AİLE OCAĞI/İSLAM DİNİNİN EVLAT EDİNME İLE İLGİLİ HÜKMÜ (11)

Günümüzde Müslümanların anlamada sıkıntı yaşadıkları konulardan biri, hiç şüphesiz İslam dininin evlat edinme ile ilgili hükmüdür. Çünkü konu ile ilgili ayetlerde verilen mesajlar gereği gibi anlatılmamakta ve izah edilmemektedir. Evlat edinme olayı, sağlıklı aile ocağı açısından yaşanan bir problem, bir sıkıntıdır. Çünkü evlat edinmenin neticesinde nesil karışması söz konusu olduğu gibi, evlat edinilen çocukların daha sonra bu gerçeği öğrendiklerinde çeşitli psikolojik sıkıntıları yaşamaları ve biyolojik anne babalarını merak edip araştırdıkları olmaktadır. Dolayısıyla bu konunun sağlıklı bir şekilde anlatılmasının gerektiğine inanıyoruz. Kelime olarak evlat edinmek, başkasının çocuğunu evlat edinerek kendi manevî binasını kurup neslinin devam etmesini sağlamak anlamına gelmektedir. Terim olarak evlat edinme, kişinin, soyu belli olsun veya olmasın, başkasına ait olan bir çocuğu, kendi çocuğu olarak kabul etmesi anlamına gelmektedir. Türkçe sözlüklerde “evlat edinme”, bir kimseyi, yasa ile belirtilmiş şartlar içerisinde evlat olarak nüfusuna geçirmek ve “evlatlık” da, evlat olarak alınıp yetiştirilen kimse diye tanımlanmaktadır. Evlat edinme olayı, Kur’an’da çocuk edinme anlamında geçmektedir.

İnsanlığın başlangıcından bu yana, bazı insanlarda evlat edinme duygusu bulunmaktadır. Bunun çeşitli sebepleri vardır. Bu sebeplerden bazılarını şöyle sıralayabiliriz:

1 – Çocuğu olmayan anne babaların, çocuk sahibi olma duygusunu yaşama arzuları.

2 – Himayeye muhtaç olan çocukları himaye altına almak.

3 – İhtiyarladığında, kendisine bakacak birinin bulunmasını sağlamak.

4 – Ölümünden sonra, mirasının paylaşılmasında kendi arzu ve iradesini hâkim kılma duygusu.

5 – Yapay da olsa, aile ocağının devamını sağlama arzusu.

6 – Bazı toplumlarda, erkek sayısının ve buna dayanan gücün fazla olmasını sağlama arzusu.

İslâm öncesi Araplarda, evlat edinme olayı çok yaygındı. Evlat edinilen çocuk, öz çocuğun sahip olduğu tüm haklara sahip oluyordu. Öz çocuk ile evlat edinilen çocuğun arasında hiçbir fark yoktu. Eski Türk boylarında ve Roma hukukunda da evlat edinmenin önemli bir yeri vardı. Roma Hukukuna göre kadın, başkasını evlat edinme hakkına sahip değildi. Fakat erkek, istediği zaman başkasının özellikle erkek çocuğunu evlat edinme hakkına sahip idi. Erkeğin evlat edindiği erkek çocuk, onun normal varisi sayılırdı.

Evlat edinme olayı, bu günkü Türkiye’ye medeni kanunla girdi. Ondan önceki hukuk, evlat edinmeyi tanımıyordu. Türk Medeni Kanununda, “Eşler tarafından birlikte evlat edinilen ve ayırt etme gücüne sahip olmayan küçüklerin nüfus kaydına ana ve baba adı olarak evlat edinen eşlerin adları yazılır” maddesinde ifade edildiği gibi evlatlık, evlat edenlerin çocuğu olarak kabul edilir. Buna göre evlatlık, evlat edinenlerin mirasçısı olur. Ayrıca Türk Medeni Kanununa göre, evlat edinilen ile evlat edinenler birbirleri ile evlenemezler. Ancak evlatlık ile evlat edinen birbirleri ile evlendikleri takdirde, aralarındaki evlat edinme akdi feshedilir ve sona erer.

