i Nuru okuyan her bir kimse; güya o risale kendisi için yazılmış gibi bir halet-i ruhiye içinde kalarak büyük bir iştiyak ve şiddetli bir ihtiyaç hissederek mütalâa ediyor. Nihayet öyle eserler vücuda geliyor ki; bu asır ve gelecek asırların bütün insanlarının imani, İslâmi, fikri, ruhi, kalbi, akli ihtiyaçlarına tam cevab verecek ve kâfi gelecek. Kur’ani hakikatlar ihsan ediliyor.
Risale-i Nur, Kur’an-ı Hakimin hakiki bir tefsiridir. Ayetler, sırasiyle değil; devrin ihtiyacına cevab veren imani hakikatları mübeyyin Ayetler tefsir edilmiştir.
Tefsir iki kısımdır: Biri, Ayetin ibaresini ve lafzını tefsir eder; biri de, Ayetin mana ve hakikatlarını izah ile isbat eder. Risale-i Nur, bu ikinci kısım tefsirlerin en kuvvetlisi ve en kıymetdarı ve en parlağı ve en mükemmeli olduğu, ehl-i tahkik ve tetkikten binlercesinin şehadetiyle ve tasdikiyle sabittir.
Risale-i Nurun te’lifi ve neşriyatı, şimdiye kadar misli görülmemiş bir tarzdadır. Bediüzzaman Said Nursi, kendi eliyle risaleleri yazıp teksir edecek derecede bir yazıya malik değildir; yarım ümmidir. Bunun için kâtiblere sür’atle söyler ve süratle yazılır. Günde bir iki saat te’lifatla meşgul olarak o, on iki ve bir iki saatte yazılan harika eserler vardır.
Üstad Bediüzzamanın te’lif ettiği risaleleri, talebeler, elden ele ulaştırmak suretiyle müteaddid nüshalar yazarlar, yazılan nüshaları müellifine getirirler. Müellif, müstensihlerin yanlışlarını düzeltir. Bu tashihatı yaparken, eserin aslı ile karşılaştırmadan kontrol eder. Şimdi de yirmi beş otuz sene evvel telif ettiği bir eseri tashih ederken aslına bakmaz.
Yazılan risaleleri; etraf köylerden ve kazalardan gelenler, büyük bir merak ve iştiyakla alıp gidiyorlar ve el yazısiyle neşrediyorlardı.
Üstad Bediüzzaman, Kur’an’dan başka hiçbir kitaba müracaat etmeden ve te’lifat zamanında yanında hiçbir kitab bulunmadan Nur Risalelerini te’lif etmiştir.
Merhum Mehmed Akif’in:
Doğrudan doğruya Kur’andan alıp ilhamı,
Asrın idrakine söyletmeliyiz İslâmı.
Beytiyle ifade ettiği idealini tahakkuk ettirmek, Bediüzzamana müyesser olmuştur.
Risale-i Nurun neşir keyfiyeti de tarihde hiçbir eserde görülmemiştir… Şöyleki:
Kur’an hattını muhafaza etmek hizmetiyle de muvazzaf olan Risale-i Nurun, muhakkak Kur’an yazısıyle neşredilmesi lazımdı. Eski yazı yasak edilmiş ve matbaaları kaldırılmıştı. Bediüzzamanın parası, serveti yoktu; fakirdi, dünya metaiyle alakası yokdu. Risaleleri el ile yazarak çoğaltanlar da, ancak zaruri ihtiyaçlarını temin ediyorlardı. Risale-i Nuru yazanlar, karakollara götürülüyor… işkence ve eziyetler yapılıyor, hapislere atılıyordu. Bediüzzaman aleyhinde hükümet eliyle yaptırılan propaganda ve tazyiklerle her tarafa dehşetler saçılıyor; ahali, Hazret-i Üstada yaklaşmaya, ondan din, iman dersi almaya cesareti kalmayacak derecede evhamlandırılıyordu. Vaktiyle de; din adamlarının, hakikatperestlerin, sırf dindar oldukları için darağaçlarında can vermeleri, bir korku ve yılgınlık havası meydana getirmişti. Hüküm sürmekte olan eşedd-i zulüm ve istibdad-ı mutlak içinde, ehl-i diyanet sükût-u mutlaka mahkûm edilmişti. Ne dinin hakikatlarından bahseden hakiki bir risale neşrettiliyor ve ne de o hakikatlar millete ders verdiriliyordu. Bu suretle İslâmiyet, ruhsuz bir cesed haline getirilmeye çalışılıyor; Din-i İslâmın mahiyeti ve esaslarını ders vermek, kat’iyyen menediliyordu. (Hâşiye)
İşte; başlangıçta pek azgın olan bu dinsizlik devri, Risale-i Nurun umumiyet kesbeden neşriyatiyle yıkılmış; ehl-i İmanın ma’nevi ve maddi (bilhassa ma’nevi) hayatına tatbik edilen istibdat zincirleri parçalanmıştır. Risale-i Nur, dinsizliğin belini kırmış ve temel taşlarını târumar etmiştir. Devam Edecek
Evet; o zamanlar ki, dinsizliğin mukabil cephesinde Risale-i Nur şimşekler gibi parlamış ve Kur’an-ı Hakimin bu nuru bütün satvet ve şevketiyle zuhur ederek perde altında neşrolunmuştur.
