BU ARAZİLER KİMİN İÇİN ELDEN ÇIKARILIYOR?
Kısa süre önce, “Hazine Soymanın Yeni Adı Trampa mı?” başlıklı yazıyı kaleme aldığımda, bunun yalnızca tek bir dosyaya ilişkin bir yazı olarak kalacağını düşünüyordum.
Yanılmışım.
Yazının ardından telefonlarım susmadı. Arayanlar farklıydı. Anlattıkları yerler farklıydı. Dosyalar farklıydı. Ancak anlatılanların ortaklaştığı soru aynıydı:
Devletin taşınmazları üzerinde neler oluyor?
Benim açımdan asıl dikkat çekici olan, aynı iddianın tekrar edilmesi değildi. Birbirinden habersiz insanların, farklı dosyalarda benzer soruları gündeme getirmesiydi.
Elbette her ihbar doğru değildir. Her iddia gerçeği yansıtmayabilir. Ancak dosyaların ve soruların sayısı arttıkça mesele artık tek bir işlemden, tek bir kurumdan veya tek bir taşınmazdan ibaret olmaktan çıkıyor.
Bu nedenle soruyu daha geniş sormak gerekiyor. Diyarbakır'da kamuya ait taşınmazlar nasıl değerlendiriliyor?
***
Çücük Mahallesi'nde gerçekleştirilen trampa işlemine ilişkin dosyanın yargıya taşındığı, süreçte Valilik hakkında da hukuki girişimlerde bulunulduğu ifade ediliyor.
Dosyanın bugün hangi aşamada olduğu ise kamuoyunca merak ediliyor.
Yargı süreci devam ediyor mu? Sonuçlandı mı? Verilmiş bir karar var mı? Bilmiyorum.
Ancak bu soruların cevapları bir yana, Çücük dosyası kamuoyundaki daha geniş tartışmanın yalnızca bir parçası.
Çünkü Diyarbakır'da Hazine taşınmazlarıyla ilgili konuşulan dosyaların bununla sınırlı olmadığı görülüyor.
Yenişehir'de... Kayapınar'da... Sur'da... Bağlar'da...
Kentin giderek değerlenen bölgelerinde kamuya ait taşınmazların trampa, satış ve tahsis gibi farklı yöntemlerle değerlendirilmesi, doğal olarak kamuoyunun dikkatini çekiyor.
Elbette her işlemin kendi içinde hukuki bir gerekçesi olabilir. Zaten tartışılması gereken de yalnızca işlemin yapılıp yapılmadığı değildir.
Asıl soru şudur! Bu işlemler gerçekleştirilirken kamu yararı, değerleme, şeffaflık ve denetim ilkeleri aynı hassasiyetle gözetiliyor mu?
***
İhbar ve şikâyetlerde karşıma çıkan bir başka başlık ise kooperatifler. Son dönemde bazı kooperatiflerin, başta TOKİ olmak üzere devletin sunduğu imkânlardan diğer yapılara kıyasla daha avantajlı biçimde yararlandığı yönünde iddialar dile getiriliyor.
Değeri yüksek taşınmazların “kamu yararı” gerekçesiyle belirli yapılara tahsis edildiği öne sürülüyor.
Burada da kamuoyunun merak ettiği sorular aslında çok basit.
Kimler yararlanıyor? Hangi kriterler uygulanıyor?
Aynı şartları taşıyan başka kooperatifler neden aynı imkânlardan yararlanamıyor?
Vatandaşın diline yerleşen ifade ise oldukça çarpıcı:
“Devlet ödüyor, birileri kazanıyor.”
Bu cümle elbette tek başına bir gerçeğin kanıtı değildir. Ancak toplumda böyle bir kanaat oluşuyorsa, yapılması gereken bu kanaati küçümsemek değil; hangi uygulamaların bu algıya yol açtığını şeffaf biçimde ortaya koymaktır.
***
Yıllardır konuşulan bir başka dosya ise Dicle Nehri kıyısındaki Hazine arazileri.
Bir dönem bu alanlarda balık üretim çiftlikleri kurulacağı açıklandı. Projeler hazırlandı. Araziler tahsis edildi. Peki sonra ne oldu?
Tıpkı 80'lerin, 90'ların ve 2000'lerin yarım kalmış ya da amacına ulaşamamış bazı kamu yatırımlarında olduğu gibi, geride yine cevaplanmayı bekleyen sorular kaldı.