Ehli kitap olan Yahudi ve Hıristiyanların dini inançlarında, evlat edinmeye sıcak bakılmamaktadır. Çünkü vahye dayanan inanç sistemlerinde, evlat edinme olayı tasvip edilmemekte ve yasak olarak kabul edilmektedir.

Kur’an-ı Kerim’in çeşitli ayetlerinde evlatlık konusundan bahsedilmektedir. Bu örneklerden biri, Mısır Azizinin Yusuf peygamberi (as.) evlat edinmek istemesi olayıdır. Bu konu hakkında çeşitli bilgiler verilmektedir. Kur’an’ın başka bir yerinde, Firavunun hanımı Asiye’nin henüz beşikte bir bebek olan Musa peygamberi evlat edinmek istediği haber verilmektedir. Hem Yusuf hem de Musa peygamberin evlatlık olarak alınmaları, küçüklüklerinde gerçekleşmiştir. İslâm’dan önce Araplar arasında evlat edinme olayları yaşanıyordu. Hz. Muhammed’e (sav.) peygamberlik görevi verildiği sıralarda bile, evlat edinme olaylarının yaşandığını okumaktayız. Nitekim Hz. Muhammed’in (sav.) kendisi, kendisine peygamberlik görevi verilmeden önce Zeyd b. Harise’yi (ö. 8/629) evlat edinmişti. Zeyd b. Harise, küçükken kabilesinden çalınarak kaçırılmış, bir köle olarak satılmış, elden ele dolaşarak Hz. Hatice’ye (ö. Miladi: 620) verilmiş. Hz. Hatice, Hz. Muhammed (sav.) ile evlenince, bu küçük köleyi ona hediye olarak vermişti. Zeyd’in izini uzun süre takip eden babası ve diğer bazı yakınları, onu Mekke’de bulmuşlar. Hz. Muhammed’e (sav.), Zeyd’i kendilerine vermesi için çok miktarda para teklifinde bulunmuşlar. Hz. Muhammed (sav.), hiç parayı istemeden Zeyd’i, orada kalmak veya gelen yakınları ile beraber gitmek konusunda serbest bırakmıştı. Zeyd, Hz. Muhammed (sav.) ile beraber kalmayı tercih etmişti. Hz. Muhammed (sav.), o zaman onun yakınlarının gönlünü almak ve onları memnun etmek için, Mekkelileri Kâbe’nin yanında toplamıştı. Herkesin huzurunda, “Ey Kureyş topluluğu! Şahit olunuz ki, Zeyd benim oğlumdur. O bana varis olacak ve ben ona varis olacağım” demişti. Hz. Muhammed (sav.), Zeyd’i bu şekilde o zamanın geleneklerine göre evlat edinmişti. Bunun üzerine Zeyd’in yakınları, hoşnut olarak memleketlerine dönmüşlerdi. Haliyle Hz. Muhammed’in (sav.) bu uygulaması, kendisine peygamberlik görevi verilmeden önceki hayatında yaşanmıştı. O, peygamber olarak görevlendirildikten sonra, bu konu hakkında nazil olan ayetler ile cahiliye döneminin batıl bir geleneği olan evlat edinme uygulaması lağvedilmişti ve ondan itibaren bu tür uygulamalar, İslâm dini açısından geçersiz sayılmıştır. Bu konu ile ilgili olan bazı ayetlerde şu bilgiler verilmektedir:

