ÇAĞIMIZIN BİR DEHASI OLAN FUAT SEZGİN (1)
İslam medeniyet tarihi alanında dünya çapında bir üne sahip olan Mehmet Fuat Sezgin (ö. 1439/2018) hakkında bazı bilgileri vermek istiyoruz. Nüfus cüzdanındaki kayda göre o, 1 Temmuz 1924, kendi ifadesine göre ise 24 Ekim 1924 tarihinde Bitlis’te Kızıl Mescit camisinin bulunduğu Kızıl Mescit Mahallesinde doğmuştur. Babası, 1888 tarihinde Siirt’in Şirvan ilçesine bağlı Kelmih/Derinçay köyünde dünyaya gelmiş olan Mirza Mehmet Beydir. Dedesi ise Şeyhi Beydir. Şeyhi Bey, Şirvan beylerinden Mîr Muhammed’in büyük oğludur. Şirvan’ın eski adı Kufradır. Sezginin ailenin soyu, Eyyubilerin Hasankeyf koluna dayanmaktadır. Sezgin’in annesi ise, 1897 tarihinde Bitlis’te dünyaya gelen Cemile Feride Hanımdır. Cemile Feride’nin Babasının adı Faris, annesinin ise Şöhret idi. Mirza Mehmet Efendi 1943 tarihinde vefat edince, Cemile Hanım kızı Meliha’yla beraber İstanbul’da bulunan Fuat Sezgin’in yanına taşınmışlardır. Sezgin Almanya’ya gidince, Cemile Hanım İstanbul Yeşilköy’de oturan kızı Meliha’nın yanında kalmıştır. 1976 tarihinde vefat eden Cemile Feride Hanım, Topkapı Çamlık mezarlığına defnedilmiştir.
Fuat Sezginin Refet Sezgin adında bir erkek ve Meliha Erol adında bir kız kardeşi vardı. 1968 yılında Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı olan Refet Sezgin, bu görevi sırasında Kelmih/Derinçay köyünde yol açtırmış, dedesinin evinin yerine de ilkokul yaptırmıştır.
Sezgin, 1934-1935 yıllarında ilkokul üçüncü sınıfta iken, o zaman için okutulan Osmanlıca dil gramerine merak saldığını anlatmıştır. O, çocukluk yıllarında babasından, o zaman için Sarf adı ile bilinen gramer derslerini almıştır. O, “bugün bilimler tarihçisi olabildiysem ve hocam Helmuth Ritter’in (1892-1971) ilk derslerini anlayabildiysem, belki de bende babamın bana öğrettiği o gramer derslerinin sayesinde olmuştur” diyerek, o yaşlarda babasından aldığı derslerin önemine işaret etmiştir. Sezgin, babasının iyi bir din âlimi olduğunu, İslâm dini ve ilimleriyle ilgili duyguları babasından aldığını ve ondan çok istifade ettiğini çeşitli vesilelerle dile getirmiştir.
Sezgin, 1936 tarihinde ilkokulu Doğubayazıt’ta bitirmişti. Sezgin, babası Mirza Mehmet Efendi’nin vefatı üzerine Bitlis’e gitmiş ve 1939 yılında burslu ve yatılı olarak orada ortaokulu bitirmişti. Bu eğitiminden sonra Sezgin, Erzurum’a gitmiş ve 1942 yılında yine burslu ve yatılı olarak Erzurum Lisesi Fen Bölümünden mezun olmuştu.
Sezgin, 1943-1951 yılları arasında, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Şarkiyat Enstitüsü’nde İslâmî bilimler ve oryantalizm alanında öncü bir yere sahip olan Ritter’in yanında öğrenim görmeye başlamıştır. Aslında Sezgin’in zihin dünyasında mühendis olma düşüncesi vardı. O, bu durumu şöyle anlatmıştır:
“Benim öğrenciliğim döneminde İstanbul Üniversitesinde bilim tarihi dersi yoktu. Ancak hocam Ritter bana, ‘Matematiği bırakma. Matematik bölümüne git, ders al, matematiği iyi öğren. Müslümanlardan da el-Harizmî, Ebu’l-Vefa, Buzcanî, İbn Heysem, Birunî ve daha pek çok Müslüman ilim adamı yetişmiştir’ dedi. Aslında bu isimler benim hiç bilmediğim, hatta duymadığım isimlerdi. Dehşete düştüm. Hocam Ritter halimi görünce, ‘Bunlar ve daha pek çok isim, büyük âlimlerdi ve daha sonraki Avrupalı âlimlerle aynı seviyedeydiler; hatta yer yer onlardan üstündüler’ diye izahatta bulundu. Hocamla yaptığım bu konuşmadan sonra bilim tarihi çalışmaya karar verdim. Ritter’in sözleri İslam ilimleri tarihini öğrenmem için kırbaç rolü oynadı ve beni bu alanda çalışmaya teşvik etti. O günden itibaren kendimi tamamen bu işe adadım ve bunun için gece gündüz çalışmaya gayret ettim.”