Risale-i Nurdan tahkiki iman dersi alan ve gittikçe ziyadeleşen Nur Talebelerinin imanları inkişaf etmiş, imani bir şehamet ve İslami bir cesarete sahib olmuşlardır. Nasılki, cesur bir kumandan yüzlerce askere lisan-ı hâliyle cesaret verir ve nokta-i istinad olursa; aynen öyle de Risale-i Nur şahs-ı manevisinin mümessili olan Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri başda olarak, tahkiki iman dersleriyle imanları kuvvetlenen yüzbinlerce, şimdi milyonlarca Nur Talebeleri, ehl-i imana bir nokta-i istinad ve bir hüsn-ü misal olmuşlardır. Nur Talebelerinin bu iman kuvvetleri ve dinsizliğe karşı kahramanca mücadeleleri, halkın üzerinde çok tesir yapmış ve bir intibah (uyanıklık) husule getirmiştir. Böylelikle, milletin içindeki korku ve evhamları da Risale-i Nurla izale etmişler, vatan ve millete umumi bir cesaret, ümid ve ferahlık husule getirip Müslümanları yeisden kurtarmışlardır.
Risale-i Nuru gaye-i hayat edinen bir Nur Talebesi, yüz adam kuvvetinde olduğu ve yüz nâsih kadar iman ve İslâmiyete hizmet ettiği, ehl-i hakikatça müsellem ve musaddakdır. Nur talebeleri; dinsizliğin şa’şaalı taarruzlarına, tantanalı yaygaralarına, zulümlerine, hapislerine; üstadları gibi, kıymet vermeden, korkmadan, lüzumunda canlarını, mallarını, evlâd ve iyâllerini dahi çekinmeden Risale-i Nurla iman ve İslamiyete hizmet uğrunda feda etmişlerdir. Nur Talebeleri, tek bir şeyi gaye edinmiştir: "İmanlarını kurtarmak niyetiyle Risale-i Nuru okumak ve Rızâ-yı İlâhi için iman ve İslamiyete Risale-i Nurla hizmet etmek." Bu gayelerinde muvaffak olmak için, her şeylerini bu hizmete hizmetkâr yapmışlardır.
Evet; Nur Talebeleri, Ümmet-i Muhammediyeyi sahil-i selâmete çıkaran bir sefine-i Rabbaniyenin hademeleri olduklarına inanmışlardır. Hayatta en büyük gayeleri, Kur’an ve imana hizmet ederek, Ümmet-i Muhammedin refah ve saadet içinde yaşamasına vesile olmakdır. Risale-i Nurun el yazısiyle neşri senelerinde, evlerinden yedi-sekiz sene çıkmadan Risale-i Nuru yazıp neşredenler olmuştur. O zamanlar, Isparta havalisinde, erkek, kadın, genç ve ihtiyarlardan binlerce Nur Talebesi, hattâ Nur Dershanesi olan Sav Köyü bin kalemle, senelerce Nur Risalelerini yazıp çoğaltıyorlardı. (Risale-i Nur, te’lifinden yirmi sene sonra, teksir makinesi ile neşredilmiş ve otuz beş sene sonra da matbaalarda basılmaya başlanmıştır. İnşâallah; bir zaman gelecek, Risale-i Nur külliyatı altınla yazılacak ve radyo diliyle muhtelif lisanlarda okunacak ve zemin yüzünü geniş bir dershane-i Nuriyyeye çevirecektir.)