Balık çiftlikleri nerede? Üretim nerede? İstihdam nerede?
Eğer yıllar önce “balık üretim ve paketleme” amacıyla tahsis edilen bu taşınmazlar bugün aynı amaç doğrultusunda kullanılmıyorsa, bunun da kamuoyuna açıklanması gerekiyor.
Çünkü kamu arazisinin tahsis edilmesi kadar, tahsis amacının gerçekleşip gerçekleşmediği ve gerçekleşmediyse taşınmazın daha sonra ne olduğu da önemlidir.
***
Geçtiğimiz haftalarda gündeme gelen bir diğer konu ise imar değişiklikleri.
Sağlık tesisi, okul, spor alanı ve yeşil alanların imar planı değişiklikleriyle konut veya ticaret alanına dönüştürüldüğüne ilişkin tartışmalar kamuoyunda karşılık buluyor.
Bu konu diğerlerinden biraz daha farklı. Çünkü burada yalnızca bir taşınmazdan söz etmiyoruz.
Bir şehrin geleceğinden söz ediyoruz.
Bugün okul alanını konuta çevirdiğinizde yalnızca bir parselin kullanımını değiştirmiş olmuyorsunuz. Yarın o bölgede okul ihtiyacı ortaya çıktığında yeni bir alan bulmak zorunda kalıyorsunuz.
Spor alanı ortadan kalktığında çocukların ve gençlerin kullanacağı alanı azaltıyorsunuz. Yeşil alan yapılaşmaya açıldığında kentin nefes alma imkânını daraltıyorsunuz.
Sağlık tesisi için ayrılmış alanın niteliği değiştiğinde ise bunun etkisi yalnızca bugünün değil, yarının meselesi haline geliyor.
***
Kamuoyunda Orfîoğlu Vakfı'na ait olduğu belirtilen taşınmazlar konusunda da yıllardır çeşitli iddialar gündeme geliyor.
Bu taşınmazlardan elde edildiği öne sürülen gelirlerin Diyarbakır yerine başka şehirlerdeki yatırımlara yönlendirildiği iddiaları zaman zaman yeniden tartışmaya açılıyor.
Konuyla ilgili yargıya intikal ettiği belirtilen dosyaların bulunması da meselenin neden kamuoyunun dikkatini çektiğini gösteriyor. Burada tartışılması gereken yalnızca taşınmazın kime ait olduğu değildir.
Asıl mesele; taşınmazın nasıl değerlendirildiği, elde edilen gelirin nereye aktarıldığı ve bütün bu işlemlerin hangi hukuki ve idari çerçevede gerçekleştirildiğidir.
Ve elbette varsa yargı süreçlerinin bugün hangi aşamada bulunduğudur.
***
Şimdi bütün bu dosyaları yan yana koyalım. İlk bakışta birbirinden tamamen farklı görünüyor. Ancak hepsinin ortak bir noktası var:
Kamuya ait bir değer üzerinde karar veriliyor.
İşte asıl tartışma burada başlıyor. Kamu malı üzerinde tasarruf yetkisi elbette devlet kurumlarındadır. Ve o “kamu yararı” denilen olgunun hakikati olmalı!
Birkaç yaldızlı kelimeyle, vakıa geçiştirilmemeli!..
Kamu yararı; ölçülebilir, açıklanabilir ve denetlenebilir olmalıdır ki kamuya açık olabilsin!
***
Velhasılı kelam..
Demem o ki, kamu malının kimin için, hangi gerekçeyle ve hangi değer üzerinden el değiştirdiğinin herkes tarafından bilinmesi gerekir!
Çünkü…
Şeffaflık varsa kuşku azalır. Denetim varsa iddia ile gerçek birbirinden ayrılır. Hesap verilebilirlik varsa kamu vicdanı rahatlar.
Aksi halde her yeni dosya, bir öncekinden bağımsız görünse bile aynı soruyu yeniden gündeme getirir.
Devletin arazileri kimin için elden çıkarılıyor?
Bu sorunun cevabı, yalnızca ilgili kurumların değil, bütün kamu yönetiminin vermesi gereken bir cevaptır.
***
GÜNÜN SÖZÜ
Kamu malı emanettir; o emanete sahip çıkmanın ilk şartı, hesabını verebilmektir.
Yazarın Önceki Yazıları
Yorumlar