Sezgin, üniversite üçüncü sınıfa başladığı dönem olan 1945 tarihinde Arap Filolojisinden tezli, Eski Türk Edebiyatı, Yeni Türk Edebiyatı ve Fransız Edebiyatı’ndan tezsiz sertifika almak üzere serbest lisansa başvurmuştur. Sezgin, 1947 tarihinde İstanbul Üniversitesi Fars ve Arap Filolojisi bölümünden mezun olmuştur. Aynı zamanda “Bedî’ İlminin Tekâmülü ve İstanbul’da Bulunan Bedîiyyat Yazmalar Kataloğu” başlıklı lisans bitirme tezini de tamamlamıştır. Onun hazırladığı bu tez, edebiyatın bir kolu olan güzel söz söyleme sanatının klasik İslam medeniyetinde gelişimini ele almaktaydı.
Sezgin 1947 yılı Ekim ayında doktoraya başvurarak Ritter’in danışmanlığında ilmi çalışmalarına devam etmiş ve Doktora tez çalışmasını, Arap dili ve tefsir ilimleri âlimi Ebû Ubeyde Ma´mer İbn el-Musenna et-Teymî’nin (ö.210/824) “Mecâzu’l-Kur’an” adlı tefsiri üzerine yapmıştır. Bu tezin konusu ise Kur’an-ı Kerim’de gerçek anlamı dışında kullanılan mecazî ifadeler hakkındaydı. Doktora tezini 1950 yılında tamamlayıp teslim etmiştir. Sezgin bu tarihlerde İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi’nde memur olarak çalışmaktaydı.
Sezgin, 1950 tarihinde Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’ne asistan olarak atanmıştır. Sezgin, 1950-1953 yılları arasında Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesinde Prof. Muhammet Tayyib Okiç’in kurduğu Temel İslam Bilimleri Bölümünde bu görevi yürütmüştür. Sezgin, bu zaman zarfında askerlik görevini yedek subay olarak tamamlamıştır. Sezgin Yaklaşık üç yıl kadar görev yaptığı Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi asistanlık görevinden ayrılarak 1953 tarihinde İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde Zeki Veli Togan’ın başkanı olduğu Umumi Türk Tarihi Kürsüsünde İslâm Araştırmalar asistanlığına atanmıştır. O, Bu asistanlığı döneminden bir taraftan doçentlik tezi için malzeme toplarken diğer taraftan da İslam Tetkikleri Enstitüsü Kütüphanesi’nde, gelen kitapların kayıt ve kataloğunu yapmış, İslam Tetkikleri dergisinin basımına yardım edip bu dergiye makale hazırlamıştır. O, doçentlik öncesi 1953-1954 eğitim yılı içinde doçentlik imtihanının yabancı dil safhasını başarıyla tamamlamıştır. Sezgin, 1954 tarihinde İslâm Araştırmaları Enstitüsü’nde Arap Dili ve Edebiyatı bölümünde, “Buhari’nin Kaynakları Hakkında Araştırmalar” adlı doçentlik tezini tamamlamış ve 1956 tarihinde de yayınlamıştır. O, bu tezinde İslâm dini açısından önemli bir kaynak olarak kabul edilen Muhammed b. İsmail el-Buhârî’nin (ö. 256/870) “el-Camiu’s-Sahih” adlı hadis kitabının kaynakları üzerinde durmuştur. Sezgin, bu çalışmasında Buhârî’nin bir araya getirdiği hadislerde biline geldiğinin aksine sözlü kaynaklara değil, İslâm’ın erken dönemine giden yazılı kaynaklara dayandığı tezini ortaya atmıştır. Bu tez, Avrupa merkezli Oryantalist çevrelerde hala tartışılmaya devam etmektedir.
Sezgin, 1957 tarihinde merkezi Almanya´da olan ve tüm dünyadaki bilim insanlarını destekleyen Alexander von Humboldt Vakfı bursunu kazanmıştır. O, aldığı bu burs nedeniyle 1957-1958 yılları arasında Almanya’da bulunmuş, çeşitli ilmi araştırmalar yapmış ve Almancasını geliştirme imkânı bulmuştur. Sezgin daha sonra, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde öğretim üyesi olarak görev yapmıştır.
Devamı Yarın
