EĞİTİM, BÜTÇE VE VELİ!

Öğretim yılı başladı… Okullar yeniden cıvıl cıvıl. Öğrenciler öğretmenleriyle, öğretmenler öğrencileriyle buluştu.

Ne güzel… Ama okul zilini başka türlü duyanlar da var. Çocuğunun elinden tutup okula götürürken sevinmesi gerekirken cebindeki parayı hesaplayan anne-babalar…

Ah ki ah! Eğitim-öğretim yılının başlaması, birçok aile için yeni bir dönemin yanı sıra ağır bir ekonomik mücadelenin de başlangıcı.

Ders kitaplarının ücretsiz olması elbette önemli. Ancak eğitim yalnızca kitaptan ibaret değil. Çanta, kırtasiye, kıyafet, ayakkabı, beslenme, servis, ulaşım, sınav ve yardımcı kaynaklar…

Tek tek küçük görünen bu harcamalar, dar gelirli aileler için ciddi bir yük oluşturuyor. İki çocuğu olan için başka, üç çocuğu olan için başka…

Külfet bel büktürücü!

***

Yoksulluk artık yalnızca mutfağa değil, sınıfa da vakidir. Bir çocuk arkadaşının çantasına, ayakkabısına ya da beslenmesine bakıp “Benim neden yok?” diye soruyorsa, karşımızda yalnızca bir aile bütçesi sorunu yoktur. Toplumsal bir mesele vardır.

Üstelik eğitimdeki sıkıntılar yalnızca ailelerin bütçesiyle sınırlı değil. Diyarbakır'da yeni eğitim yılı öncesinde Eğitim-Sen'in açıkladığı veriler, ekonomik yükün yanı sıra sınıflardaki ve okullardaki fiziki koşulların da ciddi sorunlar barındırdığını gösteriyor.

Özellikle Oğlaklı TOKİ bölgesinde sınıf mevcutlarının 60-72 öğrenciye kadar çıktığı, bazı sıralarda ise 3-4 öğrencinin birlikte oturmak zorunda kaldığı ifade ediliyor. Yeni yerleşim bölgelerinde artan nüfus mevcut okul kapasitesini aşarken öğretmen açığının da ciddi boyutlara ulaştığı belirtiliyor.

72 öğrenci aynı sınıfta nasıl eğitim görecek?

Öğretmen o sınıfta her çocuğa nasıl ulaşacak? Çocuğun soru sormaya, öğretmenin birebir ilgilenmeye, sınıfın sağlıklı bir ders ortamına kavuşmaya ne kadar imkânı olacak?

Eğitim, öğrenciyi bir sıraya oturtmaktan ibaret değil.

Çocuğun gelişimini takip etmek, eksiklerini görmek, yeteneğini keşfetmek ve ona dokunabilmek için sınıf mevcudunun makul sınırlar içinde olması gerekiyor.

Üstelik tablo Oğlaklı TOKİ ile de sınırlı görünmüyor. Eğitim-Sen açıklamasına göre Yenişehir'deki Aziziye Ortaokulu'nda sınıf mevcutları 58-60'a, Bağlar gibi yoğun nüfuslu ilçelerde ise 40-50 bandına çıkabiliyor.

***

Bu rakamların her birinin karşısında bir çocuk, bir öğretmen ve bir gelecek var.

Çocuk, ailesinin gelir düzeyinin sorumlusu değildir.

Geçtiğimiz günlerde bir velinin anlattığı yaşanmışlık da eğitimde fırsat eşitliği meselesinin başka bir boyutunu ortaya koyuyor.

Başarılı, sınıf birincisi, 12. sınıfta ve üniversiteye hazırlanan bir öğrenci… Üç çocuklu ailenin ekonomik şartları ağırlaşınca özel okul ücretini karşılamak mümkün olmuyor.

Çocuk okul değiştirmek zorunda kalıyor. Burada devlet okulunu küçümsemek elbette söz konusu değil. Asıl mesele, bir öğrencinin eğitim yolunu yeteneği ve hayalleri yerine ailesinin ekonomik gücünün belirlemeye başlaması.

Bu noktada eğitimde fırsat eşitliğini yeniden düşünmek gerekiyor.

En zor görev yine velilerimize düşüyor. Çocuklarının geleceği için fedakârlık yapacaklar, çırpınacaklar.

Fakat sınav yarışı da çoktan başladı. Dershaneler açıldı, özel dersler başladı. En başarılı öğrenciler bile “önce okul” değil, “önce dershane, önce özel ders” diyorsa, burada durup düşünmek zorundayız.

Okul yetmiyorsa neden yetmiyor?

Üstelik okulun yeterliliğini yalnızca sınav başarısıyla ölçmek de doğru değil. Öğrenciye güvenli, temiz, sağlıklı ve nitelikli bir eğitim ortamı sunulabiliyor mu? Asıl sorulardan biri de bu.

Yeni öğretim yılında sınavla öğrenci alan liselerin sayısının azaltılacağı söyleniyor.

Daha önce de azaltılmıştı. Ne değişti? Hangi liseler sınavla öğrenci alacak? Kimler sınava girecek? Herkes girecekse değişen ne olacak?

Velinin ve öğrencinin önünü görebilmesi için yeni sistem artık açıkça anlatılmalı.

