YAFTASI ZEMZEM, ŞARAP DOLU NİCE ŞİŞELER GÖRDÜK?! (IV)

* * *

Belge aynen diyor ki;

25 Dec, 2009 08:07:00 NasnameNEWS/Aktarım

1992 yılında Abdullah Öcalan hariç Murat Karayılan ve Cemil Bayık dâhil PKK elebaşlarının hepsini yakaladık. Ne yaptılar? ‘Aman Türkiye’ye götürmeyelim, beklesin’ dediler. Buna ben bizzat şahit oldum. Başlarında nöbet tutanlar arasında ben de vardım. PKK’nın bütün merkezi kadrosunu Zaho’daki Talabani’nin karargâhı olan komite denilen yere getirdik.

TSK’ya tercümanlık yapan Kerkük Türk’ü Yıldırım Beğler…

* * *

Bakınız, bu anlatılanlar, bu ifadeler, sistemin ne kadar kirli ve çürümüş bir sistem olduğunu ortaya koyuyor.

Türkiye toplumunun ne kadar içten vurulduğunu gösteriyor…

Tabi birilerinin işine geliyor mu?

Gelmediği içindir ki her şey gün yüzüne çıktığı halde hep örtbas ediliyor, kirli şal çekiliyor.

Bu sistemin madrabazlığıyla Türkiye ne düşmanını tanıyor ve ne de dostuna sahip çıkıyor.

Onun için de sürekli içten vuruluyoruz ve kimse bu ihanetin farkında değil…

Aktardığımız mevcut hadiseden sadece biri!…

* * *

Sevgili dostlar.

Bizler hak mücadelesini veriyoruz…

Çıktığımız yolda, ülkemizin bölünmez bütünlüğüne, milli birlik ve beraberliğine yönelik şer güçlere karşı vermiş olduğumuz mücadele aşikârdır…

Bugün değil, 40 yıldır aynı mücadeleyi veriyoruz…

Bu mücadelede ne yazık ki çok ağır faturalar ödettirildi bize.

Çok büyük bedeller ödedik.

Ama heyhat!

Bildiğimiz yoldan zerre-i miskal taviz vermedik…

Biz bunu yaparken, bir hukuk devleti içerisinde mücadele ettik…

Dikkat edilirse…

Devletin, 28 Şubat 1995’li yıllardan 2000’li yıllara kadar PKK’ya karşı verdiği mücadeleler her nedense hep fiyaskoyla sonuçlandı…

Çünkü içten hainler vardı…

Zira bölgede devlet adına çalışan sözüm ona görevli insanlar, birer ajan olarak PKK çevreleriyle işbirliği içerisindeydiler…

Sağ gösterip sol vuruyorlardı..

Terör adı altında, rant devşiriyorlardı..

Akan kandan nemalanan vampirler gibiydiler..

Tıpkı yukarıda yazılan Kerkük Türk’ü Yıldırım Beğler gibi…

* * *

Tarihi bir ibret vesikası daha bugünkü yazımda sizinle paylaşmak istiyorum.

Hem de çok ibret-engiz tarihi bir olay.

Bakınız, sevgili dostlar.

Dünkü yazımızın son bölümünde Devrimci İşçi Sendikaları Diyarbakır 2 Nolu Şube Başkanı Hasan Hayri Eroğlu’ndan kısaca söz etmiştik…

Ve detayını bugün sizlere aktaracağımızı ifade etmiştik..

Eroğlu bugün kendini suret-i haktan gösteriyor…

Hakkı, hukuku temsil ettiğini söylüyor..

İşçinin taleplerini seslendirdiğini söylüyor..

Vaziyet der demez, “helal sana, bravo Eroğlu” demekten başka bir şey söylenemiyor…

Ki öyle de diyoruz…

Bravo sana Hasan Hayri Eroğlu (!)…

Sen ne mahir bir adamsın ya!

Neyse, tarihçeni, biyografini aşağıda A’dan Z’ye kadar kamuoyuyla paylaşıyorum…

***

Şöyle ki…

Hasan Hayri Eroğlu.

Sendika Başkanı adı altında Diyarbakır Büyükşehir Belediyesini kıskaca almış, işçilerin haklarını savunuyor, kadro istiyor ve zam istiyor.

Peki, kimin adına?

Orada çalışan işçiler adına.

Görünümde böyle görüntü veriyor.

Büyükşehir Belediye Başkanlığı, buna ne gibi bir cevap veriyor, onu bilemiyoruz.

Bizi de hiç ilgilendirmiyor zaten.

Elbette ki alın teri döken işçilerin hakkı verilir…

Ki verilmesi de gerekir..

Ama devletin verdiği hakları istismar eden ve devlete, millete, özellikle Diyarbakır’a karşı işçileri kendi kirli ideolojilerine alet ederek, kendi tarihi pisliklerini örtbas etmek için haktan, hukuktan, adaletten dem vurma şekli bize göre Hasan Hayri Eroğlu’na düşmemiştir.

Çünkü tarih bize gösteriyor ki Hasan Hayri Eroğlu, PKK’nın kilit noktalarından gelen bir insan.