مَّا جَعَلَ اللَّهُ لِرَجُلٍ مِّن قَلْبَيْنِ فِي جَوْفِهِ وَمَا جَعَلَ أَزْوَاجَكُمُ اللَّائِي تُظَاهِرُونَ مِنْهُنَّ أُمَّهَاتِكُمْ وَمَا جَعَلَ أَدْعِيَاءكُمْ أَبْنَاءكُمْ ذَلِكُمْ قَوْلُكُم بِأَفْوَاهِكُمْ وَاللَّهُ يَقُولُ الْحَقَّ وَهُوَ يَهْدِي السَّبِيلَ {4} ادْعُوهُمْ لِآبَائِهِمْ هُوَ أَقْسَطُ عِندَ اللَّهِ فَإِن لَّمْ تَعْلَمُوا آبَاءهُمْ فَإِخْوَانُكُمْ فِي الدِّينِ وَمَوَالِيكُمْ وَلَيْسَ عَلَيْكُمْ جُنَاحٌ فِيمَا أَخْطَأْتُم بِهِ وَلَكِن مَّا تَعَمَّدَتْ قُلُوبُكُمْ وَكَانَ اللَّهُ غَفُوراً رَّحِيماً{5}

“Allah, bir adamın içinde iki kalp kılmamıştır, kendilerini annelerinizin sırtına benzeterek yemin konusu yaptığınız eşlerinizi sizin anneleriniz yapmamıştır ve evlatlıklarınızı da sizin öz çocuklarınız olarak kabul etmemiştir. Bunlar, sizin ağızlarınızla söylediğiniz boş sözlerinizdir. Allah ise, hakkı söyler ve doğru yola yöneltir. Ona göre evlat edindiklerinizi babalarına nispet edin/babalarının ismiyle çağırın. Bu, Allah katında en adi davranıştır. Eğer onların babalarını bilmiyorsanız, onları dinde kardeşleriniz ve dostlarınız olarak görün. Hata ile yaptıklarınızda ise, sizin için bir sorumluluk yoktur. Ancak kalplerinizin isteyerek, kasıt gözeterek/tercih ederek yaptıklarınızda sizin için sorumluluk vardır. Şüphesiz Allah, bağışlayandır, esirgeyendir.”

Tefsirciler, bu ayetlerin Zeyd b. Harise hakkında nazil olduğunu ittifakla kabul etmektedir. Bu ayetlerde bildirildiği gibi Zeydb. Harise, Hz. Muhammed’in (sav.) oğlu değildir. Evlat edinilen kişi, kendisini evlat edinen kişi veya kişilerin gerçek manada çocuğu değildir ve oluşturulan bu suni evlatlık bağı, aralarında herhangi bir kan bağının meydana gelmesini sağlamamaktadır. Bu, sadece boş bir sözden ibarettir.

Bu ayetlerde üç konuya işaret edilmektedir. Biri, bir insanın göğsünde iki kalbin olmadığı, ikincisi de insanın kendi hanımını kendi annesine benzetmesi ile hanımının boşanmadığı ve üçüncüsü ise, evlat edinme meselesinin geçersizliğidir. Burada, evlat edinme meselesi bizim konumuzu teşkil etmektedir.

Bu ayetlerde, İslâm’dan önceki cahiliye öneminde uygulanan evlat edinme olayının hem hukuk hem de dini inanç ve ahlak açısından geçersizliği anlatılmaktadır. Bu nedenle İslâm hukuk kitaplarında, evlat edinme konusu üzerinde durulmamakta ve sadece bunu fıkıh açısından geçersiz olduğu haber verilmektedir. Yine bu ayetlerde bildirildiğine göre, her insanı kendi babası, soyu ve atası ile tanımak, bilmek ve kabul etmek gerekir. Nitekim Hz. Muhammed’in (sav.) bu konuda söylediği bir hadiste şu bilgilere yer verilmektedir: “Kim bildiği halde, babasından başka herhangi bir kişiyi kendisi için baba olarak kabul ederse, cennetten mahrum edilir.”