Eğitim sistemi, çocukların hayatını sürekli değişen uygulamaların deneme alanına çevirmemeli. “Yaparız, olmazsa değiştiririz” anlayışının bedelini her defasında öğrenciler ödüyor.

 

***

Bir başka önemli sorun ise okuldan kopan çocuklar. Ders başı yapılmasına rağmen hâlâ kaydını yaptırmayan veya yerleştirildiği okula gitmek istemeyen öğrenciler var.

Ki bunların ekseriyeti, mevsimlik tarım işçilerinin evlatları! Hep geride kalanlar…

Yıllardır atılan bir slogan var: Hiçbir çocuk ne okulda ne de işte kalanlar kervanına katılmamalı.

Zorunlu eğitim çağındaki bir çocuğu okulda tutamıyorsak, dönüp sistemi sorgulamak zorundayız.

Açık ve uzaktan eğitimin zorunlu eğitim çağındaki çocuklar için örgün eğitime alternatif hâle gelmesinin sonuçları da ayrıca değerlendirilmelidir.

Çünkü eğitimde atılan her adım milyonlarca çocuğun hayatına dokunuyor.

Tek bir öğrenci bile sistemin dışında bırakılmamalı.

***

Diyarbakır'daki tabloya bakınca bir başka çarpıcı veri daha karşımıza çıkıyor.

Eğitim-Sen'in açıklamasına göre kentte 2 binin üzerinde ücretli öğretmen görev yapıyor. Aynı açıklamada bir yandan norm kadro fazlası öğretmenlerin bulunması, diğer yandan öğretmen açığı yaşanması da dikkat çekici bir çelişki olarak ortaya konuluyor.

Bir yerde öğretmen fazlası, başka bir yerde öğretmen açığı… Bir yerde 72 öğrencilik sınıf, başka bir yerde boş kalan derslik…

Burada yalnızca öğretmen sayısını değil, planlamayı ve dağılımı da konuşmak gerekiyor. İhtiyaç ile mevcut imkânlar doğru buluşturulamadığında ortaya çıkan tabloyu yine çocuklar taşıyor.

Güvenlik, hijyen, beslenme ve öğretmenlerin özlük hakları da bu tablonun dışında tutulamaz.

Çocuklarımızın yalnızca okula gitmesi yetmez. Güvenli bir okulda olmalı, sağlıklı beslenmeli, temiz bir ortamda eğitim görmeli ve nitelikli öğretmenlerle buluşmalı.

 

***

Son yıllarda vuku bulan şiddet sarmalı malum. İvedilik ister okulda güvenlik…

Nitekim Eğitim-Sen'in açıklamasında Diyarbakır'da yaklaşık 62 bin öğrencinin taşımalı eğitimle okula ulaştığı, bazı okullarda fiziki altyapı, hijyen ve güvenlik sorunlarının sürdüğü, eğitim masraflarının da veliler üzerindeki yükü artırdığı ifade ediliyor.

Kırsal bölgelerdeki tablo ise ayrıca düşündürücü.

Hazro ve Çınar başta olmak üzere bazı kırsal bölgelerde kömürlük, lojman ve yatak odası gibi alanların dersliğe dönüştürüldüğü, bazı okullarda sınıfların fiziki şartlarının eğitim için yeterli olmadığı ifade ediliyor.

Öğretmenin ders anlatacağı, öğrencinin nefes alacağı, eğitim materyallerinin düzenleneceği uygun alanlar yoksa yalnızca “kaç okul yaptık?” sorusuna bakmak yeterli mi?

Eğitim binadan ibaret değildir. Ama uygun bina olmadan da nitelikli eğitimden söz etmek kolay değildir.

Sorunlar elbette olacak. Dünyanın her yerinde eğitim sistemleri çeşitli sancılar yaşıyor. Önemli olan sorunları halının altına süpürmek değil, görmek ve çözmek için irade ortaya koyabilmek.

Bugün ekonomik şartlar ağır olabilir. Kaynaklarımız sınırsız olmayabilir. Ama bir ülke, en zor döneminde bile çocuklarından tasarruf etmemeli.

Eğitimde yapılan en küçük bir tasarruf, geleceğimizden yapılan bir tasarruftur.

Bir çocuğun çantası, ayakkabısı ya da beslenme çantası değil mesele.

 

***

 

Mesele, yarının Türkiye'sidir. Bir veli feryat ediyor: “Çocuğumu okutmak istiyorum ama ekonomik şartlar beni zorluyor.”

Bu sesi duymak zorundayız. Eğitim, parası olanın daha iyi; olmayanın daha az aldığı bir hizmete dönüşmemeli. Bir çocuğun geleceği ailesinin maaş bordrosuna bağlanmamalı.

Çocuklarımızdan tasarruf etmeyelim.

Çünkü onlar bizim geleceğimiz. Ve artık bunu söylemek yetmez. Gereğini yapmak gerekir.

Çünkü 72 öğrencinin aynı sınıfta eğitim görmek zorunda kaldığı bir yerde mesele yalnızca sınıf mevcudu değildir.

Mesele, eğitim sisteminin çocuğa ne kadar yer açabildiğidir.

Mesele, her çocuğa eşit bir gelecek bırakıp bırakamayacağımızdır.

***

 

GÜNÜN SÖZÜ

Çocuklarımızdan tasarruf etmek, geleceğimizden eksiltmektir.


Yorumlar

Yorum Yap