BAŞARI MİTİ

Gerçekten Çalışan mı Kazanıyor?

         “Çok çalışanın mutlaka kazanacağı” düşüncesi bir asır önce de kaldı. Hayatın kendisi bu kadar doğrusal değil. Emek çoğu zaman kıymetlidir; fakat başarı yalnızca emekle açıklanabilecek kadar sade bir denklem olmaktan çıktı.

Nietzsche bir yerde şöyle der: “İnsan çoğu zaman hakikati değil, kendisini rahatlatan fikri tercih eder.” Belki de “çalışırsan başarırsın” cümlesi tam da bu yüzden bu kadar yaygındır.

Çünkü insanın zihnini teselli eder; dünyanın adil bir yer olduğuna inanmak isteriz. Oysa gerçek hayat çoğu zaman adaletle değil, güç ilişkileri, yaptığını sunabilme, fırsatlar ve bazen de kurnazlıklarla şekillenir.

Birkaç yıl önce özel sektörde çalışan bir mühendisle sohbet etmiştim. Aynı şirkette iki kişi vardı: biri sabah erkenden gelir, projeleri titizlikle hazırlardı; diğeri ise daha çok yöneticilerin etrafında dolaşır, toplantılarda sık sık konuşur, görünür olmayı iyi becerirdi.

Yıl sonu geldiğinde terfi alan kişi çalışkan mühendis olmadı. Terfi, yöneticilerin dikkatini en iyi yöneten kişiye verildi. O gün o mühendis bana şu cümleyi söylemişti: “Demek ki bazı yerlerde çalışmak değil, görünmek kazanıyor.”  Ya da belki de iletişim kurabilme yeteneği.

Benzer hikâyeler kamu kurumlarında da esnaflar arasında da duyulur. Halk tabiriyle ağzı laf yapan, tez canlı yaklaşan krizi görebilen tüccar daha çok başarılı olur.

Ticari hayat masa başı memuriyetinden de tesisat işçisinin yaptığı işten de daha çetindir. Çünkü ticari hayat da aklın ve kısmetin daha çok sahnededir.

Her zaman söylerim ne işle meşgul olursan ol hayatta başarılı addedilebilmek için 3 temel elemente ihtiyacın vardır.

Akıl – sermaye – şans. Bu üçünden bir tanesinin var olması bile iş görür.

Fransız düşünür La Rochefoucauld “İnsanların başarı dediği şey çoğu zaman beceriyle gizlenmiş bir tesadüften ibarettir” der.

(Gerçi evrende tesadüf yoktur tevafuk vardır).

Başarısız olanın yeterince çalışmadığını varsaymayın. Gerçek hayatta bazı insanlar çok çalıştığı halde ilerleyemez, bazıları ise ortalama bir çabayla önemli yerlere ulaşabilir.

Balzac’ın meşhur sözü bu yüzden hâlâ hatırlanır: “Her büyük servetin arkasında küçük bir suç gizlidir.” Elbette bu söz herkes için geçerli değildir; fakat modern iş hayatının görünmeyen tarafında kurnazlıkların, fırsatçılığın ve bazen de başkasının emeğini sahiplenmenin hiç de nadir olmadığı da bir gerçektir.

Elbette bütün başarıları haksızlıkla açıklamak da yanlış bir yaklaşım olur. Gerçekten emek vererek, sabırla ve dürüstlükle yükselen insanlar da vardır.

Fakat başarı hikâyeleri anlatılırken çoğu zaman yalnızca parlayan sonuç gösterilir; perde arkasındaki karmaşık süreçlerden söz edilmez.

Belki de bu yüzden asıl soru şudur: Başarı nedir? Eğer başarı yalnızca makam, para veya etiket ise, o zaman bu yarışın kuralları çoğu zaman emeğin değil, stratejinin belirlediği bir oyuna dönüşür.

 Fakat başarı insanın yaptığı işe anlam katması, vicdanını kaybetmemesi ve emeğinin hakkını koruyabilmesi ise; o zaman ölçü değişir.

Belki de çağımızın en büyük yanılgısı başarıyı kutsallaştırmasıdır. Bana kalırsa insanın değeri her zaman kazandığı makamlarla ölçülmez. Bazen en büyük başarı, kalabalık bir yarışın içinde karakterini kaybetmemektir.

Çünkü bir gün hayat bize ne kazandığımızı değil, nasıl kazandığımızı da soracaktır.


Yorumlar

Yorum Yap