Meşhur müfessirlerden ez-Zemahşerî (ö. 538/1143), “Onları (evlat edindiklerinizi) babalarına nispet ederek çağırın; bu, Allah katında daha adildir” mealindeki ayeti tefsir ederken, şu açıklamada bulunmuştur: “Kişiyi başkasının oğlu diye ifade etme yerine, babasının oğlu olarak ifade etmek insan fıtratına daha uygun düşmektedir. Ayrıca bu durum, insanların huzur, saadet ve mutluluklarını sağlayan adaletin bir gereğidir.”

Hz. Muhammed (sav.), başından itibaren Zeyd b. Harise ile ilgilendiği için, kendi halasının kızı Zeynep binti Cahş’ı (ö. 20/640) onunla evlendirmek istemişti. Zeynep, o zamanın cahiliye anlayışına göre eşraftan asil bir aile kızının, bir köle azatlısı ile evlenmesinin uygun olmadığını ve bunda denkliğin bulunmadığını ileri sürerek, Zeyd b. harise ile evlenmek istememişti. Bu olay üzerine, şu ayet nazil olmuştu:

وَمَا كَانَ لِمُؤْمِنٍ وَلَا مُؤْمِنَةٍ إِذَا قَضَى اللَّهُ وَرَسُولُهُ أَمْراً أَن يَكُونَ لَهُمُ الْخِيَرَةُ مِنْ أَمْرِهِمْ وَمَن يَعْصِ اللَّهَ وَرَسُولَهُ فَقَدْ ضَلَّ ضَلَالاً مُّبِيناً {36}

“Allah ve Resulü, bir işe hükmettiği zaman, mümin bir erkek ve mümin bir kadın için o işte kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur. Kim Allah'a ve Resul’üne isyan ederse, artık gerçekten o, apaçık bir sapıklıkla sapmıştır.”

Bu ayet nazil olduktan sonra, Zeynep binti Cahş Hz. Muhammed’in (sav.) teklifini kabul etmiş ve Zeyd b. Harise ile evlenmişti. Ancak bu evlilik uzun sürmemişti. Hz. Zeynep ve Hz. Zeyd, geçinememişlerdi. Aralarında mutlu bir aile birliği sağlanamamıştı. Hz. Muhammed (sav.) Hz. Zeyd’e, eşini yanında tutmasını ve yuvasını yıkmamasını tavsiye edip durmuştu. Ancak bu olay üzerine şu ayet nazil olmuştu:

وَإِذْ تَقُولُ لِلَّذِي أَنْعَمَ اللَّهُ عَلَيْهِ وَأَنْعَمْتَ عَلَيْهِ أَمْسِكْ عَلَيْكَ زَوْجَكَ وَاتَّقِ اللَّهَ وَتُخْفِي فِي نَفْسِكَ مَا اللَّهُ مُبْدِيهِ وَتَخْشَى النَّاسَ وَاللَّهُ أَحَقُّ أَن تَخْشَاهُ فَلَمَّا قَضَى زَيْدٌ مِّنْهَا وَطَراً زَوَّجْنَاكَهَا لِكَيْ لَا يَكُونَ عَلَى الْمُؤْمِنِينَ حَرَجٌ فِي أَزْوَاجِ أَدْعِيَائِهِمْ إِذَا قَضَوْا مِنْهُنَّ وَطَراً وَكَانَ أَمْرُ اللَّهِ مَفْعُولاً{37}

“Hani sen, Allah'ın kendisine nimet verdiği ve senin de kendisine nimet verdiğin kişiye, ‘Eşini yanında tut ve Allah'tan sakın’ diyordun. İnsanlardan çekinerek Allah'ın açığa vuracağı şeyi kendi nefsinde saklı tutuyordun. Oysa Allah, kendisinden çekinmene çok daha layıktı. Artık Zeyd, ondan ilişkisini kesince, biz onu seninle evlendirdik ki, böylelikle evlatlıklarının kendilerinden ilişkilerini kestikleri kadınları boşadıkları zaman, onlarla evlenme konusunda müminler üzerine bir güçlük olmasın. Allah'ın emri yerine getirilmiştir.”

Devamı Yarın


Yorumlar

Yorum Yap