Her nedense nasıl geldi, nasıl yakayı kurtardı ve gelip Devrimci İşçi Sendikaları Diyarbakır 2 Nolu Şube Başkanı nasıl oldu gerçekten büyük bir muamma!?

* * *

Neden derseniz..

Buyurun size, Hasan Hayri Eroğlu’nun biyografisinden bir kaç not…

Diyarbakır 4 Nolu DGM Esas No: 1996/377 Esasa bağlı dosya.

Karar No: 2003/75.

Kendisi bu dosyanın bilfiil sanığı olup, tutuklanmış, sonra tahliye edilmiş ki ceza almış biri..

Ama o dönemde, yurtdışına kaçmıştı.

Peki, suçu neydi, ne yapmıştı ki yargılanmıştı!?

Resmi evraka göre…

Hasan Hayri Eroğlu,

Mehmet ve Fatma oğlu 01.03.1963 Dicle doğumlu, Diyarbakır İli Dicle ilçesi Taşağlı köyü nüfusuna kayıtlı olup, Diyarbakır İli Hatboyu Caddesi Hatboyu Apartmanı No:11 adresinde oturur.

Müsnet suçtan gıyabi tutuklu olarak bilinmektedir.

Bu yazdıklarımız resmi DGM dosyasının giriş sayfasındandır..

Peki, bu Eroğlu’nun suçu neydi?

Elbette ki o yalnız değildi.

Birçok arkadaşı vardı.

Onları da tek tek kamuoyuna tanıtacağız.

Sanık Hasan Hayri Eroğlu’nun 1992 yılında örgütsel ilişkilerinden dolayı cezaevine giren sanığın serbest kalmasından sonra PKK’nın dağ kadrosuna katılan ve akrabası olan Sıddık Akdağ’ın durumunu öğrenmek üzere örgüt tarafından Apê Musa alanı olarak nitelendirilen yere giderek ‘Yılmaz’ kod adlı kişiyle görüştüğü ve orada kaldığı süre içerisinde meydana gelen silahlı çatışmada akrabası Sıddık Akdağ’ın ölmesinden sonra kendisine ‘İlhan’ kod adı verilerek, örgüt mensuplarının lojistik ihtiyaçlarını karşılama görevi verilmek suretiyle Diyarbakır’a gönderildiği, mobilyacı dükkanı açan sanığın yanına gelen örgüt üyesi Metin kod adlı Mahmut Bircan’ın ona Lave Halo kod adlı Zülfikar Odabaşı ile çalışacağını söyleyip kırsalda bulunan Sinan kod adlı kişinin kendilerini görüşmeye çağırdığını demesinden sonra Zülfikar Odabaşı, Mahmut Birdal, Halil Karacadağ ile kırsal alana giderek destek mevkiinde Sinan ve Soroş kod grubu ile buluştukları..

Bu sadece ufak bir bilgi notu…

Size sunmak üzere buraya yazdık.

* * *

Bakınız, sistemin ne kadar kirli bir sistem olduğu açıkça belli.

Şöyle ki…

21 Haziran 1996 akşamüstü Diyarbakır Altındağ Dinlenme Tesislerine yapılan kirli bir saldırı sonucunda 8 kişi şehit düşmüştü, 12 kişi de yaralanmıştı.

İşyerine gerçekleştirilen haddi hesabı olmayan mağduriyetler ve üzüntüler karşısında vermiş olduğumuz mücadelede dönemin DGM’sindeki çok değerli hâkim ve savcıların, hatta Başsavcı Nihat Çakar gelmeden evvel olay olmuş, ama canhiraşane çalışan DGM mensupları ve Emniyet teşkilatı sayesinde bunlar yakalanmış, tutuklanmış, kimisi firar etmiş, kimisine gıyabi tutuklama verilmiş.

Hatta edinilen bilgilere göre o dönem Fransa’ya kaçmış, neyse gelmiş aklanmış veyahut aklanmamış.

Hani diyoruz ya sistem suçluyu suçsuz gösteriyor, suçsuzu da suçlu gösteriyor…

İşte böyle antidemokratik bir sistemle karşı karşıyadır Türkiye.

Şimdi de bu zat-ı namuhterem çıkmış işçi haklarından bahsediyor.

İşçi haklarını istismar ederek kendi kirli amaç ve ideolojisi uğruna örgüte yeniden hizmet ediyor.

Edindiğimiz bilgilere göre bu insan işçileri önümüzdeki günlerde sokakta yürütebilir.

Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi hakkında veyahut İçişleri Bakanlığına yönelik Devrimci İşçi Sendikaları Diyarbakır 2 Nolu Şube Başkanı adı altında devlete karşı yapılması planlanan bir ayaklanmanın öncüsü olmaktan geri çekilmeyeceğini de düşünmüyor değiliz?!

Bu insan Dicle’nin yeni ismi Taşağlı olan eski ismiyle Haçek köyü nüfusuna bağlı olup, o köy ne yazık ki tümüyle bundan yüz yüz elli sene evvel Ermeni köyü olarak biliniyordu.

Sonradan hidayete geldiler, Müslüman oldular.

Demek bundan anlaşılıyor ki kinin dini imanı yoktur.

Kin KİNDİR, Din DİNDİR sloganını hatırlatıyor bize bu durum.

En derin saygı ve sevgilerimle.